Sen ol yeni günün sahibi – Güray Öz (BirGün)

Kısacası örgütlenme güncelle kavgası olanlarla “armudun sapı üzümün çöpü” demeden bir araya gelmek, güncelin sana dayattığı sorunun üstüne üstüne hep birlikte yürümektir. Yürüdün ama boyun eğdiremediysen güncelin çözüm bekleyen sorularına, baştan başlayacaksın, sakın unutma, unutma sakın, tek bir söz geçerlidir bu durumlarda; yılmayacaksın

Sen ol yeni günün sahibi – Güray Öz (BirGün)

Şimdi okuyacağınız cümleleri ben yazmadım; bir gece yarısı odama giren biraz Nazım Hikmet’i, biraz Trier’de doğmuş şair olmak hevesiyle Jenny’ye mektuplar yazan Magripliyi andıran birinin sözleridir. Sürç-i lisan varsa onundur, benim değil.

***

“Zamanın Ruhu” fiyakalı deyişinin bir başka söylenişi değil benim söylediğim; o daha çok uyum kokuyor; o bizi konformizmin uykulu, mutlu ve esrik mahallesine çağırıyor. Benim dediğim “güncelden kopmamak- güncele boyun eğmemek”, olup biteni anlamak, gereğini yapmaya çalışmak anlamındadır. Güncelden koptunuz mu, hayal dünyasına dalar, kovboy filminden çıktıktan sonra bir süre kollarını hafifçe açarak yürüyen, kendini her attığını vuran kahraman silahşör gibi hissedenlere benzersiniz. Güncelden kopmamanın ölçütü ölçüsü, o günün görevini atlamamak o günün sorularına yanıt verebilmek, o yanıtları örgütleyebilmek demektir; bak bu “örgütleyebilmek” lafına mim koy sen, aklına ilk gelen anlamına takılıp kalma.

Ya “güncele boyun eğmemek” ne oluyor?

***

Güncele boyun eğmemek anlaşılması biraz daha karmaşık olan durumlara ilişkindir. Karmaşık, çünkü güncelin içinden çıkıyor ama günceli inkâr ediyor; güncelle kavga ediyor, hayalin ışığını güncelin üstüne düşürüyor, biraz kovboyluk tamam ama onunla yetinmiyor, kavganın koşuluna kuralına bakmadan, fazla ince eleyip sık dokumadan vuruyor güncelin kafasına,

Kafasına dedimse, aklına, bilincine, kavrayışına, çünkü mesele daha çok düşünmeyle, düşünceyi örgütlemekle ilgilidir.

***

Demek ki güncelden kopmamak için de, ona boyun eğmemek için de örgütlenmek denilen esrarlı kapıdan geçmek gerekiyor. Bu örgütlenme dediğim, devletlerin “işte bu kafes, örgütlenmedir, üçer üçer girilir, villaya benzer, kapısı demirden, çıkışı emirdendir, hücreyse hücre, doğal değilse de pek romantiktir” dedikleri şey mi benim anlam yüklediğim örgütlenme? Tabi ki değil, o başka bir şeydir. O, mücadeleyi sınırlayandır, elinden gelse düşünmeyi sana yasak eden, “dar alanda rövaşataya” zorlayandır. Seni hep buna zorlamadılar mı? Yasağın dar alanında elin kolun bağlı kalsın istemediler mi? Sen hep o dar alanda düşünmekte ne kadar zorlandığını görüp yaşamadın mı? O mecburiyet sana hep o zinciri kırmaktan başka program bırakmaz; düşünceyi tutsak etmeye niyetlenir, devlet de inşa etse, sen kendi kendine kurup girsen de aynıdır, hücre hücredir, geç onu. Düşünmeyi yasaklayan her şeyi geç. Onu geç.

***

Tamam geçtik. Birincisi; örgütlenme, güncelin en hassas noktasını yakalamak, orada birikmek, elbirliğiyle oradan yürümektir, ilerlemek, hızlanmak ve koşmaktır. İkincisi bu işler yalnız olmaz, solo işi değil koro hem de polifonik yani çok sesli koro işidir bu işler; dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar, mahallenin genç kız ve erkekleri, görmüş geçirmiş “ölüm adın kalleş olsun” diyen ozanlar, “biz zamanında Laz İsmail’in takasıyla geçtiydik koca denizi” diyen yaşlı devrimciler gerekir ki onlarda günceli aşmanın sırları vardır. Kısacası örgütlenme güncelle kavgası olanlarla “armudun sapı üzümün çöpü” demeden bir araya gelmek, güncelin sana dayattığı sorunun üstüne üstüne hep birlikte yürümektir. Yürüdün ama boyun eğdiremediysen güncelin çözüm bekleyen sorularına, baştan başlayacaksın, sakın unutma, unutma sakın, tek bir söz geçerlidir bu durumlarda; yılmayacaksın.

***

Örgütlenme denilince, “kitaba da bakmayalım mı?” diye sorulur, böyle soranın ya niyeti kötüdür ya da kabahat sende, iyi anlatamadın. Sık sık ve kesinlikle alıcı gözle bakalım, ama oralarda ille de bir formül, bir şema arayıp bulmayalım; arayınca buluruz çünkü işte o zaman duvara çarpacağımız kesin demektir. O ustaların dediği gibidir; tarih yinelemez kendini, yineleseydi ikincisi kesinlikle komedi, trajedi, hatta sonu pek kötü bitecek drama olurdu. Sakın yanlış anlaşılmasın; tarihsel olanı gözden uzak tutmayacak, maddenin hareketini es geçmeyeceksin; medresenin tekrarı yanlış anlayan, rahledeki “kutsal yazıyı” öne arkaya sallanarak okuyan, ne yazıyor burada diye soramayan talebesi gibi ezber etmeyeceksin. Senin kitapların canlı balık çiftliği değil, olta, ağ, misina satan dükkânlar olduğunu düşünsen daha iyi olur. Hepsini gör, hepsini oku ama bil ki güncel olan yenidir, hep yeni sorular sorar, onlara yeni yanıtlar vermen gerekir. Onların anahtarı yine o kitaplardadır, ama çoğu zaman lafzında değil ruhunda, onların neredeyse yanılmaz mantığındadır.

Unutma okumak dediğin tek taraflı bir iş değil, hani ne diyorlar zamanımızın bilişimcileri, “interaktiftir”; kitabın sana – senin kitaba alıp verdiğinizdir. O nedenle kitap kurtları “her okuyuşumda yeni bir şey gördüm yeni bir şey anladım” derler. Senin kavrayışındadır aradığın yanıt, sendedir, kitabın ezberinde değil.

***

“Bu nasıl bir teori düşmanlığıdır” diyene de kulak asma; söylediğimizde düşmanlık yok çünkü tam tersidir. İlk çağlardan bu yana olup biteni, geleceğin ışığını göreni, yok ülkeyi, ü-topyayı hayal edeni, yazanı çizeni, bilimin diyalektiğini, onu geliştireni, Marx’ı, Engels’i Lenin’i daha pek çok sosyal bilimciyi, devrimciyi, fizikçiyi, kuantum derinliğinde gelecek arayanı, işini iyi yapanı, kötü yapanı okuyoruz, onların yazdıklarında, olmazsa olmaz eylemlerinde önümüzdeki sorunla ilgili yanıtları arıyoruz. Onlarsız yürüyemeyiz hiç kuşku yok, ama “değişeni gözden kaçırmayın, akıp giden bir ırmakta bir kere bile yıkanamazsın�� diyenler onlardı, “akıyordu su gösterip aynasında söğüt ağaçlarını” diyenler de yine onlar. Onların yazdıklarının her satırı gerek bize, aklımızla fikrimizle yanıt bekleyen soruya başka nasıl yanıt verebiliriz ki. Ama yine de unutmuyoruz, zaman tek boyutludur ama hep yenilenir, uzamın boyutları sonsuzdur; harekettir asıl olan, soru hep taze ve inatçıdır, öyleyse kitabın sağına soluna satır aralarına dipnot düşmenin zamanıdır.

***

Demek ki hiç bir koşulda boyun eğmeyeceksin. Güncelden kopmayacak, güncele eyvallah demeyeceksin. Gün geçip giderken sensiz gitmeyecek, sen yeni günün sahibi olana kadar uğraşacaksın. Ne zaman yeni gün senindir, ne zaman o yeni günü kardeşlerinle, dostların, yoldaşların, mahallenin genç kız ve delikanlılarıyla, zamanı eskitip yüzlerinde bilgeliğin ışığını taşıyanlarla karşıladın, işte o zaman gururu bir yana bırakıp, “işte bak güneş yeni bir güne doğdu, önümüzde yeni bir gün, yeni bir güncel var, ne çok soru var burada, bu yeni günde” diyecek yeniden işe girişeceksin.

“Yok artık, rahat yok mu bize bu hayatta” deme, çünkü hayat budur zaten; “artık durup biraz nefes alsak” deme, durduğunda nefesinin kesileceğini bil de sıkı sıkı sarıl bu hayata.

Hem biliyor musun, yenilenler “tamam oldu, başardık, hepsi bu kadar ” dedikleri için yenildiler.

Biliyor musun, duranlar hep düştü… Sen düşme…

Kaynak: BirGün