Irak’ta halk isyanı: “Kurşun değil, ekmek istiyoruz”

Irak’taki isyanı tetikleyen esas unsur emperyalizmin dayatması değil kendi iç dinamikleriyle gelişen halk hareketlerinin dayatmasıdır. Uluslararası ve/veya bölgesel güçlerin krizi fırsata çevirmeye çalışması bu gerçeği değiştirmemektedir

Irak’ta halk isyanı: “Kurşun değil, ekmek istiyoruz”

2019 yılı, Mağrip’ten Maşrık’a yeni bir halk isyanı dalgasının yılı oldu. Tunus, Cezayir, Ürdün ve Sudan’daki isyanları, üzerindeki ölü toprağı atan Mısır ile son olarak Irak ve Lübnan’daki isyanlar takip etti. Bu ülkelerin gerek kendine özgü siyasi koşulları gerekse iç dinamikleri bakımından farklılıkları olsa da benzer sosyoekonomik sorunları bulunuyor: Yoksulluk, eşitsizlik ve güvencesizlik.[1] Bundan 9 yıl önce başlayan ilk dalgada, “tek adam” rejimlerinin şahsında somutlaşan neoliberal politikalara isyan eden kitleler, bugün Lübnan ve Irak’ta etnik-mezhepsel rejimleri hedef alıyor. Lübnan ve Irak halkının, ülkelerinin uluslararası ve bölgesel güçlerin çatışma sahası olmasına karşı çıkışları da onları diğer isyanlardan ayıran önemli bir unsur olarak ön plana çıkıyor.

“Kurtul zincirlerinden ey vatan”

Iraklılar 2011, 2013, 2015-16 ve 2018’deki protestolarda olduğu gibi, bir kez daha işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk ve kamu hizmeti yetersizliği nedeniyle[2] 1 Ekim’de sokaklara döküldü.

6 gün boyunca aralıksız süren ilk dalga, başkent Bağdat ve “ekonomik başkent” Basra ile Nasıriye, Amara, Samava, Hille gibi kentlerde yoğunlaştı. Erbain törenleri nedeniyle verilen kısa aranın ardından 25 Ekim’de yeniden başlayan protestolar, bu kez Bağdat ve Basra’nın yanı sıra Divaniye, Zikar, Meysan, Müsenna, Kerbela ve Necef gibi Şiilerin yoğun olduğu bölgelere de yayıldı.

Ne Adil Abdülmehdi hükümetinin açıkladığı reform paketleri ne de en az 330 kişinin hayatını kaybettiği ve 15 binden fazla kişi yaralandığı kolluk kuvvetlerinin yoğun saldırıları eylemleri dindirebildi. Sokakları terk etmeyen Iraklılar, ülkelerinin ABD ve İran’ın çatışma sahası olmasına karşı çıkıyor. Bu durum Bağdat Tahrir Meydanı’ndaki duvar yazılarına şöyle yansıyor: “Kurtul zincirlerinden ey vatan!”

“Dış güçler” mi?

2016’nın son aylarından 2017 Aralık ayına kadar “IŞİD’e karşı savaş”la etnik ve mezhepsel gerilimin doruğa çıktığı Irak’ta, savaşın son bulması üzerine toplumsal hoşnutsuzluk bu gerilimleri aşan biçimlerde gün yüzüne çıktı. Bu da mezhep temelli siyasi güçleri rahatsız etmeye başladı.

Savaş sürecinde güvenlik aygıtındaki konumunu tahkim eden ve “Fetih İttifakı” adıyla 12 Mayıs 2018’deki genel seçimler sonucunda mecliste de güçlü bir grup haline İran destekli Haşd el-Şaabi (Gönüllü Halk Güçleri), “büyük fitne” olarak nitelendirdiği protestolarda ABD-İsrail’in parmağı olduğunu savunuyor. Hükümet, eylemler sırasında resmi binaların ve büyükelçiliklerin bulunduğu “Yeşil Bölge”nin korunması görevini örgüte verdi. Buna karşılık eylemciler, 25 Ekim’de ikinci dalganın başlamasıyla birlikte “Yeşil Bölge”nin yanı sıra Haşd el-Şaabi bileşenlerine ait binaları hedef aldı. Eylemciler ayrıca, ABD’li petrol şirketi ExxonMobil’e peşkeş çekilen, devlete ait Güney Petrol Şirketi’nin Zikar’daki binasına “Halkın talimatıyla kapatıldı” yazılı pankart astı; Meysan Petrol Şirketi’ne girişleri kapattı.[3]

Tabandaki öfkeyi hakir görüp, “dış güçler” söylemini öne çıkaranlara yanıt yine sokaktan, Sadr kentinde katledilen bir protestocunun annesinden geldi: “Oğlum El-Ba’ac’da Haşd el-Şaabi ile birlikte IŞİD’e karşı savaştı. Protestocuları Baasçı olmakla nasıl suçlayabilirler? Oğlum Irak için bu hükümetten daha fazlasını yaptı.[4]

Diğer yandan onbinlerce kişinin günlerdir sokakları terk etmediği ülkede, sınıfsal öfkeyi maniple edecek bir mezhepçi şiddet ortamı körükleniyor. Eylemlerin Bağdat’taki merkezi Tahrir Meydanı’nda 15 Kasım gecesi bombalı araç infilak etti, henüz hiçbir grubun üstlenmediği bu karanlık saldırıya rağmen Iraklılar sokakları terk etmedi. Nedenini ise protestoları destekleyen yazar Ömer Habib, Twitter paylaşımında şöyle özetledi: “Bu tür saldırılar mağlup edilenlerin eylemleridir ve kimseyi korkutmaz.[5]

Çelişki halklar arasında değil

Sünnilerin ve Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerin isyana katılımına dair veriler sınırlı. Çünkü gerek “IŞİD karşıtı savaş” sonrası yıkımın, gerekse 2017’de Kerkük’e yönelik askeri operasyonun etkileri sürüyor.

Diğer yandan, hükümetin isyana yönelik saldırıların duyurulmasını ve eylemcilerin haberleşmesini engellemek için ülkedeki internet erişimini kesmesinin ardından Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde internet erişimine sahip olan gençler, tüm dünyanın görmesi için isyana dair çevrimiçi videolar yükledi. Bağdat’a giden yollar kapatılmış olmasına rağmen, Sünni yoğunluklu Anbar vilayetinden gençlerin protestolara katılmak için kente gitmeye çalıştığına ilişkin aktarımlar basına yansıdı.[6]

2015’teki kitle eylemlerinin meşhur sloganını da unutmamak gerek: “Ne Şiilik ne Sünnilik, laiklik laiklik!

“Kurşun değil, ekmek istiyoruz”[7]

Gençliğin öne çıktığı eylemlere lise ve üniversite öğrencilerinden öğretmenlere, doktorlardan sanatçılara, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri ile Irak Komünist Partisi (IKP) bağlantılı Irak İşçi Sendikaları Federasyonu (IFTU) ve Irak Komünist İşçi Partisi bağlantılı Irak İşçi Konseyleri ve Sendikaları Federasyonu (FWCUI)[8] gibi iki büyük işçi örgütünün yanı sıra Basra İşçi Sendikaları Federasyonu ve Irak Petrol Sendikaları Federasyonu gibi sanayi işkolunda öne çıkan sendikalar da katılıyor.

Hükümetin istifası ve seçim yasasının değişmesi, yolsuzlukla mücadele, kamu hizmetlerinin sağlanması, istihdamın artırılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, eylemcileri öldüren ve yaralayan kolluk kuvvetlerinin yargılanması taleplerinde hemen hemen tüm kesimler ortaklaşmış durumda.

2018’deki genel seçimleri kazanan Sadr Hareketi öncülüğünde kurulan, aralarında IKP ile laik ve ulusalcı partilerin de yer aldığı “Sairun” (Reforma Yürüyüş) Koalisyonu da Meclis’te muhalefete geçerek eylemleri desteklediğini açıkladı. IKP’li iki milletvekili ise istifa etti ve IKP Merkez Komite’den yapılan açıklamada “gerçek değişimin zamanının geldiği” belirtilerek “Ülkenin yurttaşlık, gerçek demokrasi ve toplumsal adalet çerçevesinde yeniden inşasını ve halkın onuru, özgürlüğü, iyi yaşamasını sağlayacak yeni ve farklı bir duruma yönelik bir yolun açılmasının da zamanı gelmiştir” dedi.[9]

Ancak Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Ulusal Hikmet lideri Ammar el-Hekim ve eski Başbakan, Nasır Koalisyonu lideri Haydar el-İbadi gibi egemen aktörlerin eylemlerden yana tutum alıp, halkın taleplerini söylem olarak desteklemesi ise diğer aktörlerle yapılacak iktidar pazarlığında ellerini güçlendirme hesabından ileri gitmiyor.

İsyanları tetikleyen esas unsur

2010’da başlayan Arap isyanlarında olduğu gibi bugün de emperyalizmin, gelişmelerin seyrine göre ve kendi çıkarları doğrultusunda tutum belirlediği bir durum açığa çıktı; ABD ülkedeki İran etkisini hedef alan çıkışlara ekim ayı sonunda başladı.[10] Irak’taki isyanı tetikleyen esas unsur emperyalizmin dayatması değil kendi iç dinamikleriyle gelişen halk hareketlerinin dayatmasıdır.[11] Uluslararası ve/veya bölgesel güçlerin krizi fırsata çevirmeye çalışması bu gerçeği değiştirmemektedir.

İsyanın kendiliğindenci karakteri, gerek eylemci profili gerekse emek-meslek örgütleri ve sendikaların kitlesel katılımının da etkisiyle kısmen aşılıp birçok ortak talep etrafında birleşilebildi. Ancak isyanın iktidar hedefli bir ortak harekete bürünebilmesi kısa-orta vadede zor görünüyor.

Dipnotlar:

[1] Gilbert Achcar, 2010’da başlayan Arap isyanlarının toplumsal, ekonomik ve tarihsel arka planına ilişkin incelemesinde, Arap bölgesindeki nüfusun karşı karşıya kaldığı toplumsal durumu üç kelimeyle özetler: Yoksulluk, eşitsizlik ve güvencesizlik. (Gilbert Achcar, “Halk İstiyor”, Çev. Sanem Öztürk, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2014, s.27.)

[2] 2003’teki ABD işgali sonrası Irak’ta iyice “kronikleşen” sorunları açmakta fayda var: Kanıtlanmış petrol rezervleri açısından dünyada beşinci sırada olmasına rağmen ülkedeki elektrik, su, sağlık, ulaşım gibi temel kamu hizmetleri oldukça yetersiz. Ülkenin her yıl elde ettiği milyarlarca dolar petrol geliri, çokuluslu petrol şirketlerinin ve onların yerli işbirlikçilerinin cebine gidiyor.

Dünya Bankası verilerine göre, Irak’ın 38 milyonluk nüfusunun yaklaşık 7 milyonu yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve genç işsizlik oranı yüzde 25 ki gerçek oranların daha yüksek olduğu düşünülüyor.

Ülkede yetersiz beslenme oldukça yaygın durumda ve çoğu hanehalkının düzenli bir su kaynağına erişimi bulunmuyor. Sürekli kesintilerle karşı karşıya olan halk, tankerler ya da kuyularla su ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Ayrıca ABD işgali, IŞİD’e karşı savaş süreçlerinde yüz binlerce ev yerle bir edildi ve milyonlarca insan yerinden oldu.

[3]Demonstrators shut down government departments and an oil company southern Iraq”, Shafaq News, 12 Kasım 2019.

[4] Haley Bobseine, “Iraqi youth protesters: Who they are, what they want, and what’s next”, mei.edu, 14 Ekim 2019.

[5] https://twitter.com/TheOmarHabeeb/status/1195442046766592001

[6] Aktaran: Haley Bobseine.

[7]Iraqi unions: We want bread, not bullets”, industriall-union.org, 31 Ekim 2019.

[8] Sendikanın Facebook adresinde eylemlere ilişkin paylaşımlar yer alıyor.

[9]Irak Komünist Partisi’nden istifa ve erken seçim çağrısı”, soL Haber Portalı, 28 Ekim 2019.

[10] ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 1 Kasım ve 6 Kasım tarihli tweetlerinde Bağdat’a Irak halkının meşru taleplerini dinleme çağrısı yaptı ve hem Irak hem de Lübnan’daki protestolardan İran’ı sorumlu tuttu.

[11] Levent Kara, “Ortadoğu’da sınıf eksenli yeni bir siyasallaşma süreci”, Halkın Devrimci Yolu, Sayı 7, İstanbul, 2011, s.89.