CHP’ye kim operasyon çekiyor?

CHP içerisinde, doğrudan devleti elinde tutan gücün kararlarına göre hareket eden bir kanat var. Bunlar CHP’yi “devlet kuran parti” olarak sistemin gerçek sahibi olarak görüyor. Bu güç odağı CHP’nin Kürtlerle olası bir ittifakına kesinlikle karşı. Bu güç odağına Oda TV, Sözcü, Cumhuriyet, Yeniçağ, Korkusuz gibi yayınlar aktif destek veriyor. CHP’nin HDP ile olası yakınlaşmasını engellemek için Kılıçdaroğlu üzerinde çok yönlü bir baskı kurmaya başladılar

CHP’ye kim operasyon çekiyor?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın CHP’yi dizayn etmek için CHP’li birini çağırıp, “CHP lideri olmalısın, ülkenin bekası için bu gerekli” dediği iddiasını Sözcü gazetesinin başyazarı ve deneyimli gazeteci Rahmi Turan köşesinden duyurdu. Bu iddia bir anda Türkiye’nin ilk politik gündem maddesi haline geldi. 31 Mart 2019’da yapılan Yerel Seçimlerde önemli bir başarı elde eden CHP’nin bu politik başarısını devam ettirmesi oldukça önemseniyordu. CHP’li birinin liderlik için Erdoğan’la görüştüğü iddiası CHP Genel Merkezi tarafından yalanlanmadığı gibi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Fox’ta katıldığı bir programda adeta iddiayı doğrular gibi konuşması, bir anda politik gündemin merkezine oturdu. Erdoğan’ın CHP’yi dizayn ederek iktidarını korumaya çalıştığı iddiası ön plana çıktı. Ancak gelişmeler tersten işlemeye başladı. Saraydakiler böyle bir görüşmenin hiç olmadığını belirttiler ve böyle bir iddiayı kesin dille reddettiler. AKP’nin bu durumu kullanarak pozisyon belirleyip karşı politik atağa geçmesinin de ötesinde, bu durumun CHP içerisinde çok daha ciddi tartışmalara yol açacağı anlaşılıyor.

Haber neden Rahmi Turan’a havale edildi?

R. Turan’ın kaynağı bir başka gazeteci ve bilinen bir haber sitesinin sahibi olan Talat Atilla, kendisi bu haberi yapmıyor. R. Turan’a havale ediyor. Hâlbuki gazetecilik mantığı bakımından bu çok önemli bir haber ve normalde kimse bir başka gazeteciye havale etmek istemez. Talat Atilla ise tersine bunu ısrarla kendisi dışında bir başka gazeteciye yaptırmak istiyor. Tabii, plan farklı olduğu için kamuoyunda güvenilirliği ve saygınlığı olan bir gazeteci tarafından yapılması “haberin ilgi çekmesi ve dikkate alınması” bakımından önemlidir. R. Turan, genç ve tecrübesiz bir gazeteci edasıyla bu haberin üzerine atlayarak boş bulunup acemilik mi yaptı yoksa bu bir planın bilinçli bir parçası mı?

Sözcü gazetesi bakımından dikkat çeken birkaç soru var? Birincisi Sözcü gazetesi bilinçli olarak seçilmiş. Örneğin bu haber neden Fatih Altaylı’ya verilmedi veya doğrudan Fox Tv’ye servis edilmedi? Ayrıca Sözcü’den bu haber Uğur Dündar’a ve başka gazetecilere de servis edilmiş. Ancak U. Dündar, haber kaynağını güvenilir görmemiş, Muharrem İnce ile görüşmüş, inandırıcı bulmamış ve haberi yapmamış. Peki, Dündar, bu haber için Sözcü gazetesinin yönetimini uyardı mı? Ya da gazeteci olarak böyle bir komplonun olabileceği konusunda CHP yönetiminden bir bilgi almış mı? Bunlar şu nedenle önemli; böylesi ciddi bir haberin CHP içerisinde politik bir kriz yaratacağı ve yeni çatışmalara-rekabete yol açacağı kolayca tahmin edilebilecek bir durum. Sözcü gazetesinin birçok yazarı R. Turan’ın haberinden sonra tam bir koro halinde CHP yönetimine yönelik eleştirinin dozunu arttırdılar.

İlk tepkinin Muharrem İnce’den gelmesi bir tesadüf mü?

Bu habere ilk tepki “Kimse bu kişi ortaya çıkartılsın!” açıklamasıyla Muharrem İnce’den geldi. Neden ilk tepki İnce’den geldi? Psikolojik olarak bu olayın muhataplarından biri mi? Aksi takdirde neden ilk tepkiyi kendisi versin? Soruları akla geldi. Anlaşılıyor ki, M. İnce’nin böylesi bir iddiadan, önceden haberi varmış.

Rahmi Turan bu iddiayı köşesine taşıdığında aklıma İnce gelmedi, tersine CHP içerisinde oluşan farklı güç odaklarında ön plana çıkan birkaç kişi olabileceğini düşündüm. Mesela Saray’ın kapısını yapan şirketin sahibi olup CHP Merkez Yürütme Kurulunda yer alan biri olabilirdi. Kayınbabasının Fox TV’nin %15’ine sahip olduğu iddia edilen ve CHP’de önemli bir ağırlığı olan şahıs olabilirdi. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ciddi bir prestij kaybına uğrayan, CHP seçmeni karşısında etkisi sıfıra inen İnce’nin isminin ön plana çıkmış olması, bu işin çok acemice kurgulandığını gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağırıp konuştuğu kişinin kim olduğu konuşulurken, M. İnce ilk refleksi gösteriyor; “Bunun benimle ilgisi yok” diyor. M. İnce, böylesi bir olay için isminin geçtiğini daha önceden biliyor, yani öğrenmiş. Ancak sessiz kalıyor, genel merkezi uyarmıyor. Kılıçdaroğlu’nu arayıp böyle bir planın hazırlandığı ve partinin dikkatli olması gerektiği konusunda bir bilgilendirme yapmıyor.

Bu planın kamuoyuna sızacağından emin olduğu için adeta tetikte bekliyor. CHP Genel Merkezi tarafından kendisini ‘kumpas’ kurulduğunu ileri sürerek aslında 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde gece yaşananlardaki basiretsizliğini temize çıkartmaya çalıştığı anlaşılıyor. CHP seçmeni karşısında ciddi bir prestij kaybı yaşadı. Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu ilan etse de kamuoyu yoklamalarında destek %3’ü geçmiyor. İmamoğlu ise %27-30 bandında görülüyor. Bu olaydan mağduriyet yaratarak CHP içerisindeki politik denklem içerisinde yerini almak istiyor.

Devletin bekası için yan yana durmakta tereddüt etmezler

Öncelikli olarak devlet tek odaklı değil, farklı politik eğilimleri içerisinde barındırıyor. Stratejik olarak ortaklaşan fakat politik eğilimleri farklı olan birçok parti kurulur. Sistemi yöneten güç, uluslararası gelişmelere, bölgesel değişmelere ve iç politik faktörlere bağlı olarak farklı eğilimleri ön plana çıkartabilir. Farklı gruplar kendi aralarında ciddi tartışmalara girerler, hükümet olmak için rekabet ederler, çatışırlar. Bunları politikanın gündelik ilişkilerinde görüyoruz. Öyle ki birbirlerine küfür, hakaret etmekten, karşılıklı komplo kurmaktan geri durmazlar. Ancak devlet aklının stratejisi tek: Devletin bekasını korumak. Sonuçta birbirleriyle yarışanlar, hakaret, küfür ve kavga edenler, ‘devletin yüksek çıkarları’ için koşulsuz anlaşırlar. Örneğin Bahçeli-Erdoğan ilişkisi bunun somut örneğidir. Birbirlerine “ahlaksız, alçak, namussuz, şahsiyetsiz, devlet-millet düşmanı” gibi sayısız hakaretler yağdırmalarına rağmen, birden ortak iktidar olmuşlar gibi yan yana durdular, birbirlerine siper oldular.

Kürtlerin merkezinde olduğu bütün politik güçlere yönelik izlenen politikanın arka planında devlete hâkim olan gücün izlediği tasfiye stratejisi var. Belediye başkanlarının görevden alınarak yeniden kayyum atanması, birçoğunun tutuklanması, milletvekilleri için hazırlanan fezlekelerin meclise gönderilmesi, bütün hukuksal normlar altüst edilerek Demirtaş’ın ve Zeydan’ın tutukluluğuna devam kararı verilmesi, ‘devletin bekası’ için kendisini tam yetkili gören gücün kararıdır. Sistem partileri bu stratejinin çevresinde tek bir parti gibi hareket etmektedir.

Hiçbir karar bir saat gibi işlemez

Ancak devlet aklı olarak tanımlanan güç, sistemi kurulmuş bir makine gibi yönetemez. Düğmeye bastığında her şey ‘tik-tak’ işlemez. Politik, ekonomik ve sosyal sorunların yoğunlaşmasıyla, küresel ve bölgesel politikaların etkileri veya çelişkileri nedeniyle sistem içi güçlerin rekabeti kontrolden çıkartabilir, beklenilmeyen yeni politik dengeler oluşabilir. Özellikle uluslararası diplomatik, ekonomik ve politik ilişkilerin birbirini doğrudan etkilediği küresel dünyada ülkelerin stratejileri de ve iç politik yansımaları da değişmeyi zorunlu kılıyor. Süreci doğru okumayan, gelişmelere uyum sağlamayan devlet stratejisinin iç politikadaki yansıması oldukça olumsuz olabilir ve ‘beka’ için oluşturulan politik kararlar tersine çözülmeye yol açar. Türkiye’nin belirlediği stratejilerin önemli bir kısmı küresel ve bölgesel düzeydeki gelişmelere uyum sağlayamadığı için uygulanabilir olmaktan çıktı.

Sistemin dizayn etme planları hep vardır

Devlete hâkim olan güç odakları, sistemin sürekliliği için iç politik hamleleri sürekli yapmaya çalışırlar. Özellikle iç politik kriz süreçlerinde bu çok daha fazla ön plana çıkar. “Partiler geçici, sistemin sürekliliği esastır” ilkesi uygulanır. Burada lider olarak ön plana çıkan bireylerin rolleri ve etkileri olur ama stratejik bir önemi olmaz.

Refah Partisi’nin bölünerek Gül-Erdoğan-Arınç merkezli grubun AKP’yi kurması, Baykal’ın bir kasetle gönderilip Kılıçdaroğlu sürecinin başlaması, Baykal’ın aniden rahatsızlanmasının ardından yerine Bahçeli’nin Ergenekon’un politik temsilcisi gibi hareket etmesi, Gülencilerin merkezinde olduğu 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Bahçeli-Erdoğan ortak ittifakının kurulması gibi süreçleri, sistemi yöneten güç odaklarının “devletin bekasını koruma” stratejisinin birer “küçük ama etkili halkaları” olarak değerlendirebiliriz.

Bahçeli’nin fiilen aktif siyasetin dışına itilmesi ve hatta yıl sonunda MHP Genel Başkanlığını bırakacağına dair tahminlerin gündeme gelmesi, AKP-İYİ Parti ortaklığına dair arayışlar, Babacan’ın ve Davutoğlu’nun parti hazırlıkları, HDP’nin iç tartışmalara çekilmesi ve seçmen kitlesinden koparılması çabaları ve CHP’ye dışarıdan müdahale edilerek yeniden dizayn edilmesine yönelik başlayan tartışmalar önümüzdeki sürece dair politik projeksiyonlarla doğrudan ilişkilidir.

CHP’yi dizayn etme planları

Öncelikle, Erdoğan’ın İnce üzerinden CHP’yi dizayn etmesinin hiçbir mantığı yok. Ayrıca cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan İnce, genel başkanlığa aday olmaz. Erdoğan bunu bilecek düzeydedir. Devleti yöneten güç odakları, CHP’de bir değişime karar vermişlerse bunu Erdoğan üzerinde gerçekleştirmezler, tersine CHP merkezindeki güçleriyle bunun ilk adımını atarlar.

Kılıçdaroğlu’nun 31 Mart 2019’daki yerel seçimlerde belirlediği ittifak AKP iktidarına karşı somut bir başarıya dönüştü. Bu durum CHP’nin politik yönelimlerinde bir kısım değişikliklere gideceğini gösteriyor. CHP içerisinde belirli bir saflaşma oluşmaya başladı. İmamoğlu-Kaftancıoğlu ikilisinin İstanbul’daki başarısı önümüzdeki seçimlerde de etkin olacaklarını gösteriyor. İmamoğlu’nun adının cumhurbaşkanlığında geçmesi ve kendisinin de adeta adaymış gibi hareket etmesi, CHP’nin politik ilişkilerini ve tercihini de etkileyecektir. İstanbul kanadı olası bir erken genel seçimde, Kürtlerle ittifak yapılmadan somut bir başarının elde edilmeyeceğini görüyor. Bu nedenle özellikle HDP ile ilişkileri kurumsal düzeyde yürütmekten yanalar. İmamoğlu’nun Diyarbakır-Batman ziyaretleri bunun bir yansımasıdır. Kılıçdaroğlu ise İYİ Parti ile olan ittifak nedeniyle bu politikayı hayata geçirmekte ürkek davranıyor.

CHP içerisinde doğrudan devleti elinde tutan gücün kararlarına göre hareket eden bir kanat var. Bunlar CHP’yi “devlet kuran parti” olarak sistemin gerçek sahibi olarak görüyor. Bu güç odağı CHP’nin Kürtlerle olası bir ittifakına kesinlikle karşıdır. İmamoğlu-Kaftancıoğlu yani İstanbul ekibinin başını çektiği kanadı etkisizle��tirmeye çalışan bu güç odağına Oda TV, Sözcü, Cumhuriyet, Yeniçağ, Korkusuz gibi yayınlar aktif destek veriyor. CHP’nin HDP ile olası yakınlaşmasını engellemek için Kılıçdaroğlu üzerinde çok yönlü bir baskı kurmaya başladılar.

Devlete egemen olan güç, Türkiye’de politik bir değişimin kaçınılmaz olduğunu görüyor, CHP yönetim merkezinde bir değişim sağlayarak aslında devletin bugün izlediği politikaları devam ettirmenin alternatiflerini arıyor. AKP gidebilir, CHP gelebilir ama devletin temel stratejileri devam eder. CHP’nin HDP ile olası ittifakına “dur” diyen, Erdoğan dahil devletin stratejisini uygulayacak olanlarla aynı masada buluşturmayı hedefleyen bir gücün CHP’de etkin olması yönünde önemli bir çalışma var. Bir bakıma yeniden ve daha güçlü bir şekilde organize olan “Ergenekon”, CHP’yi dizayn ederek iç siyasetin daha aktif bir gücü haline getirmeye çalışıyor.

“Erdoğan, Muharrem İnce üzerinden CHP’yi dizayn etmeye çalışıyor” şeklinde bir haberin kamuoyuna sunulması, CHP’nin dizayn edilmesi için hazırlanan büyük oyunun küçük bir adımıdır. Kılıçdaroğlu merkezli yönetim bir bakıma hazırlanan ‘küçük’ ama etkili tuzağa düştüler. Oyunun olumsuz aktörleri haline gelmeleri önümüzdeki süreçte CHP içindeki tartışmaları çok daha fazla gündemleştirecektir. Kılıçdaroğlu’nun kurultayda yeniden aday olmaması yönünde bir kısım baskıların olacağını söyleyebiliriz. Hatta makul görünen, “Yaşı nedeniyle çekilmesi gerekir” gibi kimi tartışmalar yapılmaya başlandı.

CHP’nin dizayn edilmesi “devletin beka meselesi” olarak görülüyor. Parti içi muhalefetin yeniden harekete geçirilmesi için bir kısım planlar uygulanmaya konulacak. M. İnce’nin “mağduriyeti” bu süreci doğrudan etkilemez. Bugün psikolojik üstünlüğü elinde bulunduran İmamoğlu-Kaftancıoğlu ekipleri Kılıçdaroğlu ile birlikte güç merkezini elinde tutarsa söz konusu dizayn tartışmaları etkisiz kalır ve planlar başarısız kalır. Aksi takdirde dizayn edilen CHP belki de iktidarla güç paylaşımına gider. Burası Türkiye, ne olacağı bilinmez.