2019 Birleşik Krallık genel seçimi fikirlere odaklanmalı, kamuoyu yoklamalarına değil – Lea Ypi (LSE / Politikyol)

Birleşik Krallık son on yıllardaki en önemli seçimlerden birisi olan ve ana siyasal partiler arasında açık programatik farklılıkların bulunduğu bir seçime gidiyor diyor Lea Ypi. Kamusal tartışmanın odağı hafta hafta elde edilen kamuoyu yoklamaları sonuçları değil fikirler arasındaki farklılıklar olmalı

2019 Birleşik Krallık genel seçimi fikirlere odaklanmalı, kamuoyu yoklamalarına değil – Lea Ypi (LSE / Politikyol)

Yaklaşan genel seçime dair yorumda bulunmak isteyen uzmanlara sormadıkları bir tavsiye verecek olsam şöyle derdim: kendimizi bir kez daha utandırmayalım. Mevcut siyasal ortamda tahmin yürütmeye ilişkin edinilecek bir ders varsa o da bu tarz tahminlerin burçlara bakmak kadar güvenilir olduğudur.

2017 genel seçimi sırasındaki tahminlerin ne kadar başarısız olduğunu ele alalım. Muhafazakârların ilk başta İşçi Partisi’nin 20 puan önünde görünmesi çok sayıda yorumcuyu Jeremy Corbyn’in liderliği nedeniyle İşçi Partisi’nin tamamen tükenme noktasına geldiği uyarısında bulunmaya itmişti. Ancak durum bundan çok farklı bir şekilde, 1945’te Clement Attlee’den bu yana görülen en büyük kaymayla İşçi Partisi’nin oylarının toplamın yüzde 10’undan fazla artmasıydı. Aynı hatayı yapmayı engelleyebilir miyiz?

Yorumculardan tahminde bulunmamalarını, kamuoyu yoklamalarını tartışmamalarını, liderlerin ortalama reytingleri üzerinden çıkarsamalar yapmamalarını ve seçmen katılımını karşılaştırmamalarını istemek, doktorlardan hastalıkları teşhis etmemelerini istemeye benziyor. Siyaset “bilim”ini bilimsel konumundan ve siyasal tartışmayı incelikli akademik standartlardan yoksun bırakmak anlamına geliyor.

Siyasal söylemde kamuoyu yoklamaları analizlerine ve liderin onaylanma derecelerine başvurmanın kökleri siyaseti doğru tahmin edilebilir hale getirmek isteyen bazı yaklaşımlarda bulunuyor. Anket verilerinde düzenliliklerin aranmasına dayanan tümevarımcı yaklaşımlar bunun bir türünü oluşturuyor. İktisat kuramı ve sabit tercihlere dayalı varsayımlarından türetilmiş aksiyomlara dayanarak siyasal davranışı modelleme peşindeki tümdengelimci yaklaşımlar başka bir türünü. Veri tabanlarını, regresyon analizlerini ve ortalama seçmen tercihlerini siyasetin incelenmesi faaliyetinden çıkarın ve birden sadece birkaç doktora projesini değil ama bütün bir disiplini ortadan kaldırmış olursunuz.

Ortalama seçmen

Ne solda ne sağda bulunan, ne siyasete takıntılı ne de ona kayıtsız kalan hayali bir karakter olarak ortalama seçmen kuramı, ana akım siyaset incelemelerinin kalbinde yer alıyor. Siyaset bilimci Anthony Downs’ın İktisadi bir Demokrasi Kuramı adlı 1957 tarihli kitabında öncülüğünü üstlendiği yöntemi, kitabın başlığında ilan ediliyor. Altta yatan varsayım siyasal tartışma alanının bir piyasaya benzediği, yurttaşların tüketiciler gibi olduğu ve kamuoyunun da bireysel tercihler toplamı olduğu. [Buna göre, ç.n.] Piyasada arz ve talep mevcut bulunduğu gibi, siyasetin de seçmenlerin tercihlerine mündemiç bir talep tarafı ve ana partilerin kavrayıp kamusal politikalara dönüştürmeye çalıştıkları bir arz tarafı bulunuyor.

Siyasete bu iktisadi bakış uyarınca, siyaset alışverişe benziyor. Daha fazla ya da daha az sağlık hizmeti tercihi ya da asgari düzeyde veyahut yaygın bir vergilendirme tercihi, vanilyalı ya da çikolatalı dondurma arasında seçim yapmaya benziyor. Nihai beklenti, ortalama seçmeni elde etme yarışında partilerin merkezde buluşması.

Çağdaş siyaset incelemelerinde veri analizine, seçim performansına, kamuoyu yoklamalarına ve seçmen tercihlerine odaklanmanın kökenleri iktisat ve siyaseti tarafsız bilimsel nesneler olarak çözümleme çabasına uzanıyor. Değerlere ilişkin sorular genellikle ölçmeye odaklanmak için geride bırakılıyor. Bu yaklaşım akademiden siyasal kurumlara, düşünce kuruluşlarından anket şirketlerine, medya analistlerinden PR şirketlerine doğru süzülüyor. Ancak nasıl 2008 finansal krizi neoliberal iktisadi ortodoksiye meydan okuduysa, siyasal gerçeklik de siyaset biliminin ortodoksilerine karşı geliyor. Siyasetle hafifçe ilgilenmenin çok ötesinde yurttaşlar siyaseti tutkulu bir şekilde takip ediyorlar. Ortadan kaybolmak şöyle dursun, partizanlık her zamankinden fazla siyasetle ilgili. Ortada buluşmak bir tarafa, kitle partileri çok daha fazla ideolojik olarak sıralanıyorlar. Birleşik Krallık’ta İşçi Partisi Sola kaydı, Muhafazakârlar Sağa kaydı ve Liberaller de yok olmaktaki bir merkezi ele geçirmeye çalışıyorlar.

Kolektif eylem

Siyaseti bir bilim olarak değil ancak bir sanat olarak, yönetmenin sanatı olarak düşünmenin zamanı geldi. Siyaset, eski Alman Şansölye Otto von Bismarck’ın bilinen sözüyle “mümkün olanın sanatı”. Siyasal çözümlemelerdeki hâkim trendler bu yaklaşımı engelliyor: gelecek kolektif eylemin olanaklarından ziyade geçmiş birey davranışlarının düzenliliklerinde ısrar ediyorlar. Durumu değiştirmek için demokrasiyi sabit tercihlerin toplamı olarak değil yurttaşların birbirleriyle iletişim halinde görüşlerini geliştirdikleri bir süreç olarak düşünmek gerekiyor. Bunun anlamı partileri ve hareketleri alışveriş sepetleri olarak değil siyasal adanmışlığın yuvaları olarak düşünmektir.

Ortalama seçmene odaklanmak siyasal görüşleri neyin biçimlendirdiğine dair bize çok az şey söylüyor. Haftadan haftaya değişen oy verme niyetlerine dair ortalama yüzdeler yurttaşların siyasal yargılarını nasıl tatbik ettiklerine dair bize çok az şey söylüyor. Sadece bireysel tercihlere odaklanırsak, statükoyu olağan kabul etmeye ve geleceğe dönük ve değer yüklü bir siyasal değişim fikrinin altını oyma sonucuna varırız.

Yaklaşan genel seçim on yıllardır düzenlenen seçimler içinde en önemlilerden biri. Aynı zamanda ana siyasal partiler arasında açık programatik farklılıkların bulunduğu, liberal demokrasi içindeki ender anlardan birisini de teşkil ediyor. Sayılardaki oynamalardan ziyade fikirler arasındaki farklılıklara odaklanmamızı istemek çok mu?

[LSE blog sayfasından alınarak, Social Europe versiyonundaki alt başlıklar eklenerek, PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]