Şili’deki gerçek – Andrew Conca-Cheng

Şili’de sistemsel eşitsizliğe karşı protestolar sürerken hükümet, diktatörlükten bu yana görülmemiş yöntemlere başvuruyor

Şili’deki gerçek – Andrew Conca-Cheng

18 Ekim Cuma gecesi, Latin Amerika’nın en güçlü demokrasisi ve en gelişmiş ekonomisi olarak tanımlanan Şili’de, geniş çaplı protestolara cevaben Santiago sokaklarına tanklar indi. On yılların protestolarına kulak veren Şilililer için dahi, insanların memnuniyetsizliğinin ulusal çapta bir patlamaya dönüşmesi beklenmedik bir durumdu.

Çatışma, geçen haftanın başlarında Santiago’da ulaşım ücretlerindeki artışın metro istasyonlarında barışçıl bir biçimde protesto edilmesiyle başladı. Asgari ücret alan bir kişi için, hafta içi işe gidip gelmenin ve hafta sonu gereken yerlere gitmenin bedeli, maaşının yüzde 21’ine mal olacaktı.

Ancak protestolar sadece “bardağı taşıran damla olan” ulaşım zammıyla ilgili değil. Hâlihazırda imkânsız olan geçimin üzerine eklenen masraf yurttaşların öfkesini kontrolden çıkardı. İşçiler, öğrenciler, feministler, anti-faşistler, Yerli (Kızılderili) aktivistler ve daha nicesi on yıllardır adalet için savaşmaktaydı. Protestoların hedefinde aşırı eşitsizlik, yetersiz ve adaletsiz sağlık sistemi, artan elektrik fiyatları, suyun özelleştirilmesi, doğanın yağmalanması, işçi haklarının gasp edilmesi ve Yerli aktivistlerin katledilmesi; eşitsiz eğitim ve diktatörlükten kalma özelleştirilerek çökertilmiş emeklilik sistemi var. (Emekli öğretmenlerin çoğu ayda 300 dolardan daha az alıyor ve bu 80’li yaşlarda çalışmaya devam etmelerine neden oluyor.)

Yürüyüşleri, para ödemeden metroya binmeyi, gösterileri ve sokaklara barikat kurmayı da kapsayan protestolar göz yaşartıcı gaz, havalı silahlar, plastik mermiler, şiddetli gözaltılar ve dayak gibi devletin gittikçe şiddetlenen cevabı ile karşılaştı.

Santiago’nun Estación Central metro istasyonunda bir kadının havalı silah ile vurulması ve ciddi biçimde yaralanarak hastaneye kaldırılması, protestocuların daha öfkeli ve enerjik biçimde cevap vermesine yol açtı. Kaygılarına kulak vermeyen ve diyalog kurmayan devlete karşı artan bir hayal kırıklığı duyan protestocular metro istasyonlarını ateşe vermeye başladı.

Diktatörlükten sonra ilk defa

Cuma (18 Ekim) gecesi protestolar sürerken, 30 yılı aşkın süredir milyon dolarlarca vergi kaçırmakla suçlanan Başkan Sebastian Piñera olağanüstü hâl ilan etti ve orduyu Santiago sokaklarına yolladı.

Şilililer için orduyu sokaklarda görmek, on binlerin öldürüldüğü, kaybedildiği, işkenceye maruz bırakıldığı 17 yıllık diktatörlükle sonuçlanan 1973 darbesi ile tüyler ürpertici bir benzerlik demekti.

Şilili yazar Daniel Villalobos, o gün attığı tweet’te “Nasıl oluyor da yurttaşlarını korumak isterken, bizlere ölü bedenleri nereye attıklarını hiçbir zaman söylemeyen aynı kurumu sokaklara yolluyorsun?” diyordu.

Dahası, Piñera’nın olağanüstü halin sorumlusu olarak görevlendirdiği general, diktatörlük sürecinde Nazilerle bağlantılı bir işkence merkezi olan Colonia Dignidad’da binlerce kişinin işkence görmesinden sorumlu olan generalin oğluydu.

Bu yanıt hiçbir şeyi çözmedi ve şiddet tırmandı. Cumartesi günü olağanüstü hâl diğer önemli şehirlere de sıçradı ve Piñera gece 10’da başlamak üzere sokağa çıkma yasağı ilan etti. Bu yaklaşık 30 yıl önce diktatörlüğün sona ermesinden bu yana Şili’de ilan edilen ilk sokağa çıkma yasağı.

Çoğu kişi için, diktatörlüğü anımsatan yalnızca sokağa çıkma yasağı ve ordunun sokaktaki varlığı değil. Şiddet ve insan hakkı ihlalleri diktatörlüğün sona ermesinden bu yana gerçekleşen tüm çatışmaları da aşarak şok edici düzeylere ulaştı. Polis ve askerlerin çocukları dövdüğü, protestocuları çiğnediği, gerçek mermiler kullanarak öldürme kastıyla ateş ettiği, helikopterlerden göz yaşartıcı gaz kapsülleri attığı, insanların evine girdiği ve protestoların imajını sarsmak için yangın çıkardığı kayıt altına alındı.

Sivil giyimli, kimliksiz polis ve askerler herhangi bir neden olmaksızın bireyleri gözaltına alarak onları özel arabalara, kimi zaman bagaja binmeye zorladı. Hatta bazı devlet güçleri protestocuları dayaktan kaçınmak için zıplamaya, şınav çekmeye zorladı. Askeri güçler aynı zamanda gözaltına alınanları ve yağma ile suçlananları dayaktan önce sokakta çırılçıplak soyarken de görüntülendi. Çarşamba günü Şili Ulusal İnsan Hakları Enstitüsü, Baquedano metro istasyonunun işkence merkezi olarak kullanılmasıyla ilgili bir soruşturma başlattı. Olay yerinde kan ve halatlar bulundu.

Sosyal medyada yüzlerce, binlerce yaralanma vakası bildirildi. Birçok insanın kaybolduğu bildirildi. En az 18 insan yaşamını yitirdi ve şiddet devam ettikçe daha çok ölüm bekleniyor.

Uzmanlar, yerel siyasetçiler ve yurttaşlar Piñera’yı diyalog başlatmamakla eleştiriyor. 2022’ye dek görev süresi olan Başkan, bunun yerine sıkıyönetime başvurdu ve dahası “savaştayız” diyerek ülkeyi kutuplaştırdı. Protestocuları “Herhangi bir sınır olmaksızın şiddete ve suça eğilimli güçlü bir düşman” olarak yaftaladı.

Şili halkı ne istiyor?

Binalar yanıyor, tanklar sokaklarda, ülkenin dört bir yanındaki mahallelerde sular kesik, sokaklara barikatlar kurulu ve Santiago’da birçok metro hala kapalı. Toplumun bütün sınıflarından protestocular, Piñera’ya savaşta olmadıklarını göstermek için harekete dahil olurken Şili’nin ve insanlarının “uyandığı” duygusu hâkim. Sokaklardaki baskıdan kaçınmak için insanların evlerinden güvenle tencere tava da çalabildiği, Pinochet döneminin geleneksel bir protesto biçimi olan “cacerolazos” sesleri, Cuma akşamından başlayarak tüm Santiago’da yankılandı.

Ülke giderek belirsizleşen bir geleceğe ilerlerken, Şili halkı reform ve toplumsal devrim istiyor. Ve de Piñera rejiminin sonlanmasını…

25 Ekim 2019

[NACLA’daki İngilizce orijinali’nden Deniz Gürsoy tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]