Latin Amerika nereye dönüyor?

Latin Amerika’da sol-popülist hükümetlerin kurulmasından önce ve devamında güçlü deneyimler biriktirmiş olan toplumsal hareketlerin varlığı, bu ülkelerde bir “sağa dönüş”ü şimdilik imkânsız hale getirmiş görünüyor. Latin Amerika siyaseti sağa dönemiyor. Kısa vadede yaşanabilecek şeyin ise, bir tür sol-popülist restorasyon olacağı öngörülebilir. Fakat bu seferki olası bir sol-popülist restorasyonun kitlelere sabır telkin ederek ve sınıf uzlaşmasıyla sürmeyeceği de açıkça görülüyor

Latin Amerika nereye dönüyor?

Eylül ve Ekim ayları, genel olarak Latin Amerika siyaseti açısından hem sokak hem de seçimler zemininde bir tür “sola dönüş”ü açığa çıkarmış gibi görünüyor. Çok kısaca, Arjantin’de uzun süren sol-popülist iktidarlardan sonra 2015’te seçimleri kazanan sağ koalisyon son seçimlerde yenildi ve bir tür sol-popülist restorasyon başlayacak gibi duruyor. Kolombiya’da, FARC-EP (Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri-Halk Ordusu) ile yapılan barış anlaşmasından sonra sol güçler ilk defa büyük şehirlerde seçimlerde ciddi başarılar elde etti. Şili’de ise adlı adınca son yıllarda görülen en büyük ve güçlü isyan yaşanıyor. Bolivya’da yine uzun yıllardır iktidarda bulunan sol-popülist Morales (oy sayımına dönük tartışmalar sürmekle birlikte) seçimi kazandı. Ekvador’da sol-popülist devlet başkanı Correa’nın ardından gelen ve hızlı bir IMF-yanlısı dönüş yapan yeni hükümete karşı başını yerli hareketinin çektiği oldukça şiddetli bir seferberlik devam ediyor. Haiti’de 11 milyonluk nüfusun 5 milyonunun sokağa çıktığı ve Eylül ayı ortasından bu yana devam eden protestolar ve çatışmalar düşük yoğunlukta devam ediyor. Porto Riko’da yaz aylarında yaşanan kitlesel sokak gösterilerinin bu ülkedeki statükoyu sarsan etkileri görülmeye başladı. Meksika’da Temmuz’da yapılan seçimlerde ülke tarihinde ilk defa bir sol-popülist hükümet kuruldu. Peki, ne oluyor?

Burada tek tek Latin Amerika ülkelerinde olanlar yerine genel bir çerçeve çizmeye çalışmak daha yerinde olacak.

“Sol dalga”nın kırılışı

Çok kısa bir özetle, Latin Amerika’da 1998 yılında Hugo Chavez’in iktidara gelmesiyle başlayan sol-popülist dönüş, bunu başta Brezilya, Arjantin, Şili olmak üzere pek çok Latin Amerika ülkesinin izlemesiyle güçlü bir dalga halinde ilerlemişti. 2000’li yılların ortasında iyice güç kazanan bu “sol dalga” 2015 yılına gelindiğinde başta seçimler, özellikle Venezüella, Brezilya ve Arjantin’de hükümet düzeyinde olmak üzere çok büyük kayıplar yaşadı ve hatta Latin Amerika için artık yaygın biçimde “sağ dalga” analizleri yapılmaya başlandı. Kasım 2015’te Arjantin’de devlet başkanlığını 12 yılın ardından ilk kez sağcı aday kazandı; Aralık 2015’te Venezüella’da yapılan genel seçimlerde sağ, 17 yıldan bu yana ilk defa mecliste çoğunluğu elde etti (ki sonrası zaman zaman sokak çatışmalarının yoğunlaştığı uğraklarda neredeyse bir “ikili iktidar” şeklinde yaşandı) ve 2016 yılı ortalarında ise Brezilya’da İşçi Partili devlet başkanı Dilma Rousseff yolsuzluk soruşturması vesilesiyle görevden alınarak yerine sağcı başkan yardımcısı geçti.

Latin Amerika’da “sol” hükümetler kuşkusuz bu ülkelerden ibaret değildi. Fakat bu üç ülkenin özelliği, hem ekonomik güçleri nedeniyle kıtanın emperyalizmle ilişkisini üst perdeden etkileyebilecek ülkeler olmaları hem de buradaki toplumsal hareketlerin kıta çapında modeller üretebilen mücadeleler sergilemiş ve sergiliyor olmalarıydı. Yine, bu üç ülkede de toplumsal hareketler güçlü varlıklarını sürdürmekle birlikte, sağın devlet alanında elini güçlendirerek yürüttüğü saldırıyı püskürtmek için cansiperane mücadele etmeye devam ediyorlardı. Sadece Venezüella, Brezilya ve Arjantin’de değil, sol dalganın yükseldiği yıllarda sol hükümetlerin iktidara geldiği Nikaragua, Guatemala, Peru, Uruguay ve Paraguay’da da sağ ya iktidarı geri aldı ya da sokaktaki ve meclisteki gücünü arttırarak sol hükümetleri tehdit eder hale geldi.

Sol-popülist hükümetlerin kusuru

Latin Amerika’nın sol-popülist iktidarlarının bu dönem boyunca yapıp ettikleri daha geniş bir yazının konusu. Burada yine çok kısaca sol-popülist iktidarların 2015-2016 yıllarındaki güç kaybına neyin yol açtığına değinelim.

Latin Amerika’nın istisnasız bütün ülkelerinde ABD emperyalizmi çok ciddi ve sürekli faaliyetler yürütüyor, buna bir diyecek yok. Bu ülkelerdeki sağcı muhalefetlerin ABD tarafından ciddi şekilde desteklendiği de biliniyor. ABD elindeki her türlü araçla Latin Amerika’nın (o dönem Chavez’in başını çektiği şekilde) “sola dönüş”üne set çekmek için her türlü komployu tertipledi, tertiplemeye de devam ediyor.

Fakat sol-popülist iktidarların bu kadar uzun süre iktidarı ellerinde tutmalarına karşın nihayet sağa karşı mevzi kaybetmesinin temel nedeni, yoksulların ve radikal toplumsal hareketlerin desteğiyle iktidarı alan sol popülist öznelerin, yoksulların yaşamlarına ve hareketlerin taleplerine dönük adımlar atmaktan ziyade, bir tür ılımlı kapitalizmde ısrar etmeleri ve sistemde radikal yapısal dönüşümleri hayata geçirememeleriydi.

Sol-popülist hükümetler, hiçbir ülkede sadece sol programlara sahip toplumsal hareketlerin desteğiyle iktidara gelmediler. Toplumsal hareketler sol-popülizmi seçimlerde iktidara taşıyan ana gövde idiyse de belirli sermaye fraksiyonlarıyla ve devlet bürokrasisinin bir kısmıyla da uzlaşılmıştı. Bu uzlaşmalar, sol-popülist özneler iktidara geldiklerinde üretimden doğan zenginliğin bölüşümündeki adaletsizliği çözecek, yoksullardan yana bir toprak reformunu hayata geçirecek bir reçetenin uygulanmasının ve hatta hazırlanmasının önüne geçti. Nihayet, aşırılıkları kısmen törpülenen neoliberal reçetenin halka dayatılmaya devam etmesi ile birlikte, Latin Amerika’daki sol popülist hükümet yoksul kitlelerin desteğini giderek kaybetti ve sağ, kendisini bir alternatif olarak sunabilecek zemini kazandı.

Latin Amerika sağa dönemiyor ama…

Bugün en güçlüsü Şili’de yaşanan biçimde ortaya çıkan ve kendisini sokakta ve seçim siyasetinde dayatan isyan dalgası, her şeyden önce son dönemde iktidarı alan sağcı hükümetlerin dayattığı IMF reçetelerine karşı gibi görünüyor. Bir ekonomik-siyasal-kültürel proje olarak neoliberalizm, Latin Amerika örneğinde de görüldüğü üzere, daha fazla kemer sıkma, daha fazla yoksulluk, daha fazla devlet terörü ve emperyalist merkezlere daha fazla kaynak aktarımı olmaksızın işleyemiyor.

Latin Amerika’da sol-popülist hükümetlerin kurulmasından önce ve devamında güçlü deneyimler biriktirmiş olan toplumsal hareketlerin varlığı, bu ülkelerde bir “sağa dönüş”ü şimdilik imkânsız hale getirmiş görünüyor. Latin Amerika siyaseti sağa dönemiyor. Kısa vadede yaşanabilecek şeyin ise, bir tür sol-popülist restorasyon olacağı öngörülebilir. Fakat bu seferki olası bir sol-popülist restorasyonun kitlelere sabır telkin ederek ve sınıf uzlaşmasıyla sürmeyeceği de açıkça görülüyor.

Latin Amerika’daki son isyan nasıl sonuçlar doğuracak bilmiyoruz ve olanları takip etmeye devam ediyoruz fakat bir yandan da (işin gerçeği) Şili’den gelecek gol haberini bekliyoruz.