Emine Bulut davası aceleye getiriliyor, “tasarlama” araştırılmıyor – Sibel Yükler (Gazete Karınca)

Emine Bulut cinayetinin aslında bütün boyutlarıyla incelenmediği ve Varan’ın, cinayetten yalnızca birkaç saat önce attığı ölüm tehdidi mesajlarıyla, cinayeti işlediği 29 santimlik bıçak gibi “tasarlayarak öldürmeyi” işaret eden pek çok soru işaretinin üzerine gidilmemesi dikkat çekiyor. Emine Bulut’un avukatlarının da yarın görülecek duruşmada bu noktaların üzerinde durması bekleniyor. Peki dosyaya dair ne gibi soru işaretleri bulunuyor?

Emine Bulut davası aceleye getiriliyor, “tasarlama” araştırılmıyor – Sibel Yükler (Gazete Karınca)

Emine Bulut’u bıçaklayarak öldüren Fedai Varan’ın yargılandığı davanın ikinci duruşması yarın (21 Ekim) Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İddianamede Fedai Varan hakkında “kasten öldürme suçu”nu “tasarlayarak” ve “canavarca hisle veya eziyet çektirerek işlediği” yönünde ceza isteniyor. Ancak savcı, henüz ilk celsede Varan’ın cinayeti “tasarlayarak işlemediği” yönünde mütalaa verdi.

İlk celsede dijital verileri ve delilleri inceleyemediklerini söyleyen her iki tarafın bu duruşmadaki beyanları önem taşıyor. Yine ilk celsede bu sebepten susma hakkını kullanan Varan ve müdafinin de bu duruşmada savunma yapması bekleniyor.

Ancak Emine Bulut cinayetinin aslında bütün boyutlarıyla incelenmediği ve Varan’ın, cinayetten yalnızca birkaç saat önce attığı ölüm tehdidi mesajlarıyla, cinayeti işlediği 29 santimlik bıçak gibi “tasarlayarak öldürmeyi” işaret eden pek çok soru işaretinin üzerine gidilmemesi dikkat çekiyor. Emine Bulut’un avukatlarının da yarın görülecek  duruşmada bu noktaların üzerinde durması bekleniyor. Peki dosyaya dair ne gibi soru işaretleri bulunuyor?

Varan, iddialarının aksine çocukla görüşüyormuş

Emine Bulut ve güvenlik görevlisi Fedai Varan, 2006 yılında evleniyor. Bu evlilikten 2009 yılında bir çocuk dünyaya geliyor ve 2013 yılında boşanmalarının ardından çocuğun velayeti anneye veriliyor. Fedai Varan, cinayette “haksız tahrik”i işaret edercesine Bulut’un velayet hakkını kötüye kullandığını iddia ederek “Kızımı göstermiyordu” dese de Whatsapp kayıtları ile çocuğun ve ailenin ifadelerine göre hazırlanan iddianamede, “müşterek çocuğun şüpheli ile görüşmek istediğinde herhangi bir engellemenin olmadığı” ifadelerine yer veriliyor. Yine çocuğun istediği zaman Varan’da kaldığına dair kayıtlar da dosyada yer alıyor.

Cinayet “evleneceğim” dedikten sonra işleniyor

Varan cinayeti “çocuğumu göstermiyordu” iddiasıyla işlediğini söylese de cinayet tarihi Bulut’un yeniden evleneceğini söylediği geceye denk geliyor. Çünkü Bulut, cinayet gününden hemen önce, 17 Ağustos gecesi saat 23.57’de Varan’a “evleneceğini” yazdığı bir mesaj atıyor. Varan, bu mesajı sabaha karşı görüyor. Önce “kim olduğunu” soruyor, ardından çocuğu dershaneye yazdırmak için buluşmak istiyor.

Sabaha karşı ara ara yapılan yazışmalar, gün içinde Varan’ın dershane için görüşme talebiyle artıyor. Ancak saat 13.33’te attığı “Bade’ye (cafe) gel” mesajının ardından cinayet saatine kadar attığı mesajların boyutu değişiyor.

Boğazını sıkıyor, takip ediyor

Emine Bulut ve kızı, Varan’ın 13.33’te attığı mesajın ardından Bade Cafe’de buluşuyorlar. Çocuğun, cinayetten 5 gün sonra, Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) yerine doğrudan savcılıkta verdiği ifadeye göre Fedai Varan, henüz Bade Cafe’de buluşmadan önce yolda karşılaştıklarında Bulut’un boğazını sıkıyor.

İddianameye göre, Bade Cafe’deki konuşmada Bulut’un yeniden evlenmek istemesine sinirlenen Varan’la Bulut arasında velayet konusunda tartışma çıkarıyor. Bunun üzerine Bulut, Varan’ı şikâyet edeceğini söyleyerek kafeden çıkıyor. Yine iddianameye göre, Varan’ın şikâyet edip etmeyeceğini öğrenmek için takip ettiği Bulut, kafenin karşısındaki Polis Merkezi’ne giriş yapıyor.

Karakol başvuruyu işleme koymuyor, Bulut korunmuyor

Kayıtlara göre, Emine Bulut 18 Ağustos günü saat 14.21’de Polis Merkezi’ne giriyor ve 14:49’da çıkış yapıyor. “Boşandığı erkek tarafından takip edildiği” gerekçesiyle polise başvuran ve tam 29 dakika burada kalan Emine Bulut’un tutanağında, tehdit ve küfür içerikli mesajların doğrulandığı, ancak şikâyette bulunmadığı için işlem yapılmadığı yazıyor.

Emine Bulut, “bir şikayeti olması halinde müracaatını almamız gerektiği hatırlatılmıştır” denilen tutanağa göre, “daha sonra şikayete geleceğini beyan ederek” polis merkezinden ayrılıyor.

Ancak şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların ve çocukların korunması için düzenlenen 6284 Sayılı Kanuna göre, Emine Bulut şikâyetçi olmasa dahi polisin olası şiddeti önlenmek amacıyla tedbir alması ve Bulut’u koruması gerekiyordu.

Karakoldan sonra tehdit mesajları atılıyor

Bu sırada Bulut’u sürekli aramaya devam eden Varan ise, basına yansıyan mesajları Emine Bulut karakoldan çıktıktan sonra, saat 15.31’den itibaren atıyor. “Gider paşalar gibi yatarım Emine. Hiç sıkıntı değil. Gerisini sen düşün. Ne olacaksa olsun. Gider yatarım” mesajları yazan Varan, “İnceldiği yerden kopsun. Hiç sıkıntı değil” mesajı da atıyor. “Aldın mı darp raporunu” diye de soran Varan, Bulut’a son mesajını saat 17.23’te atıyor, ancak yine cevap alamıyor.

“Cinayetin planlı ve tasalanarak işlendiğini” ifade eden iddianameye göre, Bulut ve çocuğu, Fedai Varan’la Menderes Caddesi üzerinde karşılaşıyor, cinayetin işlendiği lokantaya geçiyor ve burada tartışma büyüyünce Varan, lokanta dışına çıkmalarını istiyor.

Lokanta sahibi tanığın duruşmadaki ifadesine göre, Emine Bulut terk ettiği lokantaya çığlıklar içinde koşarak giriyor. Fedai Varan, yanında çocuğu da olan Bulut’un arkasından sol koluyla tutuyor ve sağ eliyle cebinden çıkardığı büyük bir bıçakla boynuna vuruyor ve ardından çeşitli yerlerinden birkaç kez daha bıçaklıyor. Bu bıçak, duruşmada emanetten getirilen bıçağın gösterildiği lokanta sahibi tanığa göre “kocaman bir bıçak.”

Varan’ın “tasarlama”yı işaret eden kayıp saatleri

Bu bilgiler haricinde Varan’ın, Bade Cafe’den çıktıktan sonra Emine Bulut’u karakola kadar takip etmesi dışında ne yaptığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Ölümle tehdit ettiği mesajları da Emine Bulut karakoldan çıktıktan sonra atıyor. Varan’ın son mesajının saati de düşünülünce, savcılığa verdiği ifadeye göre, “bir süre Hüseyin Kahya Parkı’nda oturduğu” iddiasının dışında ne işle meşgul olduğunun bilinmediği en az üç buçuk saatlik bir zaman dilimi bulunuyor.

Bu zaman dilimi şu sorular açısından önemli: “Gider yatarım, inceldiği yerden kopsun” diyen Varan, bu süre içinde Emine Bulut’u öldürmeyi tasarlamış olabilir mi? Fedai Varan, her zaman yanında taşıdığını iddia ettiği bıçağı yine bu süre zarfında edinmiş olabilir mi?

29 santimlik bıçak “sürekli” taşımaya uygun mu?

Kırıkkale Emniyet’in hazırladığı evraka göre, cinayet bıçağı “14 cm kabza uzunluğu ve 15 cm namlu uzunluğu”na sahip. Fedai Varan Emniyet’te verdiği ifadesinde, “Bulut’un kardeşleri tarafından tehdit edildiği” için yanında bıçak taşıdığını iddia ediyor, çocuk da Varan’ın yanında daha önce bıçak gördüğünü söylüyor. Yine aynı ifadede Fedai Varan, bir yıl önce aldığını söylediği bıçağı sürekli “pantolonunun sol kemer kısmında” taşıdığını iddia ediyor.

Üst arama tutanağına göre, Varan’ın üzerinden 1 adet siyah pantolon kemeri çıkıyor ancak kemerin üzerinde herhangi bir şey bulunmuyor. Bu durumda şu sorular oluşuyor:

Toplam uzunluğu 29 santim olan bıçak gündelik hayatta “sürekli” taşımaya uygun bir bıçak mıdır?

Bu uzunlukta katlanır olmayan bir bıçağı sürekli yanında taşımak için kemer bölmesinde bir bıçak tokası ya da kılıf olması gerekmez mi?

“Bıçak soldaydı” diyor ama cinayeti sağ elle işliyor

Bıçağın taşındığı yön ile ve tutulduğu yön arasında da bir çelişki bulunuyor. Fedai Varan, Emniyet’teki ifadesine göre, bıçağı “hep sol kemer kısmında taşırım” diyor. Ancak lokanta sahibi tanığın hem savcılıktaki hem duruşmadaki ifadesine göre ise, Varan sol eliyle Bulut’u tutarken, bıçağı belinden sağ eliyle çekip cinayeti işliyor.

Soru şu:

  • Fedai Varan, sol kemer bölümündeki toplam 29 santimlik bıçağı, sağ eliyle hızlıca soldan çekip Emine Bulut’un boğazına saplayabilir mi?
  • Varan, solak değilse hep yanında olan bıçağı solda taşıyabilir mi?

İddianame “tasarlama var” diyor, mütalaa “yok” diyor

Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nın cinayetten beş gün sonra, 23 Ağustos 2019 tarihinde hazırladığı iddianameye göre, Fedai Varan hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 82/1 maddesinin a ve b bendinden ceza isteniyor. Yani iddianamede, Fedai Varan’ın “kasten öldürme suçu”nu “tasarlayarak” ve “canavarca hisle veya eziyet çektirerek” işlediği ifade ediliyor.

Ancak 9 Ekim tarihinde Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk celsede açıklanan savcı mütalaasında, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması ve Fedai Varan’ın TCK 82 maddesinin yalnızca b bendinden cezalandırılması talep edildi. Buna göre, savcı “tasarlayarak öldürme” olmadığı ve cinayetin yalnızca “canavarca hisle” işlendiği yönünde mütalaa verdi.

Bakanlığın avukatından itiraz: Tasarlama var

Duruşmada mütalaa hakkında görüşleri sorulan katılan (müşteki) vekili, ‘tasarlama yoktur’ denilen mütalaaya katıldıklarını ifade etti.

Kadın örgütlerinin katılma talebi kabul edilmediğinden yine davanın aile dışındaki tek katılanı olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı ise itiraz ederek, “Mütalaaya katılıyoruz ancak eksik buluyoruz. TCK’nın 82 maddesinin a ve b bendinden hüküm kurulmasını; tasarlayarak canavarca hisle ölüme sebebiyet vermekten ceza tayini cihetine gidilmesini talep ediyoruz. Kullanılan bıçak tasarlayarak eylemi gerçekleştirmek için getirdiği bir bıçaktır” dedi.

Deliller yeteri kadar incelenmeden mütalaa verildi

Duruşmada dikkat çeken bir başka nokta da tarafların dosyayı yeteri kadar inceleyemediklerine dair beyanlarıydı. Sanık müdafi, CD, DVD gibi dijital verilerin de yer aldığı dosyanın fotokopisini istedikleri halde verilmediğini, sorgudan önce delillerin gizlendiğini ve yazılı taleplerine rağmen görüntülerin paylaşılmadığını beyan ederken, katılan (müşteki) vekili de dijital verilerin kendilerine verilmediğini ve delilleri inceleme imkânı bulamadıklarını söyledi.

Tam da bu noktada “tasarlayarak” ve “canavarca hisle öldürme” iddiasıyla açılan davada, cinayetin üstünden iki ay geçmesine rağmen delillerin yeteri kadar incelenmesine imkân verilmemesi ve böylesi bir davada daha ilk celsede mütalaa verilmesi, dosyanın sanki bir an önce ceza verilip kapatılmak istendiğine dair kuşku uyandırıyor.

Polis yeteri kadar soruşturma yaptı mı?

Katılan vekilinin ve sanık müdafinin delillerin gizlendiğine dair beyanlarına ve katılan Bakanlık avukatının, “Kullanılan bıçak tasarlayarak eylemi gerçekleştirmek için getirdiği bir bıçaktır” ifadesine istinaden başka bir soru ortaya çıkıyor.

Olay yeri inceleme tutanağında, “Olay yerinde delil güvenliği alınmadığı” yazıyor. Olay Yerine İnceleme Raporu’na göre, cinayetin işlendiği lokantada güvenlik kamerası olmadığı ve bitişikte bulunan dükkândaki kameranın ise yalnızca dükkanın içini gösterdiği yazıyor. Dosyadaki tanıklar ise lokanta sahibi, bitişik dükkândan gelen üç şahıs, yoldan geçen görgü tanığı, videoyu çeken şahıs, Varan’ın bindiği taksinin şoförü ve Varan’ın çalışma arkadaşından ibaret.

Peki olay yerine gelen polis ekibi, Menderes Caddesi üzerindeki ve çevresindeki diğer esnafın güvenlik kameralarını inceledi mi? Örneğin, Fedai Varan’ın bıçağı cinayet günü edinip edinmediğine dair çevrede bir incelemede ve soruşturmada bulundu mu? Varan’ın, savcılık ifadesine göre bir süre oturduğunu iddia ettiği Hüseyin Kahya Parkı’nda bir inceleme yapıldı mı?

Kadınlar ve feminist avukatlar katılan olsaydı

Kadın örgütleri, yıllardır kadın cinayetleri davalarına İstanbul Sözleşmesi’nin de belirttiği üzere “suçtan doğrudan ya da dolaylı yoldan zarar gören taraf” olarak katılma talebinde bulunuyor. Emine Bulut davasında da yine aynı talepler sunuldu, ancak reddedildi. Mahkeme heyetinin, usulün tersine katılan taleplerini almadan önce söz verdiği sanık müdafi de bu davanın kadın cinayeti davası olduğunu söyleyerek katılma taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini beyan etti.

Ancak İstanbul Sözleşmesi’ni dikkate almayan Mahkeme heyetinin katılma taleplerini reddetmesiyle, kadın cinayeti davalarına dair yıllardır deneyime sahip kadın örgütlerinin dosyayı inceleme ve halihazırda taraf olma imkânları ellerinden alındı.

Eğer kadınlar ve feminist avukatlar taraf olabilseydi, bu dava İstanbul Sözleşmesi’ne göre ilerleyecek, örneğin Emine Bulut’un öldürülmeden önce 29 dakika polis merkezinde kalmasına rağmen korunamadığı bilgisini sanık müdafi yerine kendileri verecek ve 6284 Sayılı Kanuna göre, cinayete dair polisin ihmâlinin de araştırılması için diretecekti.

Yine eğer kadınlar bu davaya taraf olabilseydi, örneğin Emine Bulut’un duruşmaya SEGBİS’ten bağlanan cezaevindeki kardeşi B.B.’nin, dışarıdaki kardeşi K.B.’nin Bulut’u ölümle tehdit ettiği iddiasını, “Aile içi meseledir, bu dosyanın konusu değildir” diye ötelemek yerine bu iddianın araştırılmasını isteyecek, hattâ Bulut’u şiddet gördüğü eski kocasıyla barışmaya ve birlikte yaşamaya zorladıklarını söyleyen aile üyelerinin beyanı üzerine Emine Bulut’un maruz kaldığı aile içi şiddetin de araştırılmasını isteyecekti.

Emine Bulut cinayetindeki şiddet ve ihmâl sarmalı

Bulut’un, boşandığı Varan tarafından sürekli taciz ve tehdit edildiği için şikâyetçi olması üzerine 2014 yılında açılan bir dava da bulunuyor. Ancak Varan, “Bir an boşluğuma geldi, bir daha yapmayacağım” deyince, Bulut’un çocuğu için şikayetini geri almasıyla dava düşüyor.

Aslında Emine Bulut davası, her kadın cinayetinin tüm boyutlarıyla araştırılmasının, şiddet sarmalında fail olan ve ihmâli bulunan herkesin yargı önüne çıkmasının ne kadar da hayatî öneme sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

2006 yılında evlendiği Fedai Varan’dan 2013 yılında şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanan, hem evliyken hem de boşandıktan sonra gerek Varan’dan gerekse aile üyelerinden daimi şiddet, tehdit ve baskıya maruz kalan, ailesinin yanında “boşanan kadın” olarak yaşarken gördüğü baskıdan ancak yeniden evlenerek kurtulabileceğini düşünen ve ölmeden saatlerce önce polise gitmesine rağmen korunmayan Emine Bulut’un bu bütün şiddet ve ihmâl sarmalının sonunda öldürülmesi, ilk celsede mütalaa verilip ikinci celsede dosyası kapatılacak kadar basite alınabilir mi? Kadın örgütleri, yıllardır bu davalarda kadın cinayetlerinin politik olduğunu tam da bu sebepten söylüyor.

Kaynak: Gazete Karınca