bir iç politika konusu olarak suriye – ayşe düzkan (Artı Gerçek)

fakat cumhurbaşkanının mal varlığının araştırılması teklifini açıklamak o kadar kolay değil

bir iç politika konusu olarak suriye – ayşe düzkan (Artı Gerçek)

erdoğan iktidarı başından itibaren kriz yönetiminde genellikle başarılı oldu. bu konuda zaaf gösterdiği ilk an gezi’ydi ki aynı zamanda yola çıktığı kadroların bir kısmıyla yol ayrımının başlamasına da işaret ediyor bu.

son zamanlarda yine zaman zaman “kendi ayağına sıkmak” olarak bile tanımlayabileceğimiz, açıklanamaz hamleler yapıyor. bunları paniğin ortaya çıkarttığı bir karmaşaya yormak da mümkün. ama gezi’den itibaren, kadrolarının bir bir kopmasının ortaya çıkarttığı yalnızlaşma da etkili. türkiye sağ siyasetinin, devlet yönetmenin temiz-kirli her yoluna aşina kalemleri, kişileri artık erdoğan’ı değil başka cenahları destekliyor ve ne yalan söylemeli, eksiklikleri hissediliyor.

belki “monşer”lerin ahıdır, özellikle dış politikada epeyce sıkışık bir durumda erdoğan iktidarı.

şunu hatırlatmak istiyorum. bugünkü ulus-devletlerin şekillendirdiği yakın tarihte birçok devlet birçok suç işledi, bunların içinde savaş suçları da az değildir. ama herhangi bir devletin, herhangi bir zamanda işlediği herhangi bir suçun uluslararası mahkemelere falan konu olması için uluslararası güçlerin o devletle sorunlar yaşamaları gerekir.

suriye ile ilgili gelişmeler o kadar hızlı ki, bu konuda yapılan her haber, hatta yazılan her yazı 24 saati bulmadan eskiyor.

ama uzun vadede önem arz edecek gelişmeler var. örneğin türkiye’nin suriye’de savaş suçu işlediğine, beyaz fosfor kullandığına ilişkin iddialar. bilindiği gibi türkiye cumhuriyeti makamları, böyle bir maddenin mühimatta bulunmadığını açıkladı. ancak the times gazetesi britanya’nın bu maddeyi türkiye’ye sattığına dair veriler içeren bir haber yayımladı.

ve tabii abd temsilciler meclisi’nde ermeni soykırımı’nın tanınması, çeşitli bakanlara vize ambargosu, türkiye cumhurbaşkanının mal varlığının incelenmesi ve suriye’ye yönelik harekât sebebiyle türkiye’ye yönelik yaptırımlara dair yasa tasarılarının onaylanması var. bu tasarılar senatoda da onaylandıktan sonra kongre’de görüşülecek ama takdir edersiniz ki zamanlama manidar. ermeni soykırımı ile ilgili tasarı geçen nisan ayında temsilciler meclisi’ne sunulmuştu, yani diğer ikisi kadar güncel değil. kendimizi bir an için iktidar yanlısı bir yorumcunun yerine koyarsak bu tasarıyı “ermeni lobisinin oyunu”, yaptırımları da abd’nin kürtlerle işbirliğinin sonucu bir kalleşlik olarak aktarmak mümkün olabilir; diyelim ki bunlar milli meseleler. hadi cumhurbaşkanı yardımcısı, milli savunma bakanı, dışişleri bakanı, hazine ve maliye bakanı, ticaret bakanı, enerji ve tabii kaynaklar bakanı için vize ambargosu talep edilmesini de böyle değerlendirelim. fakat cumhurbaşkanının mal varlığının araştırılması teklifini açıklamak o kadar kolay değil. bu bence halkbank davasının abd yönetimi tarafından erdoğan iktidarına karşı sürekli bir koz olarak canlı tutulacağının bir işareti.

bir de bağdadi konusu var tabii. ışid halifesinin türkiye’nin kontrolündeki o 5 km’lik alanda bulunup öldürüldüğünün dillendirilmesi, buranın “bağdadi için güvenli bölge” olduğu şeklindeki şakalar falan da erdoğan iktidarını uluslararası alanda sıkıntıya sokacak şeyler. sonra, bizzat anadolu ajansı tarafından servis edilen “milli savunma bakanlığı, ‘rasulayn’ın güneydoğusunda arama/tarama/keşif/emniyet faaliyeti sırasında rejim unsuru olduğunu iddia eden 18 kişi sağ ele geçirilmiştir’ açıklamasında bulundu” şeklindeki haber var. bu, belki esad yönetiminin suriye’deki varlığının gayrimeşru olduğu zırvalığına alıştırılmış olan iç kamuoyu açısından anlamlı olabilir ama ülkenin ulusal ordusuna “rejim gücü” diye ad takmak, o ülkeye karşı savaşan, o ülkenin “terörist” saydığı, dünyanın ağırlıklı kısmının “kafa kesiciler” olarak tanıdığı insanların bir araya geldiği topluluğa “suriye milli ordusu” muamelesi yapıp onlarla ittifak kurmayı makul göstermeyebilir.

masalar kurulur, görüşme trafiği sürerken bunlar, (önceki yazılarımda epeyce ele aldığım) ypg’nin varlığını ve gördüğü teveccühü hesaba katmadığımızda dahi türkiye’deki iktidarı sıkıntıya sokacak şeyler.

bir an için suriye savaşını ve kürtlerin akıbetini bir kenara koyalım ve düşünelim. bütün bu gelişmeler, panik, ortak akıldaki zayıflama ya da başka sebeplerle atılan isabetsiz adımlar “bunlar gidici”nin işareti midir?

esasen kürt hareketinin ortaya çıkarttığı dinamiklerin sonucu olan mevcut durumu bu şekilde değerlendirmeye yatkın olanların önemli bir kısmı, örneğin kayyumlar karşısında sessiz kalanlar, heyhat. sadece ohal koşulları yüzünden değil, bu konuda ses çıkartmayı politik olarak gerekli görmedikleri, hatta zararlı gördükleri için böyle davranıyorlar.

ama beklentilerine, tahminlerine katılmak mümkün değil bence. bugün türkiye’de abd’nin en rahat çalışacağı yönetim var. çünkü iki taraf da iç siyasette ne derse desin, abd yönetimi ve trump’ın, türkiye’deki iktidarı istediği şekilde yönlendirmek için başvuracağı araçların sayısı her gün artıyor. abd türkiye’deki yönetimden ne isteyebilir? düşürülen uçağını ve öldürülen büyükelçisini hafızasında tutarak hareket eden rusya ve putin’le ilişkiler, bu taleplerden kaçınmak için yeterli olabilir mi?

erdoğan suriye’yi muhalefeti bölmek için kullandı, bunu da açıkça ifade etti. acaba karşısındaki güçler, iktidarı bölmek, muhalefeti toparlamak için yeni oluşan bu koşulları değerlendirecek politik basirete sahip mi? bekleyecek ve göreceğiz.

Kaynak: Artı Gerçek