Atina: Bir şehir, bin direniş

Atina’da görüştüğüm pek çok anarşist Syriza iktidarı döneminin ülkedeki toplumsal muhalefeti böldüğünü ve pek çok grubun radikalize olma potansiyelini düşürdüğünü söylediler. Yeni dönemde farklı biçimlerde artan devlet baskısına rağmen daha umutlu olanlarla da çokça karşılaştım

Atina: Bir şehir, bin direniş

Yunanistan, kapitalizmin 2008 krizinden bu yana ekonomisinin altüst oluşu, bu altüst oluşun ivmelendirdiği pek çok farklı siyasal hareket ve göçmenler ile mültecileri barındırması (ya da onlara bir “köprü” ya da cehennem olması) itibariyle pek çoğumuzun uzun süredir gündeminde. Son zamanlarda ise Syriza’nın geçtiğimiz Temmuz ayında gerçekleşen seçimle iktidarını yitirmesinin doğrudan pek çok sonucunun hissedildiği aylardan geçiyor ve görünen o ki geçmeye de devam edecek. Tüm bu siyasal gelişmeleri anlamak ve bizler açısından ilham ve fikir verici yanlarını keşfetmek için Atina’ya doğru kısa bir seyahate çıktım.[1]

Yola çıkmadan önce son dönemde Eksarhia’daki işgal evlerine yönelik artan devlet saldırılarını bolca okudum, seyahat bloglarına bakındım. Seyahat blogları, bir şehir nasıl görülüyoru (ve biz nasıl görmemeliyizi) anlamak için oldukça önemli diye düşünüyorum. Tahmin ettiğim üzere merak ettiğim ve gitmek istediğim yerlerin çoğu bloglarda “tehlikeli bir bölge, yolunuz oraya düşerse dikkat edin” şeklinde geçiyordu. Bu nedenle blogların söylediklerinin çoğunlukla “değilini alarak” bir anlama rotası çıkarmaya çalıştım.

Bitmeyen mahalle: Eksarhia

Eksarhia Parkı

Eksarhia’dan grafitiler

Eksarhia’dan grafitiler

Eksarhia’dan grafitiler

Eksarhia’dan grafitiler

Alexis ve Berkin’in polisler tarafından katledilişini anlatan köşe

Bahsi geçen şey böyle bir rota olunca ayaklarınız doğrudan Eksarhia’ya yöneliyor. Eksarhia, şehrin merkezinde anarşist, antifaşist, komünist devrimcilerin, göçmenlerin ve mültecilerin bir arada yaşadığı, direndiği ve bir şekilde var olduğu bir mahalle. Temmuz ayındaki seçimle birlikte başbakan olan Miçotakis’in “ilk ayımda Eksarhia’yı bitireceğim” demesi bu nedenle şaşırtıcı değil. (Hemen not: bitiremedi!)

Mahalle, son aylarda artan polis baskısıyla karşı karşıya. Daha önce polisin giremediği mahallede, bazıları göçmenler ve mülteciler için de bir yaşam alanı olan pek çok önemli işgal evi polis baskınlarıyla boşaltmış. Polis, boşalttığı işgal evlerinin yeniden işgal edilmesinin önüne geçmek ve mahalleyi adım adım ele geçirmek için yeni taktiklere de başvurmuş. İşgal edilen binaların kapısına hemen bir duvar örmüş ve önlerini nöbet tuttukları birer “karakol”a çevirmiş. Haliyle bir ara sokakta yürürken kalkanlarıyla, coplarıyla bekleyen polislerle kolaylıkla karşılaşabiliyorsunuz.

Devletin saldırı yöntemleri uzun süredir sadece bununla da sınırlı değil. Mahallenin meydanındaki parkta pek çok torbacıyla karşılaşıyorsunuz. Devlet bu torbacılara göz yumuyor ve onların mahallede olmalarını kara propaganda yapmak için kullanıyor ve böylece mahalleyi soylulaştırma ve direnişleri bitirme projesini hayata geçirmek için zemin yaratıyor. Konuştuğum pek çok kişi mahalledeki anarşist yapıların uyuşturucu madde satışıyla mücadele konusunda iyi bir sınav veremediğini söylüyor. Daha önce parkta madde satışını yapan mafyayı uzaklaştırmayı başaran anarşistler son dönemde iyice artan bu torbacılara karşı bir çözüm geliştirmemiş (ya da belki de geliştirememiş). Konunun detayları olayın çözümünü de zorlaştırıyor. Torbacıların büyük bir kısmı oradaki mülteci veya göçmenlerden oluşuyor maalesef.

Mahalle karşı karşıya kaldığı bir dünya soruna rağmen rapçi Killah P’nin (Pavlos Fyssas) Altın Şafak tarafından öldürüldüğü 18 Eylül’de, Politeknik Ayaklanması’nın yıldönümü olan 17 Kasım’da ve Alexis’in polis tarafından öldürüldüğü 6 Aralık’ta gerçekleşen protestolara ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Eksarhia’da farklı gruplar arasında pek çok sorun da yer alıyor. Hâl böyle olunca ancak bazı eylemlilikler dolayısıyla ortaklaşmalar olabiliyor ya da aynı konuda art arda iki farklı eylem olabiliyor.

Eksarhia’nın meşhur duvarları da uzaklardan bildiğimiz gibi, içimizi ısıtıyor. Örneğin kısa bir yürüyüşte bile pek çok siyasi grafitiye denk gelebiliyor, Grup Yorum konseri posteriyle karşılaşabiliyor ya da bir köşe başında Alexis ve Berkin’in fotoğraflarının olduğu duvara rastlayabiliyorsunuz. Ayrıca coğrafyamızdaki pek çok devrimci yapının afişlerini ve yazılamalarını da her yerde görebiliyorsunuz.

Üniversitenin duvarlarında çok sayıda afiş asılı

Üniversitenin duvarlarında çok sayıda afiş asılı

Altın Şafak tarafından öldürülen rapçi Killah P grafitisi

Üniversitenin bahçe duvarları grafitilerle kaplı

Politeknik ayaklanmasını anlatan bir heykel

Mahallenin hemen kenarında tarihi 17 Kasım direnişinin merkezi Politeknik Üniversitesi yer alıyor. Üniversite hâlâ hareket açısından büyük bir önem taşıyor. Üniversitenin içerideki ve dışarıdaki duvarları pek çok devrimcinin grafitileriyle doluyken eylemlerle ilgili pek çok meclis de üniversitenin içerisinde yapılıyor.

Üniversite öğrencileri “eğitim reformu”nu protesto ediyor (24 Ekim 2019).

Söz üniversiteden açılmışken, yeni hükümetin hayata geçirmeye çalıştığı “eğitim reformu” da bugünlerin önemli bir konusu. Şans eseri rast geldiğim öğrenci eyleminde, farklı üniversitelerden pek çok öğrenci üniversitelerin özerk konumunu ortadan kaldırmayı ve özel üniversiteleri avantajlı konuma getirmeyi amaçlayan bu yasa değişikliğine karşı sokaklara çıkmış parlamentoya yürüyordu.

İşgal Blokları: Prosfygika

Prosfygika blokları

Prosfygika blokları

Prosfygika blokları

Nazilere karşı direnenler için dikilen anıt

Eksarhia, hiç kuşkusuz Atina (hatta belki Yunanistan) deyince akla gelen simge mahalle. Ama mücadelenin farklı hatları bir yandan Eksarhia’yla kesişirken bir yandan da onun sınırlar��nı aşıyor. Prosfygika da bu anlamıyla gelmeden önce duymadığım, duymadığım için de utandığım bir “işgal blokları”. Bu 8 blokluk alan şehrin en büyük caddelerinin birinin üzerinde, Yüksek Mahkeme, Attica Emniyet Müdürlüğü Genel Merkezi ve Agios Savvas Kanserle Mücadele Hastanesi’nin arasında yer alıyor. Mübadele ile Türkiye’den gelenlerin konut ihtiyacını karşılamak için 1930’ların başlarında inşa edilen Prosfygika, Atina’nın Naziler tarafından işgali sırasında partizanlara ev sahipliği yapmış ve Atina’nın Naziler karşısında en son düşen yerlerinden biri olmuş. Bloklarda hâlâ o dönemdeki çatışmalardan kalma mermileri görmek mümkün. İlk bloğun hemen yanı başına ise bu direnişte yaşamını yitiren partizanları onurlandırmak için bir anıt dikilmiş.

Bloklar, tarihsel önemlerinin yanı sıra bugün kolektif bir yaşama da ev sahipliği yapıyor. 8 blokluk bu alandaki dairelerin büyük kısmı ya bireysel ya da kolektif olarak işgal edilmiş. Kolektif olarak işgal edilen daireler içlerinde coğrafyamızdan devrimcilerin de olduğu pek çok siyasi göçmene ve mülteciye yuva olmuş. Bu kolektif yaşamın yürütülmesi ve sürdürülmesi için bir de dernek kurulmuş. Dernek haftalık olarak yaptığı toplantılarla hem kolektif olarak yürütülen fırın, kafe ve pazar işlerinin planlıyor hem de “biz geldik” diyenlere nasıl yer sağlanabileceğini tartışıyor. Dernek ayrıca bloklarda kalacakları güçlendirecek bir dil kursu da düzenliyor. Dil kursu önemli bir konu burası için. Hem Yunan alfabesine alışabilmek hem de Yunancanın (Kıbrıs dışında) başka bir coğrafyada konuşulmamasının getirdiği aşina olmama hali dili öğrenmeyi iyice zorlaştırıyor.

Peki şehrin en merkezi noktalarından birinde bu kolektif işgal alanı nasıl var olabiliyor diye soruyorum. Bu sorunun iki yanıtı var dersek yanılmayız sanırım: Binaların anıtlar kurulu tarafından korunan tarihsel statüsü ve burada bir arada güçlü duran kolektif yapı. Tabii bu akıllara pirüpak, sorunsuz bir süreç getirmesin. Örneğin Prosfygika’nın hemen yanı başındaki yüksek mahkemede faşistlerin yargılandığı davalar mahalleyi hedef haline getirebiliyor. Aşağıda izleyeceğiniz görüntülerde mahalleyi zihninizde daha iyi canlandırabilir, mahalleye faşistlerle birlikte saldıran polislere karşı mahallelinin nasıl direndiğini görebilirsiniz:

Turizm belası

“Bizim mahalleler”den çıkıp tarihi merkezlere doğru yürüdüğümüzde tanıdık bir bela ile karşılaşıyoruz: Turizm. Kriz sonrasında sanayi üretiminin durmaya yaklaşması ülke genelinde ve Atina’da ekonomiyi iyice turizme odaklamış. Şehrin Monastiraki ve Plaka gibi semtleri turistler için bir “cazibe merkezi” olacak şekilde dönüşmüş. Antik dönemden günümüze ulaşan pek çok tarihi yapının çevresi de açılan mağazalarla ve restoranlarla turist avcılığı yapar olmuş. Batı Avrupa’daki şehirlere kıyasla ucuz olan bölge turistlerin yediği, içtiği, tükettiği yerlere dönüşmüş. Soylulaştırma politikalarıyla da bu turizm bölgelerinin farklı şekillerde diğer mahallelere de (örn. Eksarhia) uzanması planlanıyormuş bugünlerde.

Başlangıç yerine…

Atina’da görüştüğüm pek çok anarşist Syriza iktidarı döneminin ülkedeki toplumsal muhalefeti böldüğünü (anarşistlerin içinden de Syriza’yı doğrudan veya dolaylı destekleyenler olmuş) ve pek çok grubun radikalize olma potansiyelini düşürdüğünü söylediler. Yeni dönemde farklı biçimlerde artan devlet baskısına rağmen daha umutlu olanlarla da çokça karşılaştım. Bu, sağcı Yeni Demokrasi iktidarının daha çok umut vadetmesi nedeniyle değil tabii, daha ziyade toplumsal muhalefetin ayakta kalabilmesi için tüm örgütleriyle ve araçlarıyla mücadele etmekten başka yapabileceği hiçbir şey olmamasının netliğinden kaynaklanıyor. Bu anlamıyla şanslılar çünkü çok büyük bir mücadele deneyimine ve pek çok farklı araca sahipler. Yolları, yolumuz açık olsun.

Dipnot:

[1]    İlk seyahat de benzer “meseleleri” kurcalamak için Barselona yönüne doğru olmuştu: https://sendika63.org/2018/06/barselonada-ortaklasma-pratikleri-isgal-evleri-kooperatifler-ve-ateneular-diyar-saracoglu-497242/