Türk Modernleşmesi ya da Batılılaşma: Köksüz, zorlama, halk düşmanı mı?

Türkiye’de modernleşmenin serüveni Cumhuriyet’ten neredeyse iki yüz yıl önce başlamıştır. Cumhuriyet döneminde ise yapılmaya çalışılan, modernleşmenin toplumsal ve kurumsal dayanaklarının oluşturulmasıdır

Türk Modernleşmesi ya da Batılılaşma: Köksüz, zorlama, halk düşmanı mı?

Türkiye’de modernleşmenin tarihsel çerçevesi

Cumhuriyet dönemi resmi tarihyazımının genel eğilimini karakterize eden, 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihini bir milat olarak referans almış olmasıdır. Buna göre Kurtuluş Savaşı gelişmelerini ve siyasi olaylarını içeren 1923 öncesi dönem Cumhuriyet’in hazırlık aşamasıdır, 1923 ve sonrası dönem ise Cumhuriyet’in kuruluş, gelişim ve toplumsal dayanaklarının oluşturulmaya başlandığı bir dönem olarak ele alınır.

Teze göre Osmanlı Devleti’ni kurtarmaya dönük çeşitli fikir akımlarının olduğu hazırlık dönemi, 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanıyla kapanmış, Osmanlı devlet geleneği ve kültüründen tamamen radikal bir kopuşu içeren, batılılaşma perspektifli yeni bir dönem başlamıştır.

Toplumsal tarihsel bir bilincin oluşturulmasında, böyle şematik bir usavurmanın haklı ve doğru yanları vardır. Cumhuriyet’in Osmanlı sisteminden temelde farklı olması ve bunun iki farklı toplumsal-siyasal süreç olarak algılanmaya çalışılması bir bakıma net bir tarih bilincini gösterir. Diğer türlü iki toplumsal yapı arasında kurulacak bir süreklilik ilişkisi toplumsal dönüşümlerin temellendiği zemine birçok açıdan rezerv oluşturabilirdi. Böyle bir şematizmin özellikle incelenen dönem açısından ve Erken Cumhuriyet Dönemi’nin sosyo-kültürel ortamının değerlendirilmesinde pek çok açmazı bulunmaktadır.

Birkaç on yılla ifade edebileceğimiz Erken Cumhuriyet Dönemi toplumunun, 1923 yılı sonrasında hızlıca atılan siyasal ve toplumsal alandaki devrimlerle geçirdiği hızlı dönüşümlerin doğasını ve dinamiklerini anlamak benzer bir yaklaşım açısından olanaklı değildir. Öte yandan resmi tarihyazımının çizdiği gibi, “gerici, bilimsel düşünceye ve ilerlemeye kapalı” bir toplumsallığın bağrından çıkmış toplumun modernleşmesi, karşı ve çoğunlukla liberal-İslamcı günümüz resmi tarihyazımının Cumhuriyet’in kuruluşuna ilişkin temel yaklaşımında görülen bir “baskı rejimi” olgusu ile açıklanamaz. Dolayısıyla günümüzde öne sürüldüğü gibi, “zorla dayatılmış, laiklik ve modernleşme çabalarını” içeren bir tarihsel okuma, Erken Cumhuriyet Dönemi toplumunun barındırdığı seküler karakterin anlaşılmasında bilimsel alanı politik ve ideolojik olarak sınırlamaktadır. İlginçtir ki yukarıda belirtilen Kemalist tarihyazımının şematizmi, günümüz tarih okumalarının referans noktasını oluşturur. Osmanlı devlet yapısı ile Cumhuriyet dönemi arasında radikal bir farklılığın nirengi noktası olan 1923, karşı tarihyazımında “tarihsel-kültürel birikimden ve geleneklerden” keskin bir koparılışın odağını oluşturur. Sonuç olarak iki tarihyazımı da aynı şematizmin farklı politik ve ideolojik bağlamlarına yerleşmişlerdir.

Her iki usavurmanın dışında modernleşme hareketleri, Lale Devri’ne kadar götürebileceğimiz bizzat Osmanlı bürokrasisinin bir özelliği olarak ortaya çıkar.[1] Osmanlı Devleti’nde gelişmeye başlayan modernleşme hareketlerinin Tanzimat dönemine kadar bütünlüklü bir projesi yoktur. On sekizinci yüzyıldan itibaren artan modernleşme çabaları temelde Osmanlı Devleti açısından gerilemenin engellenmesine dönük bir çözüm arayışının sonucudur. Genel olarak batı kültür unsurlarının Osmanlı Devleti’ne aktarılması şeklinde devam eden modernleşme süreci, Osmanlı devlet adamlarında ve aydınlarda giderek medeniyetin bir bütün olduğu farkındalığını yaratmıştır.[2]

Modernleşme hareketlerini içeren süreç boyunca Osmanlı bürokrasisi ve aydınlarının Avrupa medeniyetinin temel dinamiklerini kavramaya dönük bir çaba içinde olduğu görülür.[3] Bunun doğrudan sonucu Lale Devri’nden itibaren Osmanlı Devleti’nin batıyla kurduğu ilişkilerin odağının düşmanlık ekseninden, belirgin bir komşuluk ilişkisine evrilmesidir. Dolayısıyla Kemalist kadroların bir özelliği olarak görülen batılılaşma perspektifi, Osmanlı yaşamında, bürokraside ve aydınlar arasında devletin çözülüşünün engellenmesinden yeni bir toplumsallık kurmaya kadar varan çeşitli politik düşüncelerin temellendiği esas siyasal arayış zeminini oluşturmuştur. Bu açıdan on sekizinci yüzyıldan günümüze kadar batılılaşma perspektifinin, giderek gelişen ölçülerde kesintisiz devam eden bir siyasal ve toplumsal doğrultu olduğu söylenebilir. Öte yandan Erken Cumhuriyet Dönemi’nin batıcı ve laik karakterinin kökenleri, on sekizinci yüzyıldan itibaren devam eden batılılaşma sürecinin bir dönüm noktası olan Tanzimat dönemiyle yakından ilişkilidir. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı, batı tipi bir anayasallaşma sürecinin önemli bir adımı olarak, akılcı, hukuksal ve bürokratik bir yönetim tarzına geçişin ilk aşamasını oluşturmuştur.[4] Tanzimat dönemi yavaş yavaş yerleşen bir kamu eğitimi sisteminin oluşmasını sağlamıştır. Bu dönemde modernleşme süreci doğrudan İslam karşıtı bir nitelik taşımamış olsa da, dini taassuptan bağımsız olarak gelişme göstermiştir.[5] Benzer biçimde Tanzimat ile kurulmaya başlanan Nizamiye Mahkemeleri ve bu mahkemelerin 1871 yılında yaygın hale getirilmesi geleneksel şer-i mahkemelerin toplumsal alanda pek çok işlevini kaybetmesine ve giderek seküler bir kurumsallaşmanın oluşmasına yol açmıştır.[6]

Tanzimat’tan itibaren yapılan reformlar sonucu, Osmanlı Devleti’nin çöküşüne kadar yüz yılı aşkın bir süre boyunca Osmanlı toplumu, batılı kurumlarla tanışarak, belirli ölçülerde etkileşim ve değişim sürecine girmiştir. Acun’un belirttiği gibi; Tanzimat dönemi reformları, Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar modernleşme sürecinin nicel aşamalarını oluşturur. Dolayısıyla Türk toplumu Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan devrimler sonucunda değil, Tanzimat döneminden itibaren toplumsal ölçeğini giderek arttırmaya başlayan modernleşme çabalarının niteliksel dönüşümüyle değişime uğramıştır.[7]

Tanzimat döneminin ortaya çıkardığı ve Cumhuriyet dönemine devrolunan sorunlardan biri geleneksel İslami kurumlarla, batı modelinde gelişen kurumların bir aradalığının yarattığı ikilik olmuştur. 1923 yılından itibaren yapılan devrimlerin aktörleri olan Kemalist kadroların radikalizminde mevcut ikiliğin kaldırılarak modern anlamda bir ulus devletin inşası yönünde kapsamlı ve bütünlüklü bir politikanın yürütülmesi vardır. Bu nedenle Erken Cumhuriyet Dönemi yıllarında Kemalist modernleşmenin siyasal ve toplumsal çerçevesini laisizm oluşturmuştur. Aynı zamanda laisizm, Kemalist rejimin siyasal pratiğinin meşruluk zeminini olarak milliyetçilik ile birlikte modernleşmenin temel enstrümanıdır.[8] Bu açıdan Atatürk döneminde Latin harflerinin kabulü, Osmanlı ölçü birimlerinin ve rütbelerinin kaldırılması, kılık kıyafet değişimi, hilafetin kaldırılması, tekke, zaviyeler ve türbelerin kapatılması, medeni kanunun kabulü, ezan ve kametin Türkçeleştirilmesi, kadınlara seçme hakkının verilmesi gibi farklı alanlarda yapılmış devrimci dönüşümlerin kalkış noktasını baskın bir sekülerleşme, Cumhuriyet öncesi dönemden devrolmuş ikiliğin kaldırılması oluşturur. Bu açıdan Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Kemalist önderliğin politik yönelimi büyük ölçüde İttihat Terakki orijini taşır. Özellikle laisizm temelinde eğitim, hukuk, kadın hakları konusunda atılan bu adımlar, II. Meşrutiyet döneminde İttihat Terakki tarafından Cumhuriyet öncesinde belli oranlarda gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.[9] Sonuç olarak Mustafa Kemal milli mücadele yıllarında hem İttihat Terakki’nin örgütlü tabanına dayanmış hem de İttihat Terakki’nin ideallerini bu dönem gerçekleştirmiştir.[10] Dolayısıyla Kemalist modernleşme projesi, çok açık biçimde, 1923 yılı öncesinin modernleşme ve demokrasi hareketlerinin doğrudan devamıdır.[11]

Osmanlı modernleşme çabalarından farklı olarak, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin ayırıcı özelliği, modernleşme düşüncesinin bir toplumsal problematik haline getirilmesidir. Bu açıdan Kemalist önderliğin modernleşmenin ve ulus-devlet oluşturmanın önünde engel olarak gördükleri eski düzene ait tüm kültürel yapılara ve onun toplumsallaşma aracı İslam’a, Kemalist modernleşme projesinde yer verilmemiştir. Bu kapsamda “Devletin dini İslam’dır” ibaresi 1928 yılından anayasadan çıkarılırken, Tanzimat’tan itibaren özellikle aydınlar arasında modernleşmenin zorunlu bir uğrağı olarak görülen Yunan, Roma ve eski Anadolu kültürleriyle ilişkilenme, erken cumhuriyet döneminin ulus-devlet yaratma politikasında, İslam dışında tarihsel bir köken oluşturma çabalarından biri olarak benimsenmiştir.[12] Benzer biçimde yeni devlete adını veren Türklüğü, İslam’dan ayırmak ve toplumun tarihe bakışını sekülerleştirmek için Türkoloji çalışmaları başlatılmıştır. Bu bağlamda 1950 yıllarına kadar resmi tarihyazımında Orta Asya ağırlıklı bir Türk tarihi yazımı oluşturulmuştur.[13] Diğer yandan kültürel köken arayışının Orta Asya’ya kadar izinin sürülmesi, Türk milliyetçiliği açısından Orta Asya ve Anadolu arasında bir ikilem yaratmıştır. Mustafa Kemal bu ikilemin çözüm konusunda, eski Anadolu halklarından olan Hitit ve Sümerlerin[14] Türk kökenli olduklarını ileri sürerek, Türklerin kökenleriyle coğrafi yerleşimleri arasında bir uzlaşmayı denemiştir.[15] Dolayısıyla Kemalist önderlik, modernleşme ekseninde batıyla ilişkilendirilen bir ulus inşasına girişmiş, bu ulus kimliğinin içeriğini modern, ulusalcı ve seküler nitelikler oluşturmuştur. Bu nedenle modernleşmenin önünde bir engel olarak görülen Selçuklu ve Osmanlı geçmişi, hem irrasyonel ve çağ dışı kültürel bir mirasın taşıyıcısı olarak hem de yeni rejimin karşıtlarının politik ve ideolojik argümanı olması nedeniyle Türk milletinin tarihinin bir parçası olarak değerlendirilmemiştir.

Modernleşmeci kadrolar, geleneksel, paternalist ve cemaatçi düşüncenin yeni toplumsal yapıyı bozacağına inanmışlardır. Bu nedenle modernleşme çabalarının yanı sıra örf, adet ve geleneklere dayalı bir yönetim düşüncesine karşı kontrolcü bir tavır geliştirmişlerdir.[16] Bu açıdan 1923-1945 yılları arasında tek parti dönemi boyunca CHP, kitleleri eğitmenin yanı sıra rejime meşruluk sağlamaya yönelik işlevler üstlenmiştir. Bunun sonucu olarak toplumsal farklılıkları dikkate alan bir politik tarz yerine, bütünleştirici, tek tip, dayanışmacı, toplumun bütününün resmi politika ekseninde şekillendirildiği bir politika yürütülmüştür.[17]

Cumhuriyet’in erken dönemi boyunca, batılılaşma ile bağlantılı ulus ve millet vurgusu yoğun olarak kullanılan ideolojik söylemi oluşturmuştur. Bu bağlamda sınıfsal farklılıkların üzeri örtülmüş, kesif bir milliyetçilik üzerinden toplumun tüm parçalarının birbirine bağlı olduğu yönünde dayanışmacı ve toplumsal iş bölümüne dayalı romantik bir bağ kurulmuştur. Otuzlu yıllar boyunca cumhuriyet iktidarı, politik ve kültürel olarak tek sesli görünmeye çalışan bir ideolojik dille, bir bütün olarak her açıdan netleşmiş bir toplum imajı göstermiştir.

Çatışmacı devlet?

1923 yılında kurulan Cumhuriyet’in, kuruluşuna ilişkin yaklaşımlarda görülen kopuş düşüncesi, hem dönemin algısında hem de günümüz tarihyazımında sıkça dile getirilmiştir. İlk tezin odağını yaşamsal zorunluluktan kaynaklanan bir kopuş düşüncesi oluştururken, ikinci tez cumhuriyetçi kadroları köksüzlükle malul, toplum tarafından istenmeyen bir iradi zorlamayla suçlamıştır. İlk tezi çoğunlukla Kemalist kesim sahiplenmiştir, ikinci tez ise liberal ve İslamcı çevrelerce öne sürülmektedir.

Daha önce belirtildiği gibi Türkiye’de modernleşmenin serüveni Cumhuriyet’ten neredeyse iki yüz yıl önce başlamıştır. Cumhuriyet döneminde ise yapılmaya çalışılan, modernleşmenin toplumsal ve kurumsal dayanaklarının oluşturulmasıdır. Bunlar, modernleşmenin temel zemini olan ulus-devletin kurulması ve onun motor gücü olacak sermaye sınıfının güçlendirilmesi ile burjuva toplumsal dönüş��mlerin tamamlanmasıdır. Cumhuriyet iktidarının en büyük şansı, modernleşme politikasını sürdürecek bir aydınlar toplamını Osmanlı’dan devralmış olmasıdır. Kısacası, Cumhuriyet döneminin ilk aydınları, Osmanlı döneminde yetişmiş cumhuriyetçilerdir. Dolayısıyla sıfırdan oluşturulmuş bir aydın damarı söz konusu değildir, aksine Osmanlı’nın son döneminden beri gelişmeye ve kökleşmeye başlamış bir aydınlanma birikimi bulunmaktadır. Bu birikim toplumun dönüştürülmesi sürecinde etkin biçimde kullanılmıştır. Benzer şekilde Cumhuriyet’in devraldığı toplum, iki yüzyıllık bir kesiti modernleşme sancılarıyla geçirmiş bir toplumdur ve Cumhuriyet’in kendisini sağlamlaştırmaya çalıştığı ilk yıllarında ihtiyaç duyduğu yönetim örgütü, eğitim sistemi, mali ve hukuksal yapı Osmanlı devletinde var olan batı modelinde kurumlardır.[18] Bu açıdan Cumhuriyet’in asıl problemini, liberal-İslamcı tezlerin aksine, kendisini gelenekçi bir halk çoğunluğundan koruyarak,[19] şiddetli bir baskıyla toplumu dönüşüme tabi tutmak değil, toplumun ulus-devlet modelinde örgütlenmesi için toplumsal bir seferberliğin nasıl başlatılacağı sorunu oluşturmuştur. Bunun bir sonucu olarak Cumhuriyet ideolojisinin topluma yönelimi, sosyal devlet kurumlarıyla gerçekleştirilmiştir. Okullar, hastaneler, Türk ocakları, Halkevleri bu karşılaşmanın yaşandığı asıl yerlerdir. Bu dönemde devlet kurumları ana ideolojinin içerik ve biçimde tekrarlanarak üretildiği yerel merkezler olarak işlev taşımıştır.

Cumhuriyet döneminin modernleşme politikalarının ana çerçevesini düşünüldüğü gibi devlet ve toplumu belirli ölçülerde karşı karşıya getiren çatışmacı[20] bir model değil, devlet ideolojisinin kurumlar üzerinden topluma temas ettiği karşılaşmacı bir model oluşturmuştur. Benzer biçimde Kemalist önderliğin köylülüğe ilişkin politikaları sosyal devlet eliyle köylünün çalışma ve ekonomik yaşamlarının modernize edilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda devlet arazilerinin topraksız köylüye dağıtılması, aşar vergisinin kaldırılması, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin, Tarım Kredi ve Tarım Satış Kooperatifleri’nin kurulmasını içeren bir dizi tarımı ve köylülüğü modernize etmeye dönük adımlar atılmıştır.[21] Bu açıdan Cumhuriyet döneminde yaşanan çatışmaların temelini laiklik uygulamaları değil, tarımın modernleştirilmesi ve toprak reformuna ilişkin çalışmalara karşı gelişen büyük toprak sahibi sınıfların muhalefeti oluşturur. Dolayısıyla bu sınıfların Cumhuriyet’in tarımdaki etkisine karşı gösterdiği refleks, laisizm karşıtı bir söylemi benimsemek olmuştur. Büyük toprak sahibi sınıfların Demokrat Parti ile iktidara gelmesi, tarımda toprak reformunu engellemiş ve sonraki yıllar boyunca Cumhuriyet modernizmini kemiren bir siyasal iktidar modelinin oluşmasını sağlamıştır.

Dipnotlar:

[1] Aslan, ve Yılmaz, 2012, s.287.

[2] Acun, 2007, s.57.

[3] Akça ve Hülür, 2007, s.238.

[4] Akça ve Hülür, 2007, s.237

[5] Georgeon, 2006, s.12.

[6] Akça ve Hülür, 2007, s.248.

[7] Acun, 2007, s.62.

[8] Kocaoğlu, 2007, s.1297.

[9]  İttihat Terakki döneminde yabancı okullarda Türkçe ile Türk tarihi okutulması zorunlu tutulmuştur. Türk dil ve kültürünü yayan yeni okul kitapları hazırlanmış, klasiklerin ��evrilmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda bütün Türk vatandaşları için din farkı gözetilmeden yeni evlenme kanunu çıkarılmıştır. Kuran Türkçe’ye çevrilmiş, cuma hutbelerinin Türkçe yapılması kararlaştırılmıştır. Benzer biçimde kadınların yüzlerinin açılması sağlanmış, kadınların meslek sahibi olmaları ve çalışmaları yönünde adımlar atılarak kadın ve erkeğin bir arada olduğu toplantılar yapılması teşvik edilmiştir.

[10] Avcıoğlu, 1969, s.187-186.

[11] Esen ve Yüksel, 2012, s.182.

[12] Elbir ve Karakaş, 2007, s.382.

[13] Özellikle ellili ve altmışlı yıllarda komünizmle mücadele kapsamında, Erken Cumhuriyet Dönemi tarihyazımından farklı olarak, bu dönem Türk-İslam sentezi oluşturulmuş ve İslami referansları olan bir tarihyazımı benimsenmiştir. Bu tez günümüze kadar milliyetçi ve İslamcı hareketlerin 1950 sonrasında temel dayanak noktalarından birini oluşturmuştur.

[14] Bir Mezopotamya uygarlığı olan Sümerler Anadolu kavmi değildir. Sümerle ilişkilenme, Yunan ve Roma uygarlıklarını kültürel olarak etkilemiş ve Anadolu ile bir coğrafi yakınlığa sahip olmuş olması açısından düşünülmüş olabilir. Bu konu için Samuel Noah Kramer ya da Muazzez İlmiye Çığ yayınlarına bakılabilir.

[15] Georgen, 2006, s.4.

[16] Özgişi, 2002, s.59

[17] Esen ve Yüksel, 2007, s.182.

[18] Aslan, 2008, s.354.

[19] Kentli toplumun genel nüfusa oranı, 1927 yılı seçimlerine göre yüzde yirmi beş civarlarındadır. Türkiye cumhuriyetin ilk yıllarında yüzde yetmiş beşi köylü olan bir köylü ülkesidir (Kocaoğlu, 2007, s. 1298). Bu durum inceleme dönemi olan otuzlu yıllar boyunca da benzer bir seyir izlemiştir. Dolayısıyla kentler burjuva cumhuriyetinin gelişimine uygun olarak siyasal iktidarın dayandığı alanlar olmuştur. Diğer yandan cumhuriyet iktidarı köylere dönük olarak kapsamlı bir modernleşme politikası sürdürebilmiştir.

[20] Kocaoğlu, 2007, s.1298.

[21] Kayıkçı, 2005, s.1-2.

Seçilmiş bibliyografya:

  • Acun, F. (2007). Osmanlının Torunları Cumhuriyetin Çocukları: Osmanlıdan Cumhuriyete Değişme ve Süreklilik. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi. Mayıs 2007. Sayı 15, s.39-64.
  • Akça, G. ve Hülür, H. (2007). Tanzimattan Cumhuriyete Siyasal ve Hukuksal Yapının Modernleşmesi. Türkiyat Araştırmaları Dergisi. Bahar 2007 Sayı 21, s.235-269.
  • Aktaş, Ş. (1998). Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı. Türk Dünyası El Kitabı. 4. Cilt, c3. Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Sayı 158, s.661-719.
  • Altınkaş, E. (2011). Cumhuriyetin İlk Yıllarında Aydınlar: Kurucu İdeolojinin Seçkinleri. Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 7, Sayı 14, s.114-132.
  • Apaydın, D. (2013). Cumhuriyet Dönemi Şiirinin İlk On Yılında Ortak Yönelişler. Gazi Türkiyat. Güz 2013/3. S. 133-155.
  • Aslan, S. ve Yılmaz, A. (2012). Tanzimat Döneminde Osmanlı Bürokratik Yapı ve Düşüncesinin Değişimi. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi Cilt 2 Sayı 1. Doç. Dr. Feramus Aydoğan Anısına. s. 287-296.
  • Aslan, T. (2008). İkinci Meşrutiyet Düşüncesinin Cumhuriyet’e Tesirleri. DÜ Sosyal Bilimler Dergisi. Sayı 21, s.345-377.
  • Avcıoğlu, D. (1969). Türkiye’nin Düzeni (Dün-Bugün-Yarın). Bilgi Yayınevi.
  • Bakacak, A.G. (2009).Cumhuriyet Dönemi Kadın İmgesi Üzerine Bir Değerlendirme.
  • AÜ. Türk İnkilapları Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 44. s. 627-638.
  • Behramoğlu, A. (2008). Türk Şiirinde Modernleşme Evreleri. Litera Cilt 21 Sayı 1. s. 19-30.
  • Börekçi, O.Ü. A. (2011). Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Romanının Toplumsal ve Siyasal İşlevi Üzerine bir İnceleme: “Yeşil Gece” ve “Yaban”. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi. Bahar 2011. Sayı 32.
  • Çalışkan, Adem. (2010). Ana Çizgileriyle Cumhuriyet Devri Türk Şiirine Teorik Bir Yaklaşım. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Volume 3/10 s. 140-199.
  • Çandır, M. (2011). İslami Duyarlılığın Cumhuriyet Devri Türk Şiirine Yansımaları (1923-1950). Sosyal Bilimler Dergisi Cilt 9 Sayı 1. s.165-186.
  • Demirci, Neşe. (2011). “Mitoloji ve Şiir’in İzinde Ahmet Mithat Efendi’nin Mitolojiye Dair Görüşleri. Tübar XXIX/2011. s.103-119.
  • Elbir, B. Ve Karakaş, Ö. (2007). Cumhuriyet Dönemi Türk Kültür ve Edebiyatında Hümanizmin Etkileri. Turkish Studies Internatioal Periodical For the Languages Literature and History of Turkish or Turkic Volume 2/4, s.382-392.
  • Esen, B. ve Yüksel, H. (2012). Korportarizm, Faşizm ve Solidarizm Kavramları Ekseninde Erken Dönem Cumhuriyet Siyasası Üzerine Bir İnceleme. Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi. Cilt 8 Sayı 16, s.181-200.
  • Georgeon, F. (2006). Osmanlı Türk Modernleşmesi 1900-1930 Seçilmiş Makaleler. (Ali Berktay çev.), YKY.
  • Kayıkçı, S. (2005). Cumhuriyet’in Kuruluşundan Günümüze Kadar Köye ve Köylüye Yönelik Politikalar. Türk İdare Dergisi. Sayı 448
  • Kocaoğlu, B. (2007). Atatürk Dönemi Laiklik Uygulamalarına Yönelik Bazı Toplumsal Tepkiler. Turkish Studies Internatioal Periodical For the Languages Literature and History of Turkish or Turkic Volume 2/4. s. 1298-1307.
  • Koçal, V.A. (2012). Bir Hegomonya Aracı Olarak Sekülerleşme: Tarihsel Bir Perspektiften Türkiye‟de Laikliğin Politik Ekonomisi. Akademik İncelemeler Dergisi. Cilt 7. Sayı 2. s.107-139.
  • Özgişi, T. (2002). Türkiye’de Toplumsal Değişimin Siyasal Katılıma Etkisi. Tesam Akademi Dergisi.
  • Papila, A. (2012). Cumhuriyet Döneminin Türk kimliğinin, Cumhuriyet İdeolojisinin oluştuğu (1923-1950) Yılları Arasında Üretilen Resimler Üzerinden Analizi. A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 2012/6. s.151-168.
  • Uyar, H. (2006). 1930’lar Türkiye’sinde Kemalizm Algılamaları. http://kisi.deu.edu.tr/hakki.uyar/21.pdf
  • Yıldırım, E. (2013). Türk Kimliğinin “Nev Yunani” ve “Akdenizli” formülasyonu: Yahya Kemal Beyatlı ve Yakup Kadri Karaosmnaoğlu. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi. Cilt 6, Sayı 26. s.624.