İklim değişikliği tartışmalarında madalyonun öteki yüzü – Kerem Cankoçak (keremcankocak.blogspot.com)

Nobel ödüllü fizikçi Ivar Giaever “Küresel Isınmayı” yeni din olarak betimliyor, çünkü diyor “onu tartışamıyorsunuz; tıpkı Katolik Kilisesi gibi”. Amerikan Fizik Derneği “küresel ısınma yadsınamaz” kararı aldığı için dernekten istifa eden Ivar Giaever, dünyanın ortalama sıcaklığının değişmediğini savunanlardan

İklim değişikliği tartışmalarında madalyonun öteki yüzü – Kerem Cankoçak (keremcankocak.blogspot.com)

Hemen her gün basında, televizyonlarda, sosyal medyada “insan faaliyetleri sonucu dünyamızın ısındığına” ve yakın zamanda büyük iklim felaketleriyle karşılaşacağımıza, hatta belki de bütün insanlığın yok olacağına ilişkin haberlere denk geliyoruz. Bu haberler belki doğrudur belki de değildir. Bu yazının amacı ne küresel ısınmayı doğrulamak ne de ona karşı çıkmak. Amacımız küresel ısınma tartışmalarının her yerde rastlayamayacağınız boyutlarını aktarmak. Bu bir bilimsel tartışma ve henüz sonuçlanmış da değil. Bilimde anlaşmazlıklar, anlaşmalar kadar önemlidir ve bazen gerçeği bulacağımız en doğru yer, en umulmadık yerde karşıt görüştedir. İklim değişikliği konusunda çok fazla tek taraflı haber yapılıyor. Bunun ileride değineceğimiz bazı politik ve sosyolojik nedenleri var. O nedenle, karşıt görüşlerden de haberimizin olması gerek. İşte bu yazının amacı iklim değişikliği konusunda her yerde rastlayamayacağınız karşıt görüşlerin bir özetini vermek. Bilimsel yaklaşım, her konuda olduğu gibi bu konuda da hiç kimsenin söylediğine inanmadan, eldeki verileri, argümanları, kanıtları inceleyerek kendi görüşümüzü oluşturmayı gerektirir.

Öncelikle “uzmanlık alanıyla” ilgili gelebilecek bir itiraza değineyim. Ben bir parçacık fizikçisiyim, iklimbilimci değil. Dolasıyla kimileri bu yazıya “uzmanlık alanı olmayan konularla ilgilendiğim” için itiraz edebilirler. Ancak dünyaca ünlü iklimbilimci Mike Hulme’ün belirttiği gibi, “…iklim değişikliği, ağırlıklı olarak fiziksel bir olgu olmanın yanı sıra sosyal bir olgu haline gelmiştir. Bu iki olgu da birbirinden çok farklıdır,” [Hulme, 2016]. Öte yandan iklimbilim, bir temel bilim dalı değil; ama fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilimlerinden gelen bulgularının toplandığı, değerlendirildiği ve sonuca ulaştırılmaya çalışıldığı bir disiplinlerarası bilim. Yüzlerce örnek arasından birini vermek gerekirse, kozmik ışınlar parçacık fizikçilerinin konusu ve küresel iklim modellemelerinde çok önemli bir yere sahipler. Dünyanın ısınmasına yol açan sera etkisinin temel kaynağı olan bulut formasyonları, kozmik ışınlardan çok şiddetli bir şekilde etkilenir. Dolayısıyla iklim değişikliği, içinde parçacık fizikçilerinin de bulunduğu disiplinlerarası bir ekip tarafından yürütmekte. Diğer yandan, küresel ısınmaya insan kaynaklı karbondioksitin yol açtığına ilişkin en önemli (belki de tek) argüman olan simülasyon (yani dünya ikliminin bilgisayar ortamında modellenmesi) ilk kez fizikçiler tarafından icat edilen ve özellikle parçacık fizikçileri tarafından geliştirilen bir tekniktir. Son olarak, bu dünyada yaşayan herkes gibi, dünyamızın gerçekten ısınıp ısınmadığını, ısınıyorsa bunun hangi mekanizmalar tarafından gerçekleştiğini merak eden bir insan olarak epeyce araştırma yaptım ve oldukça farklı görüşlerle karşılaştım. Ana akım basın-yayın organlarında bu farklı görüşlere yer verilmemesi nedeniyle, tartışmayı sizlere aktarmayı uygun görüyorum. Ancak yer darlığı nedeniyle bu yazıda daha çok aykırı görüşlere yer veriyorum, çünkü yaygın görüşler zaten her gün her yerde yayımlanmakta.

Öncelikle dünya iklimiyle ilgili bilimsel tartışmaların iki temel eksende yürüdüğünü söyleyelim. Dünyanın ikliminin 4,5 milyar yıldır sürekli değiştiği bilimsel bir gerçek. Buna kimsenin itirazı yok. Dünya geçmişte çok soğuk dönemlerden geçtiği gibi çok sıcak dönemler de yaşadı. Yüz milyonlarca yıl önce, şimdiki kutup bölgeleri tropikal bir iklime sahipti ve dinozorlara ev sahipliği yapıyordu. Ortaçağda bir dönem o kadar sıcaktı ki, İngiltere’nin kuzeyinde üzüm yetişiyordu. Dünyanın sıcaklığının uzun ve kısa süreli döngüler halinde artıp azaldığı konusunda herkes hemfikir. Ancak görüş ayrılığı şu anda dünyanın ısınmakta olup olmadığı konusunda ayrışıyor. Her ne kadar bütün basın-yayın organlarında küresel ısınma alarmı verilse de, çok sayıda bağımsız bilim insanı buna karşı çıkıyor [ayrıntılar için bkz. GGWS]. Öte yandan, karbon dioksitin (CO2) dünyanın iklimini etkilediğini öne süren IPCC raporlarına karşı da çok sayıda bağımsız bilim insanının itirazı var. Hatta bu konuda 31 bin bilim insanı bildiri yayımlamış durumda [GWPP]. Aslında tartışma genel olarak iki konu üzerinde yoğunlaşıyor: ilki, dünyanın sıcaklığının şu anda artıp artmadığı, ikincisiyse eğer dünyanın sıcaklığı artıyorsa buna neyin neden olduğu. Bu iki tartışma bazen birbiriyle ilişkili ama bazen de birbirinden bağımsız olarak sürmekte.

Küresel ısınma alarmcılarının başını çeken kurum IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change – Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli). 1988 yılında Birleşmiş Milletlerin bünyesinde kurulan bu örgüt, bütün mali desteğini hükümetlerden alan politik bir kuruluş. Muhalifler IPCC’yi şiddetle eleştiriyorlar. Londra Üniversitesi Biyocoğrafya Bölümünden emekli profesör Philip Stott, IPCC’nin diğer tüm Birleşmiş Milletler örgütleri gibi politik bir örgüt olduğunu ve aldığı kararların bilimsel değil tamamen politik olduğunu vurguluyor. Pasteur Enstitüsünden Paul Reiter, IPCC’deki “araştırmacıların” çoğunun bilim insanı olmadığına dikkat çekiyor ve IPCC raporlarında farklı görüşlere yer verilmediğini, raporlara itiraz eden bilim insanlarının isimlerinin bile  sildirmelerine izin verilmediğini öne sürüyor [GGWS].

Aslında hemen bütün muhalifler IPCC’nin yayınlarına itiraz ediyorlar ve bunların bilimi çarpıttığını iddia ediyorlar. Bilim tarihi açısından çok ilginç bir örnek bu. Belki de 15. yüzyıldan bu yana bilimde böylesine bir kamplaşma görülmemiştir. Bir tarafta bütün gücüyle sanayileşmiş devletler, ana akım medya, haber kuruluşları, NASA, IPCC, National Geographic vb gibi kurumlar bilimsel bir tartışmada taraf oluyorlar ve bunu politik bir arenaya taşıyıp çok önemli kararlar alıyorlar. Diğer tarafta muhalif bilim insanları seslerini sadece İnternette duyurabiliyorlar. Küresel ısınmayı sorgulamaya kalkan bir gazeteci işinden atılıyor, üniversitelerde muhalif akademisyenlerin iş bulma şansı yok. Daimi kadrosu olan muhalif öğretim üyelerininse proje alma şansları yok. New Scientist eski editörü Nigel Calder, küresel ısınmaya karşı bir yazının olanaksız olduğunu belirtiyor. Ancak daha da ilginç olan, bu tartışmada sanayileşmiş ülkeler arasında da tam bir birliktelik olmaması. Örneğin Avrupa devletleri küresel ısınma alarmcılığının başını çekerken, ABD genelde buna karşı. Muhalifler bu durumu ABD’nin savaş sanayine bağımlı bir emperyalist devlet olması gerçeğine bağlıyorlar. Savaş uçakları için petrolden başka bir enerji kaynağı yok. Çünkü sadece petrolden hızlı enerji elde edilebiliyor. Henüz elektrikle uçan bir uçak teknolojisi mevcut değil. Oysa Avrupa emperyalizmi dünya hakimiyetini ordularıyla değil, başka araçlarla kuruyor. Ayrıca Avrupa’da küçük işletmeler hemen hemen tamamen ortadan kalkmışken, ABD’de henüz etkinler. CO2 salımının kontrol edilmesi uluslararası büyük şirketlere yarıyor. ABD’de tekelci kapitalizm Avrupa’daki kadar güçlü değil diyor kimi muhalifler [Driessen, 2003].

Nobel ödüllü fizikçi Ivar Giaever “Küresel Isınmayı” yeni din olarak betimliyor, çünkü diyor “onu tartışamıyorsunuz; tıpkı Katolik Kilisesi gibi” [Lindau, 2015].  Amerikan Fizik Derneği “küresel ısınma yadsınamaz” kararı aldığı için dernekten istifa eden Ivar Giaever, dünyanın ortalama sıcaklığının değişmediğini savunanlardan.

Süperiletkenlik üzerine yaptığı çalışmalarla Nobel alan ve uzmanlığı sıcaklık ölçmek olan Ivar Giaever konuşmasında şu noktalara dikkat çekiyor: Küresel Isınma savunucularının sık sık gösterdikleri sıcaklık eğrisi hiçbir anlama gelmiyor. Sekil 1’de gösterilen bu eğri, dünyanın 1880’den 2015 yılına kadar yıllık ortalama sıcaklık eğrisi. Y-ekseni 1 derecelik farkı gösteriyor. Tüm dünyanın ortalama sıcaklığını bu hassaslıkla belirlemenin olanaksız olduğunu söyleyen Giaever, her şeye rağmen bu grafiği kabul etsek bile, sonucu şöyle yorumluyor: “Dünyanın ortalama sıcaklığı bu grafiğe göre %0,3 derece artmıştır, ki bu da aslında sıcaklığın tamamen stabil olduğunu gösterir.”

Şekil 1: Küresel Isınma alarmcılarının sıklıkla gösterdikleri yıllık ortalama sıcaklık eğrisi

Giaever ayrıca şu hususları da belirtiyor. NASA’nın dünyanın ortalama sıcaklığını ölçtüğü noktalar sadece 3846 adet ve bunlar Şekil 2’de yer alıyor. Bütün bir Antartika kıtasının ortalama sıcaklığını ölçen sadece 8 adet termometre var. 8 termometreyle koca kıtanın ortalama sıcaklığını bu hassaslıkla ölçmenin olanaksız olduğuna dikkat çeken Giaever, ayrıca Antartika’nın hiç olmadığı kadar soğuk olduğuna ve buzların arttığına dikkat çekiyor. Ayrıca Giaever dünyanın optimal sıcaklı��ının ne olması gerektiğini de kimsenin bilmediğini öne sürüyor.

Şekil 2: Dünyanın ortalama sıcaklığının ölçüldüğü 3846 nokta

Şekil 3’teki grafikte de görüldüğü gibi, muhaliflerin iddiasına göre dünyada 19 yıldır sıcaklık değişmiyor. Prof. Easterbrook, Prof Tim Ball, Prof. Roy Warren Spencer gibi önde gelen pek çok iklimbilimci, çevrebilimci ve diğer bilim dallarından bilim insanlarının katıldığı Heartland konferanslarında IPCC raporları eleştiriliyor ve IPCC bilimi çarpıtmakla suçlanıyor. İlgili videolar youtube’dan izlenebilir [Heartland, 2014 ve 2017].

Şekil 3: Son 19 yılın sıcaklık ortalamaları, 1998 yılındaki büyük yükseliş ve düşüş dışında stabil durumda [RSS].

Küresel ısınma konusunda aykırı bir görüş belirtmek hiç kolay değil; muhalifler büyük saldırılarla karşılaşıyor. Hangi tarafın haklı olduğu bir tarafa, bu durum insanı düşündürüyor. İklim konusundaki tartışmalar politik ideoloji haline gelmiş durumda. Greenpeace’in kurucularından Patrick Moore bu durumdan rahatsız olduğu için istifa etmiş. Patrick Moore’a göre bu aktivist hareket küresel boyutta etkiye sahip [GGWS]. Dünyaca ünlü fizikçi Freeman Dyson kendini “iklim değişimi kafiri” olarak tanımlıyor ve ortodoksluğa karşı bilimin her zaman kafirlere ihtiyacı olduğunu söylüyor. İklimbilimci olmamasına karşın bilgisayar modellemelerini çok iyi bilen Dyson iklim modellerinin yetersiz olduğunu savunuyor. Dyson’a göre böylesine zayıf modellemelerden bu kadar büyük sonuçlar çıkarmak olanaksız [Dyson, 2015 ve 2007]

Muhaliflerin temel argümanı şu: Bilim hipotezler üretir ve bu hipotezler test edilir. Bu konuda IPCC’nin hipotezi insan kaynaklı CO2’nin küresel ısınmaya neden olduğu yönünde. Oysa muhaliflere göre, gözlemler bu hipotezin yanlış olduğunu söylüyor. Geçmişte CO2’in günümüzden kat kat fazla olduğu dönemler yaşandığını belirten Winnipeg Üniversitesi’nden iklimbilimci Tim Ball ve diğer muhalifler, CO2’nin küresel ısınmaya neden olduğu iddiasının bilimsel olmadığını vurguluyorlar. CO2’nin bir kirlilik olmadığını ve bitkiler için çok faydalı olduğunun da altını çiziyorlar [GGWS].

Peki küresel ısınma konusunda insanlar neden anlaşamıyorlar? Şüphesiz sorunun hem bilimsel hem de sosyolojik boyutu var. Mike Hulme’a göre “İklim değişikliği kavramı artık, kökenini yalnızca doğa bilimlerinden alan bir olgu olmanın ötesinde seyreder hale gelmiştir. Bu süreçte, yeni kültürlerle tanışıp, siyaset, ekonomi, popüler kültür, ticaret ve din kavramlarıyla da karşılaşarak –genellikle medyanın aracılığıyla– yeni anlamlar kazanır ve yeni amaçlara hizmet eder.” [Hulme, 2016]

NASA’nın Uydudan Havadurumu Ekibi lideri Roy Spencer, küresel ısınma alarmının başka bir boyutuna dikkat çekiyor. Dr. Spencer’a göre bazı bilim insanları gereksiz yere panik yaratarak araştırmalarını destekleyecek finansmanı sağlıyorlar [GGWS]. Virginia Üniversitesi Çevre Bilimleri Bölümünden Prof. Patrick Michaels, “küresel ısınma alarmı” sayesinde on binlerce yeni iş yaratıldığını vurguluyor ve bunun “büyük bir endüstri” olduğunu söylüyor [GGWS].

Öte yandan, iklimbilim aslında bir tür “kaos kuramı”. Dünya iklimini nelerin etkilediğini ve hangi yönde etkilediğini belirlemek çok zor. Daha “basit” bir bilimden, fizikten örnek verecek olursak iki atom-altı parçacık arasındaki olayları çok büyük bir hassaslıkla açıklayan kuantum kuramlarımız var ama atomların bir araya gelip de örneğin kristal gibi bir madde oluşturdukları durumun benzer bir açıklamasını tam olarak yapamıyoruz, “beliren özellikler” gibisinden kaçamak cevaplar veriyoruz. Buradaki zorluk çokluktan, sistemin kompleks oluşundan kaynaklanıyor. Tek tek parçaları açıklayabiliyoruz da, çok sayıda parça olduğunda ortaya çıkan olguyu açıklamakta zorlanıyoruz.

Kimi muhalifler, küresel ısınma alarmı verenlerin ve buna dayanarak CO2 üretimini kontrol edenlerin küresel sermaye olduğuna dikkat çekerek, bunun emperyalizmin yeni silahı olduğunu savunuyorlar. Onlara göre gelişmiş ülkeler CO2 salımını bahane ederek gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmesini engelliyorlar. Örneğin Afrika’daki az gelişmiş ülkelere yapılan yardımlar CO2 salımı olmaması koşuluyla veriliyor ve bu da o ülkelerin hiçbir şekilde sanayileşememesi demek. Jeolog yazar Paul K. Driessen, Eco-Imperialism kitabında bu olguyu ayrıntılarıyla inceliyor [Driessen 2003]. Benzer şekilde, küçük kapitalist işletmeler büyük tekeller tarafından bu yolla engelleniyor. Çünkü büyüklerin belirledikleri CO2 düzeyinde salım yapan motorlar vs üretmek için çok yüksek teknoloji gerekiyor, bu da büyük yatırımlar demek. CO2 salımı sera etkisine hemen hemen hiç bir katkıda bulunmadığı halde, Demokles’in kılıcı gibi küçüklerin tepesinde sallanıyor.

Sonuç olarak “küresel ısınma” çok tartışmalı bir konu ama inanıyorum ki, zaman içinde tartışmalar politikadan soyutlanıp daha bilimsel bir temele oturacak ve hangi tarafın haklı olduğunu göreceğiz. İnsanlık tarihinde her zaman akıl ve bilim kazanmıştır.

Kaynaklar:

Driessen 2003:  Paul K. Driessen, Eco-Imperialism; Green Power/Black Death, Free Enterprise Press, 2003

Dyson, 2015: http://www.theregister.co.uk/2015/10/11/freeman_dyson_interview/

Dyson, 2007: https://www.youtube.com/watch?v=JTSxubKfTBU&t=1s

Heartland, 2014 https://www.desmogblog.com/2014/07/08/return-denial-palooza-heartland-institute-hitches-anti-science-wagon-freedomfest

Heartland, 2017 http://climateconference.heartland.org/

Hulme, M. 2016: Mike Hulme, İklim Değişikliği Konusunda Neden Anlaşamıyoruz, Alfa Bilim Dizisi, 2016

GGWS: The Great Global Warming Swindle belgeseli (youtube) https://www.youtube.com/watch?v=52Mx0_8YEtg

GWPP: http://www.petitionproject.org/

Kaynak: keremcankocak.blogspot.com