Kemal Türkler’i hatırlarken…

Kemal Türkler’i anlamak, tanımak, her şeyden önce ona, Maden-İş’in ve 1967 yılından sonra da DİSK’in omuzlayıp götürdüğü eylemlerin, direnişlerin, grevlerin, siyasi çıkışların… kısaca kavganın, hayatın içinden bakmakla olanaklıdır

Kemal Türkler’i hatırlarken…

Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de İstanbul’da, Merter’deki evinin önünde faşistler tarafından katledildi. 12 Eylül karanlığına doğru hızla akıp gidiyordu zaman. MESS grevleri sürüyordu. Metal, cam ve tekstil işçileri grevdeydi. Öldürüldüğü gün yüzbinlerce işçi iş bıraktı… Türkler, 1954’ten beri Maden-İş’in, 1967’den 1977 yılı sonuna kadar da DİSK’in Genel Başkanı’ydı.

Ekmek kavgası…

Maden-İş, Türkiye’nin bütün zamanlarının en önemli sendikalarının başında gelir. Birçok bakımdan. 1947’de Sendikalar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından kurulan ilk sendikalardan olsa da “47 Sendikacılığı” olarak bilinen geleneğin dışındadır Maden-İş. Türk-İş içinde bulunduğu yıllar boyunca uzlaşmacı sendikacılığa karşı, aykırı ve mücadeleci bir çizgi izler. Maden-İş’in tabana dayanan, gözünü̈ budaktan sakınmaz bir mücadele geleneği, ‘60’ların baslarında, Türkiye işçi sınıfı tarihi içinde bir kırılma ânı olan tarihsel Saraçhanebaşı Mitingi’yle başlayan ve giderek artan bir ivmeyle yükselen, sertleşen işçi/sendika eylemleri, direnişler, grevler içinde kendini belli etmişti. Maden-İş, 1963’te sendika yasaları henüz yayınlanmamışken, grev hakkının yasal çerçevesi henüz yokken Kavel grevini örgütlemişti. 1965 Kozlu olaylarıyla, Maden-İş’in de içinde olduğu bir dizi sendikanın Türk-İş’in geleneksel çizgisine karşı tepkileri sertleşmiş ve gazete sütunlarına taşınmıştı. 1965 Kasım’ında Maden-İş’in örgütlediği Mannesman grevi, Türk-İş’in oyalayıcı tutumu yüzünden çözülmüş; 1966 tarihsel Paşabahçe grevi, grevci işçilerin yanında olan sendikalarla Türk-İş’i bir kez daha karşı karşıya getirmişti. İşte bu süreçte Maden-İş, Türk-İş’le köprülerin atıldığı Sendikalar Arası Dayanışma Anlaşması’nın (SADA) mimarlarındandır. Ve 1967 Şubat’ında, Türkiye’de sendika hareketinin en önemli tarihsel çıkışı, kopuşu olan ve bir gelenek yaratan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kuruluşunda öncülük etmiştir.

Maden-İş, DİSK’in lokomotif sendikasıdır. 1969-1970 yıllarında Sungurlar’da, Demir Döküm’de, Horoz Çivi’de, Gamak’ta, Singer’de… ve daha pek çok işyerinde hayata geçirilen destansı işyeri işgallerine, direnişlere imzasını koymuş, 15-16 Haziran direnişinin önde gelen dinamiklerinden biri, 1975’te DİSK’in düzenlediği mitinglerin, 1976 ve 1977 1 Mayıslarının militan gücü olmuş, 1976’da DGM direnişini, toplu pazarlık sürecinde ise MESS’e karşı, 1977’de Büyük Grev’i, 1978 ve 1980 yıllarında etkili kitle grevlerini örgütlemiştir.

‘60’lar ve ‘70’ler boyunca örgütlenen bütün bu grevlerin, direnişlerin, işyeri işgallerinin başında Kemal Türkler vardı. Defalarca gözaltına alındı, tutuklandı. Güçlü, mücadeleci kişiliğiyle Türkiye’de sendika hareketinin yürüyüp geldiği uzun yolda derin bir iz bıraktı. Maden-İş Genel Yürütme Kurulu üyeleri, bölge temsilcileri ya da uzmanları genel olarak isimleri ve soyadlarıyla anılır. Ama bazıları için bu böyle değildir. Memet Ertürk, Ertürk’tür işçinin dilinde, Mehmet Karaca, Karaca’dır, Süleyman Üstün, Süleyman Hoca’dır. Kemal Türkler’den söz ederken ise Kemal Bey denir. Kemal Bey, bir sendikacı olarak verdiği ekmek, hak ve özgürlük mücadelesiyle, geride saygın bir isim bırakmıştır.

Öyle ki, Kemal Türkler’i anlamak, tanımak, her şeyden önce ona, Maden-İş’in ve 1967 yıl��ndan sonra da DİSK’in omuzlayıp götürdüğü eylemlerin, direnişlerin, grevlerin, siyasi çıkışların… kısaca kavganın, hayatın içinden bakmakla olanaklıdır.

“Türkiye’de sosyalizm işçi sınıfının öncülüğünde kurulacaktır!”

DİSK, 1967 başlarında Kuruluş Bildirgesi’nde, devrimciliğe nasıl baktığını açıklıkla ortaya koyar: “… [B]iz, devrimciliği; bugünkü̈ tutucu, gerici, ekonomik, sosyal ve politik ilişkilerin Anayasa uyarınca değiştirilmesi […] anlamında alıyoruz. Devrimcilik hepimizin mülk sahibi olmasını ve uygarlık nimetlerinden eşitçe yararlanma olanağını sağlayacağı için bizim sendikacılık çalışmalarımızın özünü̈ kapsayacaktır.” DİSK’in kuruluşunda benimsediği siyasi yaklaşım, genel hatlarıyla çok güçlü bir Anayasa ve Atatürk vurgusu taşır. Türkler’in sendika yöneticilerine ve temsilcilerine, “Her zaman cebinizde bir Anayasa kitabı taşıyacaksınız,” dediği anlatılır. DİSK, emperyalizme karşı çıkarken Kuvayı Milliye geleneğine referans verir. Bu yaklaşımlar, o yıllarda sosyalist sol içinde de yaygındır. DİSK, kuruluş̧ tüzüğünde de işçi sınıfının sorunlarının çözümünün “tam bağımsızlığa kavuşmuş toplumcu bir düzende” mümkün olabileceğini kaydeder. Bunun birinci adımı, “emekten yana, emekçilerin yönetim ve denetimine doğrudan doğruya katıldığı planlı bir devletçilik sistemidir. DİSK, sosyalizmi “emekçilerin kurduğu bir düzen, emekçilerin yönettiği bir düzen, emekçilerin ideolojisi, emekçilerin dünya görüşü” olarak benimser, savunur. Elbette bu noktada, DİSK’in kuruluş yıllarındaki sosyalizm anlayışının komünizme kapalı olduğunu da vurgulamak gerekir. Bütün bu siyasi yönelimleri kaydeden tarihsel belgelerin, doğrudan Türkler’in kaleminden çıkmış olmasa bile, onun siyasi çizgisini, devrimciliğe nasıl baktığını bire bir yansıttığı şüphe götürmez.

Siyasete her zaman yakın olmuştur Türkler. 1969 genel seçimlerde DİSK ve Maden-İş olarak 1961’de kurucuları arasında yer aldığı 1. TİP’i desteklediklerini açıklar. Maden-İş’in 1969’da toplanan 19. Genel Kurulu’nda Türkler, Türkiye’de sosyalizmin işçi sınıfının öncülüğünde kurulacağını, işçilerin sendikal örgütlenmelerinin yeterli olmadığını ve politik örgütte toplanmaları gerektiğini; sosyalizmin 27 Mayıs Anayasası ile biraz daha kuvvet kazandığını söyler. DİSK, 3. Genel Kurulu’nda da bu desteğin gerekçesi şu satırlarla ortaya konur: “Niçin TİP’i destekliyoruz? Çünkü̈ Türkiye İşçi Partisi, emekçi halkı iktidara getirecek biricik partidir.” Türkler, TİP içinde “sosyalist devrim” (SD) ve “millî demokratik devrim” (MDD) çizgilerine karşı sendikacı blokuyla birlikte Mehmet Ali Aybar’ın yanında yer almıştır. Bu dönemde Türkler, DİSK ile 1. TİP arasındaki, sendikacı ile Parti arasındaki ilişkilerin soğuk olduğuna ve güçlendirilmesi gerektiğine işaret ederek, “kelleyi koltuğa alarak, memlekette esas sosyalist mücadeleyi sürdürecek işçi sınıfı üzerinde… işçi sınıfının bilinçlendirilmesi üzerinde” çalıştıklarını, bunun yanında emekçi sınıf ve tabakalarla ellerindeki imkânlarla bağ kurmaya gayret ettiklerini vurgular.

1976 1 Mayıs’ı, İstanbul.

Türkler’in mirası: MİTES ve sosyal projeler

Her zaman geleceğe bakan, geleceği görebilen, zeki, olağanüstü karizmatik bir kitle önderiydi Kemal Türkler. Asla pes etmeyen, yeni yollar arayan bir sendikacıydı. Yaratıcıydı. Sendikaların en güç şartlar içinde bulunduğu ‘50’lerde, arkadaşlarıyla birlikte Sümerbank’tan aldıkları ayakkabıları, gömlekleri, akşam iş çıkışında Sirkeci’deki Büyük Postane önünde satarak sendikanın gazetesini çıkardıkları hâlâ hatırlardadır.

Kafasında hep yeni projeler vardı Türkler’in. 1956’da Maden-İş üyelerine, ailelerindeki doğum ve ölüm olaylarında parasal destek sağlamak amacıyla kurulan yardım sandığı onun çabalarıyla hayat buldu. 1959’da kurulan yapı kooperatifi gibi. 1969’da tamamlanan -bugün kendi ismini taşıyan- Maden-İş İşçi Tatil ve Eğitim Sitesi’nin (MİTES) inşaatında bizzat çalıştı, harç kardı, tuğla taşıdı. Zamanla toplu sözleşmelere Gönen’e gidecek işçiler için “tatil ödeneği” maddeleri de girmeye başladı. Maden-İş, tesislerin gıda ihtiyacını kendisi üretmek amacıyla MİTES içinde tarım alanları açtı. Tavuk çiftlikleri, büyükbaş hayvan ahırları, büyük çeltik tarlaları, sebze bahçeleri yapıldı. ‘70’lerin başında Maden-İş İşçi Pazarı (MİPAŞ) kuruldu. Türkler’i, 1970’lerin başlarında CHP’ye yakınlaştıran faktörlerden biri de bu projelerdi. Türkler, CHP’nin 1973 genel seçimleri öncesinde ortaya attığı “halk sektörü” programına inanmıştı. Ecevit’le bu açıdan uyumluydu.

Maden-İş’in 1974’te toplanan 21. Genel Kurulu, sendikanın tarihi içinde kritik önemdedir. Genel Kurul süreci, Türkler’in savunduğu “halk sektörü” programına ve bir bir hayata geçirilen sosyal projelerine karşı sendikanın genç kadroları arasından yükselen sert muhalefetle şekillenir. 12 Mart’ı izleyen dönemde sosyalist sol yeniden yükselmeye, fabrikalarda, üniversitelerde sosyalist fikirler yeşermeye başlamıştır. Maden-İş içinde “devrimci kuşak” ya da “genç kuşak” artık sendikanın bölge temsilciliklerinde hâkimdir. Gençler, halk sektörü programını ve Maden-İş’in sosyal projelerini/tesislerini, sendika faaliyetleri içinde görmezler. Türkler’in de Genel Kurul’da bu “gençleşme” hareketinin karşısında durduğu bilinir. Türkler, 1974’te kurulan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ne (TSİP) ve kurulacağı anlaşılan Türkiye İşçi Partisi’ne (2. TİP) de -1962-1971 yıllarındaki Parti deneyimi nedeniyle- mesafelidir.

Maden-İş’in 1974 Genel Kurulu’nda gençler, Türkler’e rağmen Genel Yürütme Kurulu’na ve Genel Yönetim Kurulu’na girerler. Bu Genel Kurul ve 1975’te toplanan DİSK’in 5. Genel Kurulu sendika hareketine yeni ve farklı bir soluk getirir. 5. Genel Kurul, Türkler’in çağrısıyla İbrahim Güzelce’nin DİSK Genel Sekreteri seçildiği ve konfederasyonun çizgisinin değiştiği bir yeni başlangıç da olur aynı zamanda. Artık, Türkler’le Maden-İş içindeki genç kuşak arasında uyum kurulmuş, Maden-İş ve DİSK yeni bir siyasi yönelim kazanmış ve bu arada Türkler’in hayata geçirdiği sosyal projeler/tesisler de varlığını sürdürmüş, daha da geliştirilmiştir.

Maden-İş Genel Yürütme Kurulu, 1974. Soldan sağa, Hakkı Öztürk, Memet Ertürk, Hüseyin Ekinci, Kemal Türkler, Bahtiyar Erkul, Mehmet Karaca.

Maden-İş’te TKP yılları…

1975-1980 dönemi, Maden-İş ve DİSK içinde genç ya da devrimci kuşağın siyaseten şekillendiği dönemdir. 1976 yılından başlayarak Türkiye Komünist Partisi (TKP) DİSK’e ve Maden-İş’e hâkim siyasi güçtür artık. 1976 DGM Direnişi, 1977 Büyük Grev, Maden-İş’in yükselişinin doruğa ulaştığı uğraklardır. Ne var ki, bir taraftan da DİSK’in giderek kendi içine büküldüğü bu yıllar, sendikalarda solun/sosyalist solun iç çatışmalarıyla geçer. TKP’nin DİSK üzerindeki hâkimiyeti, 1977 seçimlerinin ardından şiddetini arttırarak süren TKP-CHP çatışması içinde toplanan DİSK’in 6. Genel Kurulu ile, 1977 yılı sonunda kesin olarak sona erer; ancak bu hâkimiyet Maden-İş’te aynı yıl toplanan 22. Genel Kurul’da daha da pekişir. Bu yıllar, Türkler’in siyasi tutumuyla TKP’nin politikalarının yakınlaştığı yıllardır bir bakıma. Türkler, 1973 ve 1977 seçimlerinde ise demokratikleşme, işçi hak ve özgürlükleri adına kendisine en yakın bulduğu CHP’ye güç vermiştir ki, bu, TKP’nin o dönemdeki politikasıyla uyumludur. Tıpkı, Türkler’in 1977’de yaptığı Ulusal Demokratik Cephe (UDC) çağrısı gibi.

Türkler biliyoruz ki, hiçbir zaman TKP’li olmamıştır ve her zaman da TKP’li gibi davranmamıştır. TKP’li değildir ama DİSK içindeki TKP-CHP çatışması sürecinde DİSK’in ve Maden-İş’in siyasi yönelimine müdahale etmek isteyen Bülent Ecevit’in baskısına aldırış etmemiş, birlikte yürüdüğü yol arkadaşlarının yanında durmuştur. Türkler, siyasi alanda faşizme karşı demokrasi güçlerinin eylem birliğini savunmuş, sendika hareketi içinde de sermayeye karşı sendikalar arasında “güç ve eylem birliği” örgütlemek için mücadele vermiş, bir ölçüde bunu başarmıştır da. 1980’de metal ve cam işkollarında DİSK’e bağlı sendikalar, bağımsız ya da Türk-İş’e bağlı sendikalarla güçlü işveren sendikalarına karşı toplu pazarlık masalarında, grev çadırlarında birlik içinde mücadele yürütmüşler, eylem birliği demokratik kitle örgütleri arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır. Türkler, sendikacılık hayatı boyunca siyasi mesaj taşıyan grevler örgütlemiş, sendika hareketinin siyasete ağırlığını koyabilmesinin yollarını her zaman bulmuştur.

Türkler’in siyasi kişiliği, hangi siyasi çizgiye ya da fraksiyona yakın olduğundan çok, sol çizgide ve zaman içinde ileriye doğru evrilen tutumuyla, demokratikleşmeden yana ve tırmanan faşizme karşı kararlı duruşuyla izah edilebilir. Onu, karanlık güçlerin hedefi haline getiren de bu olmuştur.