Çiçek Yarası sergisi: Sokaktan galeriye, eylemden estetik direnişe – Yıldız Öztürk (Çatlak Zemin)

Neriman Polat ve Nurcan Gündoğan’ın Çiçek Yarası sergisi, eşitsiz ilişki türlerinin, toplumsal çelişkilerin ve direnişlerin farklı form ve malzemelerle sanatsal pratiğe tercüme edildiği bir karşı duruş zemini oluşturuyor

Çiçek Yarası sergisi: Sokaktan galeriye, eylemden estetik direnişe – Yıldız Öztürk (Çatlak Zemin)

“Dünyayı yerinden oynatacağız!” 8 Mart 2019 Cuma günü İstiklal Caddesi’ni dalga dalga saran sloganlardan bir tanesiydi. Her kuşaktan kadın ve LGBTİ+ bireyin, patriyarkal iktidar ilişkilerine karşı kendini meşrebince ifade ettiği, umutsuzluğun birkaç saat için de olsa yok olduğu, feminist isyana tanıklık ettik. Feminist kolektif hafızanın yüzyıllardır biriktirdiği ne varsa cümlelere, dansa ve müziğe dönüştü. Flormar direnişini selamlayan da vardı, trans cinayetlerinin politik olduğunu vurgulayan da; vegan feministlerin talepleri de yankılanıyordu, güvencesiz yaşama ve çalışma da sorgulanıyordu. Her zaman olduğu gibi bütün farklılıklarımızla yan yana duruyorduk. Polis barikatını açacağımızı ve yürümeye başlayacağımızı düşünüyorduk. Öyle olmadı. Yürüyüş için gelenlerin üzerine gaz ve plastik mermi sıkıldı.

Gerisi herkesin bulunduğu konumla alakalı, binlerce farklı bir yandan da çok benzer deneyimler. Bir tarafta polis köpekleriyle yaşanan kovalamaca, diğer tarafta binlerce “kadın”ın polisler tarafından sıkıştırılması, aslında kelimenin gerçek anlamıyla, öldürülmeye çalışılması söz konusuydu. Buna rağmen astımı olanları, panik atak geçirenleri görece iyi yerlere doğru ilerletebilme metaneti gösterildi, bu tip yeteneklerin ne vakit edinildiği ise hepimizin malumu. Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yıl içinde maruz kaldıkları erkek-devlet şiddetinin yoğunlaştırılmış versiyonuydu yaşananlar. Ardından Cihangir, Karaköy, Galata bölgeleri ile İstiklal Caddesi’nin bazı sokaklarında yaşanan “alan tutma” çalışmaları sırasında görüldü ki, bu mekânlara özgü direnme pratiklerinin toplumsal / bireysel hafızalardan geri çağırılması oldukça kolaydı. Bununla birlikte yaratıcı önlem alma kabiliyetinin gelişkin olmasında, bu insanların ömrünü tetikte yaşayarak geçirmek zorunda olmasının önemli bir etken olduğu da söylenebilir.

Esasen orada bulunanlar için gündelik yaşam, stratejilere karşı “zayıfın sanatı olan taktikleri” üretme pratikleri ve sınıfsal, etnik çelişkilerin de eklendiği karmakarışık mücadeleler alanı. Bununla birlikte kent de panoptik erkin dışında gelişen ve birbirine eklemlenen, bozulan, yapılan, yeni biçimlere bürünen çelişen hareketlerle dolu.[1] Bütün bu yap-boz-yeniden kur sürecinde çatlaklardan sızan feminist mücadele biçimleri, bazen kentin ruhunu yansıtan meydanlarda sesini duyururken bazen de bir sanat kurumunda kendisine alan açabilecek politik-estetik kapasiteye sahip. Dolayısıyla, aşağıdakilere dikkat kesildiğimizde “çokluğun bilinçli mırıltısı”ndan gelen itirazların ve biriken deneyimlerin ne zaman, nerede, ne şekilde karşımıza çıkacağı bazı zamanlarda otoritenin gücünden bağımsızlaşabilir.

Örneğin eleştirel çağdaş sanat pratiklerinin iktidarlarla mücadelede en etkin araçlardan birisi olduğu söylenebilir. Bu geçiş, gündelik olandan sanata ve tam tersi akışlar ya da “(…) sanata özgü dünya ile metanın sıradan dünyası arasındaki sınırı çoktan her iki yönde aşmış olan aktarım [translation] hareketi sayesinde mümkün”[2] olabilir. Buradaki aktarım hareketi iki alan arasındaki ittifak ve çelişkilerden beslenerek var olabilme, söz söyleyebilme halidir. Bu bağlamda Neriman Polat ve Nurcan Gündoğan’ın Çiçek Yarası sergisi, eşitsiz ilişki türlerinin, toplumsal çelişkilerin ve direnişlerin farklı form ve malzemelerle sanatsal pratiğe tercüme edildiği bir karşı duruş zemini oluşturuyor. Sanatçılar bu zeminde kadın işçilerin direnişi, evin tekinsiz halleri, kadın ve çocuğa yönelik şiddet biçimleri gibi meseleleri tarihsel göndermelerle birlikte bizlerle paylaşıyor.

13 Mart’ta Kasa Galeri’de açılan sergi üç bölümden oluşuyor. İlk olarak Nurcan Gündoğan’ın Sessiz Ağıt (2019) enstalasyonu ile Ey İşçi (2019) video ve yerleştirmesiyle karşılaşıyoruz. Sessiz Ağıt‘ın çıkış noktasını Friedrich Rückert’in kaybettiği çocukları için yazdığı şiirler ve bu şiirlerin 1904 yılında Gustav Mahler tarafından bestelenmesi oluşturuyor. Bununla birlikte Gündoğan, Mahler’in notasyonunu çocuk ayakkabılarıyla yeniden kurgulayan yerleştirmesiyle Rückert’in ölen çocuklarında kristalize olan acıyı evrenselleştiriyor. Dünyanın herhangi bir yerinden zorla göç ettirilen, şiddete maruz kalan ve istismar edilen tüm çocukların sesi sergi mekânında yankılanıyor, içimize işleyen bu sesi duymamak mümkün değil. Böyle Bir Havada şiirinin yerleştirildiği duvarla Sessiz Ağıt enstalasyonunun kesiştiği duvarın köşesinde ise üst üste yığılmış minicik çocuk ayakkabılarını görüyoruz. Yeni şiir ve bestelere gebe duran bu yığın, herhangi bir evde, sokakta ya da coğrafyada sessizce ölümü bekleyen çocukların varlığını hatırlatıyor.

Nurcan Gündoğan, Sessiz Ağıt, enstalasyon, 2019.

Aynı odada yer alan Ey İşçi, patriyarkal kapitalist işleyiş içinde kadınların emek mücadelesindeki aktif konumuna vurgu yaparken tarihsel bir metinle günümüzdeki direniş pratikleri arasında ilişki kuruyor, sürekliliğe işaret ediyor. Videoda, “1882-1971 yılları arasında yaşayan, 1 Mayıs işçi bayramı için ilk Türkçe şiiri yazan kadın şair”[3] olarak bilinen Yaşar Nezihe (Bükülmez)’in 1923 yılında yazdığı 1 Mayıs şiiri Güner Özkul tarafından seslendiriliyor. Şiir okunurken arada şu cümleler de duyuluyor: “İşten atılanlar da kadın, bunları kullanan, tüketenler de kadın”, “onlar brandalar ve tel örgülerle bizi uzaklaştırmak istediler, onlar yükselttikçe biz de yükseldik”, “kadınların gücünü, birlik ve beraberliğini göstermek için buradayız.” Bu cümleler, Flormar direnişine katılan kadın işçilere ait. Videonun arka planındaki şiire ve işçilerin direnişle ilgili yorumlarına, makyaj yapan bir kadının eşlik ettiği görünüyor. Bilindiği gibi, Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan kozmetik firması Flormar, çoğunluğu kadınlardan oluşan 132 işçiyi, Petrol-İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesiyle işten atmıştı. Ve ardından fabrikanın önünde 297 gün süren bir direniş gerçekleşti. 8 Mart 2019’da sonlandırılan direnişi yakından takip eden sanatçı Gündoğan, işçilerin paylaşımlarını ve bireysel gözlemlerini üzerinde “direniş güzelleştirir” brandası, bir tabure ve Ey İşçi videosundan oluşan yerleştirmeyle sergiye taşımış.

Nurcan Gündoğan, Ey İşçi, video enstalasyon, 2019.

Serginin ikinci bölümü ise Neriman Polat’a ayrılmış. Burada Çiçek Yarası (2019) enstalasyonu ve ahşap üzerine basılmış Barikat (2015-2019) isimli fotoğrafı görüyoruz. Polat, pazen kumaşı bir sanat malzemesi olarak farklı biçimlerde kullanmayı seven bir sanatçı. Pazen, dokusunun yumuşaklığı, insan tenine yabancı olmaması gibi özellikleriyle çocuk ve yetişkinlerde kullanılan sağlıklı bir kumaş cinsi. Sanatçının bu malzemeyle ürettiği işler incelendiğinde ise kumaşın nitelikleriyle uyuşmayan, sert ve can yakıcı toplumsal meselelerin ele alındığı görülür. Örneğin, pazen bir eteğe müdahale şeklinde tasarlanan Yasını Tutacağım (2016), inatla hatırlamaya ve toplumsal hafızayı taze tutmaya çalışan, henüz hayatta olanların kayıplara verdiği bir söz. Sesli yerleştirme Elbise (2016) ise çiçekli pazen bir elbisenin üzerindeki tüm çiçeklerin çamaşır suyu kullanılarak sanatçı tarafından soldurulmasından oluşuyor. Her kadın bu elbisede solan bir çiçek olmaya aday ya da bu elbise bütün kadınların bedenine uygun: Ölüm her an kapıda.

Mekânın tavanından zeminine kadar bir perde gibi salınan, metrelerce pazen kumaşın kullanıldığı Çiçek Yarası çalışması da benzer saiklerden yola çıkılarak yapılmış bir anıt görselliğinde. Bu yerleştirme, anıt kavramının hatırlatma işlevi içeren geleneksel tanımına referans vermekle birlikte onu aşan ve günümüzde çoğalan anlamlarıyla gündelik hayata eklemlenen, yaşayan ve bugüne ait olan bir anıta tekabül ediyor. Kumaşın deseninde yer alan kırmızı çiçeklerin tek tek kesilip parçalanması ve tel tel hale getirilmesinden oluşan Çiçek Yarası, fiziksel ve duygusal yaralanma, ölüm, yas tut(ama)ma gibi acıların şimdi ve buradalığını sarih bir şekilde gösteriyor.

Neriman Polat, Çiçek Yarası, enstalasyon, 2019.

Aynı odanın karşı duvarına yaslanmış halde duran Barikat fotoğrafı ise, Polat’ın Ev Nöbeti sergisinde (DEPO-İstanbul, 26 Aralık 2013-16 Şubat 2014) karşılaştığımız evin içine odaklanan baskı, şiddet, mücadele ve adalet arayışlarını anımsatıyor. Fotoğrafta, renkli yastık ve yorganların üst üste dizilmesiyle evin içinde inşa edilmiş bir barikat ve bu barikata yaslanmış halde duran bir silah mevcut. Barikatı kuran pazen elbiseli kadın ise yerde oturmuş, kendinden emin bir şekilde sigarasını yakıyor. Kül tablasındaki izmaritlerden anladığımız kadarıyla bir süredir o mekânı kendisine yer edinmiş. Fotoğrafta görünen kapıdan kimin gireceği ve yerde oturan kadına ne yapacağı meçhul. Ancak bu gerilimli tahmin, kadının mücadele ve direnme potansiyelini gördüğümüz için bozuluyor. Tekinsiz ev yaşamına karşı bir öz-savunma imgesi Barikat.

Neriman Polat, Barikat, enstalasyon, 2015-2019.

Serginin üçüncü ve son bölümünde ise, verilen mücadelelerin, yaşanan kayıpların, elde edilen kazanımların tümünü Gündoğan ve Polat’ın birlikte inşa ettikleri Kuyu (2019) enstalasyonunda görmek mümkün. Kuyu‘nun inşasında kullanılan taşların harcına, bulaşık eldiveni, beyaz tülbent, çocuklar ve kadınlara mahsus farklı desenlerde pazen kumaş parçaları, banyo lifi, diş fırçası, bulaşık süngeri, tarak, av tüfeği fişeği, yer silme bezi, kitap, elbise askısı, fular, kırmızı plastik gül, ayakkabı gibi malzemeler de eşlik ediyor. Araya sıkışmış halleriyle taşların arasından sarkan bu nesneler, dipsiz karanlığa açılan kuyunun inşa belleğini oluşturuyor; onları görmemek için çaba sarf etmek gerekiyor, zira varlıklarını, her daim orada olduklarını unutturmamak istercesine kuyunun etrafını sarmış durumdalar. Her şeye rağmen yaşama tutunuyorlar.

Görsel 5: Nurcan Gündoğan ve Neriman Polat, Kuyu, enstalasyon, 2019.

Çiçek Yarası, içinden geçtiğimiz suskunluk döneminde iddialı ve inatçı bir ses oluyor, çeşitli tahakküm biçimlerine karşı bir arada durabilmenin, müşterek ağlar örebilmenin direnciyle bizleri selamlıyor. Ben bu selamı aldım, sergiyi gezerken kuyuya şöyle seslendim: “Çiçek Yarası”ndan kalan izleri birlikte onaracağız!

Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği sergiyi 27 Nisan 2019’a kadar, Pazar günü hariç her gün 10.00-17.30 saatleri arasında Kasa Galeri’de ziyaret edebilirsiniz.

* Metin içindeki fotoğraflar Rıdvan Bayrakoğlu’na aittir. 

Dipnotlar:

  • [1] Michel De Certeau, Gündelik Hayatın Keşfi I, çev. Lale Arslan Özcan (Ankara: Dost Yayınları. 2008), 190.
  • [2] Jacques Rancière, Estetiğin Huzursuzluğu, çev. Aziz Ufuk Kılıç (İstanbul: İletişim Yayınları, 2012), 51.
  • [3] “Yaşar Nezihe (Bükülmez)”, http://www.istanbulkadinmuzesi.org/yasar-nezihe [24.03.2019].

Kaynak: Çatlak Zemin