Hadi o zaman “o sözü” birlikte söyleyelim: Çatlaklıktan korkmayalım

Sözler birbiri ardından gelirken “Kadınlar neden yazar?” sorusuna verilecek cevaba dair güzel bir deneyimdi söyleşide yaşadıklarımız, hissettiklerimiz, konuştuklarımız, paylaştıklarımız. Senem Tepedere’nin dediği gibi; “Yazmak bizim kendimize ait odamızdı. Ne yaşıyorsak onu yazıyoruz”

 

 

Günden geriye kalan: Yazmak bir eylemse, kadınlar en güçlü eylemlerinden birini gerçekleştirerek yazmaya devam edecek.

19 Şubat’ta Halkevleri’nin 87. Kuruluş Yıldönümü Etkinlikleri kapsamında “Kadınlar neden yazar?” başlıklı söyleşide Ayizi Kadınları ve Erendiz Atasü ile bir araya geldik.

Salonu dolduran kadınlar, konuşmacılar kadınlar başladık söyleşiye. Kimler yoktu ki; Ayten Kaya Görgün, Aynur Demirdirek, Aysun Kara, Erendiz Atasü, Pamuk Yıldız, Reyhan Saygın, Senem Tepe, Sofya Kurban… Ne kadar da çok konuşacaklarımız varmış zaman akıp gitti ve biz tadına doyamadık.

Erkek iktidarların yaşamlarımızı kuşattığı bu zamanlarda kendimize ait alanlar yaratmanın mutluluğu üzerimizdeydi. 40 yıllık dostlar gibi samimiyetle iletişim halinde olmamız Reyhan Saygın’ın da dediği gibi “Hepimizin hikâyelerinin ortak olmasından” kaynaklanıyordu. Kadın olmak… İlk söz Erendiz Atasü’deydi. “Yazmak insani bir eylemdir” dediği konuşmasında nelerden bahsetmedi ki; bakım emeğinden, yazma deneyimlerine, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden, Kadınlar da Vardır kitabına kadar… Söyleşi sırasında söz alan kadınlardan biri “Kadınlar da Vardır okuduğum ilk kitabınızdı. Çok fazla anısı var ama her şeyden önce beni iyi bir okuyucu yaptı” dedi.  Sözlerini ifade ederken ki ses tonu bize sadece bir kitabı konuşmadığımızı gösteriyordu. Erendiz Atasü’nün bakışı ve bizim kadın arkadaşı dinlerkenki hissiyatımız aynıydı. Anlıyorduk. Kadınlar da Vardır kitabı ya da kitabın adı kendisinin güçlenme deneyiminin dışa vurumuydu, “o söz”dü. Birbirimizi tanımasak da birbirimize iyi geliyorduk. Birbirimizi “iyi bir okuyucu” yapıyorduk. Birbirimizi güçlendiriyorduk. Kızkardeşlik bağı bu olsa gerek.

Bizi bir araya getiren…

İki saatlik bir söyleşide her şey nasıl oluyor da bu kadar düzenli ilerleyebiliyordu? Konuşmacı yazarlar asla birbirinden fazla konuşmadı, söz alan kadınlar birbirini yargılamadan dinledi. Eşitlik ilkesi böyle yansıyordu yaşamımıza ve kadınların kurduğu alanlara. Eril düzeni eleştirirken, eşitliği yaşamlarımıza sirayet ettirince ne söz kesiliyor ne de hegemonya kuruluyordu. Toplumsal cinsiyet rollerinin baskısını üzerimizden atma özgürlük mücadelemiz bize öğretiyor ve güçlendiriyordu. Yazarların ifade ettiği gibi cebimizdeki taşlardı bizi bir araya getiren, kadınlık deneyimlerimizdi.

2010 yılında kurulan ve yayın hayatına geçtiğimiz günlerde son veren Ayizi Kitap’tan da bahsetmeden geçmedik. Söz alan kadınlardan birinin de dediği gibi; “Hem yayınevinin kapanmasının verdiği burukluk hem de birlikte olmanın verdiği bir keyifle buradayız. Bir çelişkinin içindeyiz. Diyalektik işliyor buradan bir fikir çıkar…”

Çıktı da. Okumak da yazmak da özgürleştirici faaliyetler. Okuma-yazma bilmeyen, görme engeli olan kadınlar için kitapları sesli kaydedelim. Sonuçta Halkevi kadınların birlikte ürettiği, şenliklerini yaptığı, okuma-yazma öğrendikleri, dayanışmayı büyüttüğü, kadın mücadelesinin ilkelerini oluşturdukları yerdi. 87. yılında biz de bunu yapalım.

Salonda şiirlerinden bahseden de, yazdıklarını paylaşmaktan çekindikleri anları anlatan da, romanını bastırmak için yayınevi arayan da “Ayizi kapandı ne yapacağız” diyen de vardı.

Etkinlik yalnızca kadınlara açık olmasına rağmen birkaç erkek katılımcı da göze çarpıyordu. Hatta söz nasıl oralara geldi bilinmez, konuşmacılardan biri “Bu söyleşide erkekler ne düşündü acaba?” diye sorunca yaşanan an dikkate şayandı. Cinsiyetini duyması, katılan kişinin parmağını kaldırıp söz istemesine yetti. Halbuki ne kadar da sakin izliyordu, dinliyordu. Güçsüz hissediyordu belki de fakat sadece atanmış cinsiyetin ismi onu güçlendirmeye yetti.

Babalar da bir diğer konumuz oldu. Ayten Kaya Görgün’ün ve Pamuk Yıldız’ın yazma deneyimlerini aktarması bizleri geçmişe götürmüş olacak ki ilk erkeklikle karşılaştığımız anlar geldi aklımıza. Babalar… Disiplinlisinden, feodaline erkeklikleri ile karşımızda duran babalar… Ah bu Babalar!

Bu kadar çok baba deyince “Arıza Babaların Çatlak Kızları”nın hikâyesini sorduk Ayten Kaya Görgün’e:

 Mamak’a yerleşen ve büyüyen kızkardeşler ile babanın kavgası. Arıza Babaların Çatlak Kızlarıydık biz. Kamyona yüklediklerinden, içlerine attıklarından daha çoktu geride bıraktıkları. İnsan ne kadarını yükleyip nereye kadar sürükleyerek taşıyabilirdi ki çocukluk vatanını. İşte kitap da bunları anlattım.

“Benimki bir kavgaydı” diyordu Ayten Görgün, aklımda kaldığınca yıllar geçtikçe kavga sönüyor ya da uğraşmıyorsun…

Yazmak bizim kendimize ait odamız…

Evet, bir kavga bizimkisi. Yaşamımızda erkeklikle ilk karşılaştığımız an başlıyor patriyarkayla kavgamız. Sonrasında sadece bir babadan ibaret olmadığını, koca, sevgili, erkek kardeş, aile, polis, toplum, devlet derken tüm erkek egemen sistemin kendisini fark ediyor, kavganın alanını genişletiyoruz.

Sözler birbiri ardından gelirken “Kadınlar neden yazar?” sorusuna verilecek cevaba dair güzel bir deneyimdi söyleşide yaşadıklarımız, hissettiklerimiz, konuştuklarımız, paylaştıklarımız. Senem Tepedere’nin dediği gibi; “Yazmak bizim kendimize ait odamızdı. Ne yaşıyorsak onu yazıyoruz.”

Ne yaşıyorsak onu yazıyoruz, onu konuşuyoruz. Kadınlık deneyimlerimiz, cebimizdekiler onlarla birlikte mücadelemizi büyütüyor, güçleniyoruz.

Yazmak bir eylemse; yaşamımıza dair yaptığımız her eylemin eşitlik ve özgürlük mücadelemizle bir ilgisi olmalı. Kendi özgürleşme deneyimimizi yazıyoruz.

Söyleşinin sonuna da başındaki gibi kahkahalar eşlik ediyordu. “Merhaba”nın yerini “Hoşçakal” alırken, kuvvetlice sarılıyorduk birbirimize, 40 yıllık dostlar gibi…

Gün söyleşinin ardından imza günüyle devam etti. Sadece Ayten Kaya Görgün’ün kitabını imzalarken bana bıraktığı küçük notu, belki de benim “o sözü”mü kadınlarla paylaşmak istiyorum: “Çatlaklıktan korkma!”

Hadi o zaman “o sözü” birlikte söyleyelim: Çatlaklıktan korkmayalım. Birlikte güçlenelim. “Erkekler ne der?” diye düşünmeden kendi özgürlük mücadelemizi yazalım.