8 Mart Kadın Grevi için önerilerim – Silvia Federici (Kadın Savunması)

Feminist aktivist, yazar Silvia Federici, geçen yılki 8 Mart uluslararası kadın grevi öncesinde Arjantinli Ni Una Menos hareketinin kadın grevine ilişkin sorularını yanıtlıyor ve önerilerini dile getiriyor: #8MartİçinÖnerim

“Grev yapmak ne demektir”, “Ne gibi farklı biçimlerde grev yapabiliriz?” sorusuna gelince, kuşkusuz, elbette emek hareketi tarafından tanımlanmış olduğu biçimiyle grev kavramının ötesine gitmek zorundayız. Dolayısıyla, kadınlar birçok, birçok farklı koşullarda yaşıyorlar ve bu yüzden de grevi, kadın grevini basit anlamda işi durdurmak olarak tanımlamak mümkün değil. Hele bazı durumlarda, örneğin yeniden üretimle ilgili işlerde, işi durdurmak olağanüstü zor; örneğin, hayatta kalmak için kendilerine bağımlı kişilerin bakımından sorumlu olan kadınların durumunda.

Ama aynı zamanda, başka grev yapma biçimleri bulabiliriz. Örneğin grev yapmak, sadece bazı faaliyetleri, özellikle de çalışma faaliyetlerini durdurmak anlamına gelmez, o faaliyetlere dönüştürücü bir öğenin eklenmesi anlamına gelir. Bu da bizi bir biçimde olağan iş hayatının, olağan gündelik hayatın ötesine taşır ve kendi içlerinde başka olasılıklar taşıyan bir şeyler barındırır.

Yani grev derken sanırım sadece kadınların kendi özgün işlerini bırakmasını, meydanlardaki kadınlara katılmasını, yürümek veya dans etmek için kadınlara katılmasını kast etmiyoruz. Ama eğitimleri kast ediyoruz. Mesela öğretmenler okullarda iş bırakamayabilirler. Ama gün boyu öğrencilerle, meslektaşlarıyla ve okul çevresindeki insanlarla konuşabilirler. Ayrıca mesela yine kadınların kendi mahallelerinde, yine mahallelerinin, topluluklarının karşı karşıya olduğu sorunları ele almak için toplantılar, buluşmalar örgütlemesini düşünebiliriz.

Ayrıca son derece esnek ve yaratıcı olmamız gerektiğini de düşünüyorum. Çünkü burada grevin ne şekilde yürütüleceğine dair de karar verilmeli. Bu da büyük ölçüde bağlamla ilgili. Mesala birçok yerde zaten sürmekte olan mücadeleler mevcut. Örneğin polisin zulmüne karşı yürütülen mücadeleler, hapishanelere karşı yürütülen mücadeleler veya her türlü taciz, istismar biçimine karşı yürütülen mücadeleler. Bu durumda zaten grev mücadelenin kendisiyle bağlantılı olmalı.

Bu yüzden birçok yerde, birçok faaliyet düşünmeliyiz ve bunlar geleneksel modelin dışında olmalı. Dolayısıyla önemli olan yaptığımız şeyin dönüştürücü niteliği. Önemli olan yaptığımız şeyin, bizim diğer kadınlarla bağlantı kurmamızı sağlaması, kolektif bir özelliği olması, karşısında savaşmakta olduğumuz dünyayı, karşısında savaşmakta olduğumuz toplumsal ilişkileri ve yaratmak istediğimiz toplumu masaya yatırıyor olması.

Şunu da eklemek istiyorum, geçen yıl, sadece ABD’de değil, birçok yerde, grev için önerilen şeylerden biri kadınların bir şeyler satın almamasıydı. Yani kadınların sadece belirli işleri yapmaması değil, alışveriş de yapmaması. Ben bu öneriyi genişletmek isterim, şu biçimde yeniden ifade etmek isterim: O da şu. O gün başka kadınların greve katılmasını veya sokaklara çıkmasını veya yürüyüşlere katılmasını veya herhangi bir biçimde katılmasını engelleyebilecek hiçbir faaliyette bulunmayalım. Yani bu sadece satın almayalım gibi tüketim karşıtı bir perspektiften değil, tabii o da önemli, ama daha önemlisi: bir şeyler satın almayın ama özellikle başka hiçbir kadını normalde yaptığı işi yapmaya zorlayacak hiçbir faaliyete katılmayın.

Ve elbette, bununla da bağlantılı olarak, erkeklerin ev işlerini yapmalarını, çocuklara bakmalarını, evde normalde yaptığımız işleri yapmalarını talep etmeliyiz. Bu, örneğin, 1975 İzlanda grevinde çok önemli olmuştu; kadınlar bütün gün dışarıda kalabildiler çünkü birçok yerde çocuk bakımında, yaşlıların bakımında vs erkeklerden çok fazla destek görmüşlerdi. 8 Mart için önerilerim bunlar.

*Silvia Federicci’nin geçtiğimiz yıl Ni Una Meonus’un çektiği kısa bir videosundan Kadın Savunması tarafından çevrilmiştir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur