Lazkiye saldırısı neyin işaretidir? – Cenk Ağcabay

İsrail’in doğrudan Suriye hedeflerine saldırması ve Lazkiye’nin bu bağlamdaki sembolik önemi saldırının politika değişikliğinin bir unsuru olması olasılığını çok güçlendiriyor

Fotoğraf: Jalal İbrahim

Suriye’de yeni bir kimyasal silah provokasyonu tezgahlanacak zeminin oluşmasının Rusya tarafından önlenmesi ve Tayyip Erdoğan’ın Soçi’de İdlip operasyonu konusunda Rusya, İran ve Suriye ekseninin savaşı sonlandırmaya yönelik faaliyetlerine uygun bir anlaşma yoluna girmesi Lazkiye’ye yönelik yeni bir saldırıyı beraberinde getirdi. Lazkiye’ye yönelik saldırı sırasında Rusya’ya ait bir İl-20 uçağı Suriye Hava Savunma Sistemi tarafından düşürüldü.

Lazkiye’ye yönelik saldırı hakkında Guardian gazetesine konuşan bir ABD yetkilisi, İl-20’nin İsrail ve Fransa savaş uçaklarının Lazkiye’ye yönelik saldırısı sırasında Suriye tarafından yanlışlıkla vurulduğunu açıkladı. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov İsrailli pilotların, “uçağı Suriye ordusunun füze savunma sistemlerinin bulunduğu bölgeye, ateş hattına sürüklediğini, uçağı kalkan olarak kullandığını” ifade etti ve “İsrail tarafından yapılan bu provokasyonu düşmanca olarak nitelendiriyoruz. İsrail askerlerinin sorumsuz davranışı yüzünden 15 Rus askeri öldü. Bu kesinlikle Rusya-İsrail ilişkilerinin ruhuna aykırı” açıklamasını yaptı.

İsrail’in Lazkiye’deki saldırıdan sadece bir dakika önce kendilerine bilgi verdiğini belirten Konaşenkov, “Bu sürede uçağın güvenli bir bölgeye çekilmesi mümkün değildi” dedi. Durumu değerlendirdiklerini belirten Konaşenkov, “İsrail’in bu eylemine gerektiği gibi karşılık verme hakkını ellerinde bulundurduklarını” vurguladı.

Fransız Savunma Bakanlığı yetkilisi saldırıya katıldıkları yönündeki iddiaları reddetti. Guardian’a bilgi veren ABD yetkilisinin yanı sıra, Rusya Savunma Bakanlığı da Lazkiye’ye yapılan füze saldırısının, Akdeniz’de bulunan Fransa’ya ait bir fırkateynden yapıldığı açıklamasında bulundu. Lazkiye saldırısının İsrail ile Fransa’nın ortak faaliyeti olduğu hem ABD hem Rusya kaynakları tarafından belirtildi.

Saldırı, Rusya’nın resmi açıklamasında belirtildiği gibi, ciddi bir “provokasyon”, Soçi’de Putin’in elde ettiği başarıya verilmiş ciddi bir yanıt. New York Times ve Guardian’ın konuyla ilgili haberlerinde de vurgulanan, saldırının Soçi’nin hemen ardından gelmiş olması.

2014 yılında Suriye hakkında Brookings Institute adlı Think Tank için ses getiren bir Suriye raporu hazırlayan eski CIA Ortadoğu Masası yöneticisi Michael O’Hanlon o raporunda, ABD kamuoyuna “dağılmış ve çökmüş Suriye”nin nasıl yapısökümüne uğratılması gerektiğini, etnik ve dinsel temellerde küçük parçalardan oluşan yeni siyasi birimlerin Suriye halkına barış ve refahı nasıl getireceğini formüle etmişti. O’Hanlon o dönemde Nusra örgütü üzerinde çalışılmasını öneriyor, Nusra’nın parçalanmasıyla doğacak “ılımlı” gruplardan Suriye’nin yapısöküme uğratılmasında yararlanılmasını öneriyordu. Suriye yönetiminin İdlip operasyonu için hazırlıkları başlatması üzerine ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Türkiye yeni bir propaganda dalgası estirdi. Kampanyanın ana hedefi Suriye yönetimiydi ama Rusya da bu kampanyanın hedefleri arasındaydı. New York Times editoryası, Guardian editoryası Batılı devletlere politikalarını netleştirme ve Suriye’ye daha fazla müdahil olma çağrıları yapıyordu.

Eylül ayında O’Hanlon ve bir grup Ortadoğu uzmanı Brookings için bu kampanya kapsamında hazırladıkları raporu kamuoyuna sundular. Bu rapor, ABD’nin Suriye politikasında bir dizi değişiklik öneriyordu. Raporda önerilen politika değişikliğinin gerekçesi, Beşar Esad’ın düşürülemediğinin ve Cenevre Barış Süreci aracılığıyla düşürülemeyeceğinin artık kabul edilmesi gerektiği idi. Bu yeni durumda yapılması gerekenin, ABD’nin zamana oynaması ve Esad’ın destekçileri ve müttefiklerini Esad’ın kendisinin seçeceği yeni bir isimle yer değiştirmesi yönünde zorlaması olduğu belirtiliyordu. Bu zorlama için kullanılacak araçların, Esad üzerindeki tehditleri arttırmak ve ABD’nin Suriye’nin hava savunma sistemlerine ve hava kuvvetlerine yönelik yeni saldırılar düzenlemesi olduğu belirtiliyordu. Türkiye’nin Suriye’de daha fazla dikkate alınması gerekliliğinin de vurgulandığı raporda, Türkiye’nin korkularını giderme yönünde bazı adımlar atılmasının altı çiziliyordu. İdlip’te ve başka yerlerdeki “aşırılıkçı” unsurların etkisizleştirilmesi için Türkiye ve ABD’nin birlikte çalışması ve gerekirse ABD’nin Türkiye ile ortak askeri operasyonlar düzenlemesi öneriliyordu. ABD’nin bu politika değişikliğini gerçekleştirmesi durumunda, Suriye’de çok daha etkili bir pozisyon kazanacağı ileri sürülüyordu.

Eylül ayında ABD basınında yer alan bir dizi haberde, ABD’nin Suriye’deki hedeflerinin güncellendiği, Suriye’deki ABD askeri varlığının arttırıldığı, bunların yeni bir stratejinin ürünü olduğu gündeme gelmişti. Beyaz Saray’ın kabul ettiği yeni stratejinin iki temel hedefi olduğu belirtilmiş, bunların, Suriye’deki İran askeri varlığının çekilmesini ve tüm Suriyeliler ile uluslararası toplum tarafından kabul edilen istikrarlı, tehditkar olmayan bir hükümetin kurulmasını sağlamak olduğu ifade edilmişti. Bu haberlerde vurgulanan unsurlar sözünü ettiğimiz raporda ifade edilen hedeflerle bire bir örtüşüyordu.

İsrail Ordusu’nun ABD’nin bilgisi ve onayı olmadan bu çapta “provokatif” bir saldırı düzenlemesinin mümkün olmadığı bilindiğinde, saldırının sözü edilen politika değişikliğinin bir işareti olarak kabul edilmesi mümkündür. İsrail’in doğrudan Suriye hedeflerine saldırması ve Lazkiye’nin bu bağlamdaki sembolik önemi saldırının politika değişikliğinin bir unsuru olması olasılığını çok güçlendiriyor. Haaretz’den Ansel Pfeffer, Lazkiye saldırısına İngiliz savaş uçaklarının da katıldığı bilgisini veriyor ve 19 Ağustos’ta ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’yi vurmakla tehdit ettikleri ortak açıklamaya gönderme yapıyor. 19 Ağustos’taki tehdit açıklaması ve bu saldırı yan yana getirildiğinde sadece ABD ve İsrail yer değiştiriyor.

Pfeffer, Suriye’nin hava savunma sisteminin Rus uçağını yanlışlıkla hedef almasının Rusya ve Suriye ortak operasyon merkezi için utanç verici bir zayıflık anlamına geldiğini ifade ederken, vurulan Rus uçağıyla aynı bölgede bulunan bir İngiliz istihbarat uçağının füzelere hedef olmaktan kurtulduğu bilgisini veriyor ve soruyor: “Neden Ruslar bunu yapmadı?” Pfeffer, Rusya tarafının resmi açıklamasını kapsamlı bir araştırma yapmadan çok çabuk ve çok ayrıntılı olarak dünyaya duyurduğunu, bu durumun da çok alışıldık olmadığını iddia ediyor. Pfeffer’e göre, yaşanan olayda İsrail güçleri Rus uçağını iddia edildiği gibi kasıtlı kalkan olarak kullanmış olamaz; çünkü böylesi bir eylem İsrail’in Suriye hava sahasındaki saldırılarının Rusya tarafından engellenmesine yol açabilir. İsrail böylesi bir gelişmeyi kesinlikle istemez.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın yeni açıklamasına göre, konuyla ilgili olarak İsrail Savunma Bakanı Lieberman’la telefonda görüşen Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, “Rus uçağının düşmesinin sorumluluğu tamamen İsrail’e aittir. Rusya Savunma Bakanlığı olarak İsrail’i daha önce birçok kez farklı kanallar üzerinden Suriye’de Rus güçleri için tehlike teşkil edebilecek saldırılar gerçekleştirmemesi konusunda uyarmıştık” dedi ve saldırıya yanıt verme hakkını saklı tuttuklarını muhatabına bildirdi. Yani Rusya en yetkili isimler aracılığıyla İsrail’i suçlamayı sürdürüyor.

İsrail Savunma Bakanlığı da konuyla ilgili sessizliğini bozdu. İsrail Ordusu sözcüsü Ronen Manalis yaptığı açıklamada, Rusya’ya kayıplarından dolayı başsağlığı diledi ve yaşanan olayın sorumlularının Suriye, İran ve Hizbullah olduğunu söyledi. İsrail Hava Kuvvetleri’nin Lübnan’a Hizbullah için gönderilecek gelişmiş silahlar üreten bir tesise saldırdığını söyleyen Manalis, uçağın vurulduğu sırada İsrail savaş uçaklarının İsrail hava sahasına döndüğünü iddia etti ve yanlış vuruşun gerekçesinin Suriye hava savunma sistemlerinin roketlerini “gelişi güzel” kullanması olduğunu belirtti.

Açıklamadan ve İsrail güvenlik örgütlerine yakın Pfeffer’in yazdıklarından İsrail’in net bir duruşa sahip olduğu ve bu duruşunu dile getirilen gerekçelerle güçlendirerek korumaya çalışacağı anlaşılıyor. İsrail’in daha önceleri son derece hassas olduğu Rusya ilişkisinde böylesi bir tutum geliştirmesi, yeni ABD stratejisinin oluşturacağı güç alanına dayandığı izlenimi veriyor. Rusya’nın bu saldırı karşısında alacağı tutum, tam da yeni raporda belirtildiği gibi, üzerinde kurulmaya çalışılan baskı karşısında nasıl bir yola gireceğine bağlı. Patronundan sağlam bir işaret aldığı anlaşılan İsrail yeniden el yükseltti ve İsrail Savunma Bakanlığı bu kez Ofek 11 adlı istihbarat uydusu tarafından çekildiğini belirttiği Şam Uluslararası Havalimanı, Suriye Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve bazı askeri hedefleri içeren uydu fotoğraflarını yayınladı. Bakanlık açıklamasında, uydu fotoğraflarının OFC 1 isimli ilk İsrail uydusunun fırlatılmasının 30. yıldönümü vesilesiyle sunulduğu belirtildi. Fotoğrafları sunulan hedefler, İsrail Savunma Bakanlığı’nın mesajını son derece açık ve net olarak iletiyor ve bu mesaj sözü edilen ABD politika değişikliğinin yönelişiyle son derece uyumlu.

John Kerry, ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde yaşadıklarını anlatan “Her gün  Ekstradır” adlı kitabında, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın 2010 yılında ABD Başkanı Obama’ya, “İsrail’in 1967’deki savaşın ardından işgal ettiği Golan Tepeleri’ni Suriye’ye devretmesi durumunda Suriye’nin barış için bazı adımlar atmaya hazır olduğunu” bildiren bir mektup gönderdiğini ifade ediyor. O dönem İsrail ve Suriye arasında ABD’nin girişimiyle başlatılan müzakerelerde yol alınamadığını anlatan Kerry, Washington’un Suriye’nin ciddiyetini ölçmek için Suriye’den Lübnan’daki Hizbullah’a silah sevkiyatını durdurmasını istediklerini ancak Esad’ın bu konuda “verdiği sözleri tutmadığını” ifade ediyor.

Kerry, Suriye’ye yönelik emperyalist saldırının başta gelen nedenlerinden birini kitabında bu şekilde ortaya koyuyor. Hizbullah’a silah sevkiyatı durmadı ve 7 yıllık savaşın sonunda beklenenin aksine Hizbullah bölgesel bir inisiyatif kazandı. Suriye-Hizbullah ilişkisi kat be kat gelişti ve güçlendi. Savaşın temel hedefi olan Suriye yönetiminin düşürülmesi ve yerine İsrail ve ABD dostu AKP türünden bir “ılımlı Sünni” yönetim yerleştirilmesi mezhepçi projesi de başarılı olamadı. Suriye yönetiminin bu savaşla zayıflatılması hedefi gerçekleşti ancak bu durum, Suriye’nin temel müttefiklerinin ülkedeki inisiyatif alanını genişletti. ABD’nin yeni stratejisini ve muhtemelen yeni stratejinin ürünü olan bu İsrail provokasyonunu böylesi bir bağlam içinde ele almak gerekiyor.

Rusya’nın bu saldırıya Suriye hava savunma sistemlerini güçlendirerek yanıt vermesi olasılıklardan birisidir. Böylesi bir gelişme, İsrail’e askeri anlamda bölgesel bir üstünlük kazandıran hava sahası hakimiyeti konusunda ciddi bir darbe olacaktır. Suriye savaşının bundan sonraki evresi büyük ölçüde oluşan bu yeni duruma verilen yanıtlarla şekillenecektir.