Deneyim, yenilen kazıkların bütünüdür – Ural Köroğlu

16 yıldır iktidar koltuğunda oturan, son dönemde ise mutlak tek otorite pozisyonunda olan hangi şahsiyet “Demokrasinin zorunlu sonucudur, saygı duyuyorum” deyip kenara çekilir, hele hele bu şahsiyet Erdoğan ise ve tüm süreci adım adım örüp mutlak iktidara (açık faşizme) bir adım kalmışken?

“Yapabileceği bir şey kalmadı”

“Yaptıklarının ters teptiğini gördü, daha da kötüye gitmemek için artık bir şey yapmayacak”

“Paralarının tamamını yurtdışına çıkardı zaten, kaybedeceğini biliyor, ertesi gün kaçacak”

Farkındaysanız, Tayyip Erdoğan’a dair değerlendirmelerde bir garip “iyimserlik” havası mevcut, solun akil şahsiyetlerinde. Yenilgiyi artık kabul ettiği, yenilgi sonrası planlar yapmaya başladığı ifade ediliyor.

Aslında bu değerlendirmelerin yapılabilmesini sağlayacak uygun veriler de mevcut. Her ne kadar HDP ve İyi Parti’ye mutlak bir medya yasağı varsa da sokaktaki propaganda faaliyetlerine tahminlerin ötesinde bir “müsamaha” var. Oysa Erdoğan’dan beklenen özellikle bu iki partiye çok daha yoğun bir abluka uygulamasıydı. Çünkü HDP’yi Meclis’e sokmamak, İyi Parti seçmeninden de cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisine oy devşirmek gerekiyor. HDP’ye (şimdilik) yapılan sandık operasyonu 144 bin seçmenin taşınması ile sınırlı ki bu toplam HDP seçmeni içerisinde çok kritik bir önem arz etmiyor, bunların hepsinin AKP oyu haline getirilmesi de imkansız zaten. İyi Parti’ye uygulanan taktik ise neredeyse sadece Meral Akşener’in gösterilmemesi, duyulmaması üzerine. Oysa bildiğimiz devlet içi ve devlet dışı güçler, bu ikisine de çok farklı müdahalelerde bulunabilirdi. Daha önceden biliyoruz, aynı gün içerisinde onlarca HDP binasına saldırılabilir, Numan Kurtuluş, Süleyman Soylu örneklerinde olduğu gibi İyi Parti’den de hatırlı şahsiyetler devşirilip bir parti içi kaos yaratılabilirdi. Bunların olmaması yukarıdaki değerlendirmelerin yapılmasını kolaylaştırıyor.

Bunlarla birlikte kaybedeceğini gören bir Erdoğan, elindeki olanaklarla başka hamleler de yapabilir. Ama yapmıyor. Örneğin; Suriye’de yeni bir askeri başarı görüntüsü vereceği bir seferberlik, Kandil’e bayrak dikmeye girişmek, mağduru oynamak için sahte bir suikast girişimi (Bosna’da denendi ama nedense tutmadı), hatta başkalarına yönelmiş suikastlar, bombalamalar vs. Bu ihtimalleri dile getiren akil şahsiyetler, bunların yapılmadığını görünce “iyimserlik” havası daha da güçleniyor.

Tüm veriler; araştırmaların sonuçları, sokaktaki atmosfer, rakiplerin güçleri vs. Erdoğan’ın seçimlerde yenileceğinin kanıtı. O zaman Erdoğan’a düşen ya bir süre muhalefette olmayı göze alıp (batacak bir ekonominin sorumluluğunu başkalarına yükleme fırsatı) yeni bir strateji geliştirmek ya da başına gelebileceklerden ürküp yurtdışına kaçmak.[1]

O zaman bize düşen ne? Sandık gününü bekleyelim, sadece sadığa sahip çıkmak, oyları çaldırmamak yeterli olacaktır!

Erdoğan yenilgiyi kabul eder mi?

16 yıldır iktidar koltuğunda oturan, son dönemde ise mutlak tek otorite pozisyonunda olan hangi şahsiyet “Demokrasinin zorunlu sonucudur, sayg�� duyuyorum” deyip kenara çekilir, hele hele bu şahsiyet Erdoğan ise ve tüm süreci adım adım örüp mutlak iktidara (açık faşizme) bir adım kalmışken? Kendisi için yaptırdığı Saray’da başkasının oturmasına tahammül edecek, göz emeği milyonlarca dönüm arazinin elinden alınmasına seyirci kalacak, sürekli yüzdelik akar getiren enerji varlıklarından vazgeçecek, 16 yıldızlı Cumhurbaşkanlığı forsu taşıyan uçağını ve bilumum forslu arabasını bırakacak vs. vs. Hele hele Marmaris’te yapımı süren yeni yazlık sarayı, Muharrem İnce’ye incelik olsun diye tahsis edecek…

Üstelik IŞİD içinde yıllardır beslenen katilleri, FETÖ’den sonra derme çatma da olsa yeniden hiyerarşik diziliş yaptığı askeriyedeki ve elbette MİT’teki sadece kendisini alkışlayan memurları, çıkar ve rütbe ilişki ağı birbiriyle kenetlenmiş özel timi ve emniyeti, daha birkaç ay önce sadece Saray’a bağlı çalışacak 81 ilde kurduğu özel birimleri, il ve ilçe teşkilatlarındaki “O olmazsa bakkal bile işletemeyecek” binlerce besleme tetikçiyi ve Sedat Peker’i ve eniştesini ve TÜRGEV’li Bilal’i bırakacak vs. vs.

Haa, unutmadan içeride ve dışarıda bekleyen dosyalar da var, mahkeme kapılarında sürünmek, cezaevinde çürümek de ufak bir olasılık değil.

Bir de o bıraksa bile bıraktırmayacak olanları eklemek gerek. Varlığını ona “armağan” etmiş ve o olmadan bir “varlık” olamayacaklar.

Faşizm sandıkla yenilemez

16 yıldır birlikteyiz sözü edilen şahsiyetle, devamcısı olduğunu söylediği siyasal çizgiyle ise yaklaşık 70 yıldır[2]. Neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini biliyoruz. 4 Aralık 1945’de Tan Gazetesi provokasyonunu, 6-7 Eylül 1955’i, 16 Şubat 1969 Kanlı Pazar’ı, 1 Mayıs 1977 Taksim’i, 12 Eylül 1980’i, 10 Ekim 2015’i, ve daha da fazlasını biliyoruz. Bu ülkedeki sağ siyasal çizginin ve onun tetikçisi kontrgerillanın yaptıklarının “anma günleriyle” dolu devrimcilerin takvimleri. Ne Erdoğan kolay kolay gidecek ne de bu ülkede faşizm sandıkta yenilecek!

Akil ve iyimser şahsiyetler haklı çıkarsa, gönül rahatlığıyla öngörüsüzlüğümüzü(!) kabul ederiz. Ama biz yine en kötüsüne hazırlanalım, bu ülkede faşizme karşı yapılacak hazırlıklar hiçbir zaman boşa gitmez, gün gelir mutlaka lazım olur.

Dipnotlar:

[1] Aynı verilerden hareket ederek farklı bir sonuca ulaşanlar da mevcut. Erdoğan da bizim gördüklerimizi gördüğüne göre, yani yenileceği atmosferi gördüğüne göre ve tersi yönde bir hamlede de bulunmuyorsa, demek ki bizim gördüğümüz yanlış; Erdoğan kazanmayı garantilemiş durumda. Kazanmayı nasıl garantileyebilir ki? Önümüzdeki günlerde farklı bir hamle yapmazsa demek ki sandıkta işi götürecek. YSK kanununda yaptığı değişikliklerle bunu sağlayabilir, sahte seçmenler oluşturmuş olabilir, son gece sayıları değiştirmeyi garantilemiştir vs. Sonuçta, her iki değerlendirmenin de varacağı yer aşağı yukarı aynı; sandık gününü bekleyelim.

[2] Adnan Menderes de elindeki olanakları kullanmaktan çekinmezdi. İktidardayken, seçime giderken yaptığı değişiklikler tek bir amaç taşıyordu; iktidarını her yolu kullanarak korumak. 6732 sayılı kanunla ne anlama geldiği belli olmayan suçlar icat edilmiş, gazetecilik yapmak fiilen suç haline getirilmişti. Seçimlerden kısa süre önce, seçim kanununda yaptığı değişiklikle siyasi partilerin ittifak kurmasını yasaklamıştı.