HDP, Ortadoğu’nun ve Erdoğan’ın kıskacından kurtulmak üzere… – Ural Köroğlu

Görülmektedir ki HDP’nin Türkiye siyasetine dair bir yol haritası bulunmaktadır. Erdoğan kazandığında, bu çizgi (eğer değişmezse) bir anti-faşist cephe siyasetine doğru ilerleyecek, muhalefet yani CHP-İYİ Parti ve Saadet kazandığında ise rejimin bir önceki halinin “iyileştirilmesi”ni amaçlayan bir yenilenme sürecinin öznesi olma siyasetine

İlk olarak, herkesin bildiği verileri hatırlatarak başlayalım. HDP, 7 Haziran seçimlerinde 6 milyon 57 bin oyla yüzde 13 oranını yakalamıştı ve 80 milletvekili çıkarmıştı. Haziran seçimi sonucunda AKP çoğunluğunu kaybetmiş ve Erdoğan’ın süreci tıkaması sonucu hükümet kurulamamıştı.

1 Kasım’da ise 5 milyon 145 bin oyla yüzde 10,76’ya gerilemiş ve 59 milletvekili çıkarabilmişti. Ve yine herkesin bildiği gibi bu sonucun ana nedeni AKP’nin Kürt halkına karşı o dönem giriştiği savaştı. Temmuz’da “çözüm süreci” sona erdirilmiş, Kandil bombalanmaya başlamıştı, Eylül 2015’te 300’e yakın HDP binası saldırıya uğramıştı.[1]

Bu yöntemle başarılı olduğunu düşünen AKP, Kürtler söz konusu olduğunda “sopasını hiç indirmedi”. Seçimlerden tam bir yıl sonra Eş Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın aralarında bulunduğu 9 milletvekili tutuklandı. Milletvekillerine operasyon aralıksız devam etti. Sonuçta şu an 7 milletvekilliği düşürülmüş ve toplamda 9 milletvekili de cezaevinde.

Operasyon sadece Meclis ile sınırlı değildi. Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) 2014 yerel seçimleri sonucunda elde ettiği 106 belediyeye yöneldi. İçişleri Bakanlığı’nın 11 Eylül 2016’da başladığı kayyum atamaları ile Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyeleri ile Hakkari, Siirt, Şırnak,Dersim ve Batman il belediye başkanları görevden alındı. 106 DBP’li belediyenin 34’üne kayyum atandı.

Kuşkusuz bu süreçte (2015 yazından bugüne kadarki) en önemli gelişmelerden biri de Suriye’de özellikle Kürtlere karşı sürdürülen savaştı. Haziran seçimleri öncesinde sürdürülen politikalar (doğrudan devlet adına Salih Müslim’le kurulan resmi ilişki, IŞİD’in Rojova tehdidine karşı IKBY’nin askeri araç konvoyunun geçişinin sağlanması, vs) tamamen terk edilip doğrudan askeri operasyonlarla (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı) sürdürülen bir politik savaşa girildi.

2012’ye kadar Suriye Kürdistan’ında neredeyse hiçbir siyasi/askeri faaliyeti bulunmayan PKK, daha doğrusu YPG, bu süreçte ve elbette Rojava’yla (öncesi ve sonrasıyla) Suriye’de Esad’dan sonraki en önemli yerli siyasal güç haline geldi. Böyle bir gelişme, Kandil merkezli Kürt siyasi hareketine sadece Suriye’de değil, diğer iki parçanın da (Irak ve Türkiye) sonuçlarından doğrudan etkileneceği yeni siyasal fırsatlar[2] sunmaktaydı. Bu fırsatların iyi değerlendirilebilmesi halinde, Kürt halkının ister bulundukları ülkelerde siyasal süreçlere eşit ilişki temelinde katılma hedefini isterse bağımsız bir devlet oluşturma hedefini gerçekleştirilmesi sonucunu yaratacağı açıktır. Böylesi bir durum Kürt siyasi hareketinin birinci önceliğini Suriye’ye, orada kurulan ilişkilere ve orada ulaşılacak sonuçlara vermesine yol açtı. Dolayısıyla Türkiye’de hatta Irak’ta sürdürülen mücadele talileşti.

HDP uzun süredir, yukarıda sayılan koşulların basıncı altında siyaset yapmaya çalışmaktadır. Kabul etmek gerekir ki bu durum hiç de kolay değil. Üstelik baskın erken seçim, bu durumu daha da zorlaştırmış durumda.

HDP’nin zor şartlar altında geliştirdiği siyaset

1- HDP’nin kendisi bir ittifak haline getirilmiştir. Kürt kimliğini önemseyenler üzerinden oluşan hassasiyet gözetilse de asıl olarak antifaşist demokratik güçlerle bir ittifak oluşturulmuştur. Hüda-Par’la ittifak kurulmamış, hatta Altan Tan’ı kapsamak için bile uğraşılmamıştır.

2- CHP’nin İYİ Parti ve Saadet ile yaptığı ittifaka katılınmamış, bununla birlikte bu ittifaka karşı bir tutum alınmadığı gibi yıkıcı/bozucu bir tavır da geliştirilmemiştir.

3- Asıl hedef olarak AKP-MHP bloğunun yenilmesi hedefi çok açık olarak konmuş, hatta ikinci turda (çok büyük ihtimalle Muharrem İnce’nin kalacağı düşünülerek) bu ittifakın adayının desteklenebileceği (aslında açık olarak) ifade edilmiştir.[3] Hatta bu tercih için CHP baskı altında bırakılmaktadır.[4]

Görülmektedir ki HDP’nin Türkiye siyasetine dair bir yol haritası bulunmaktadır. Bu yoldan ilerlemenin getireceği çeşitli sonuçlar olacaktır. Erdoğan kazandığında, bu çizgi (eğer değişmezse) bir anti-faşist cephe siyasetine doğru ilerleyecek, muhalefet yani CHP-İYİ Parti ve Saadet kazandığında ise rejimin bir önceki halinin “iyileştirilmesi”ni amaçlayan bir yenilenme sürecinin öznesi olma siyasetine.

Hangisi olursa olsun, çok değişkenin olduğu bir ülkede ve bölgede “doğru siyaseti” izlemek kolay olmayacak, çok emek isteyecektir.

Ortadoğu’daki olası gelişmeler ve etkileri

Önümüzdeki dönem HDP siyasetini etkileyecek bir diğer faktör kuşkusuz Ortadoğu’daki gelişmeler olacaktır. Erdoğan’ın seçimi mutlaka kazanma baskılanması nedeniyle, seçim öncesinde Suriye’ye (Münbiç ya da Tel Rifat) ya da Kandil’e bir askeri operasyon düzenlemesi olasılığı konuşulanlar arasında. Kürt siyasi hareketi de kuşkusuz Erdoğan’ın gerek seçim öncesi gerekse de seçim sonrası yapabileceği hamleleri (üstelik daha ‘güvenilir kaynaklar’dan bilgilenerek) öngörmektedir. Dolayısıyla Kürt siyasi hareketinin HDP’den birtakım beklentileri olacaktır mutlaka. Hatta şu dönemki beklentisinin bir yönü, yani AKP-MHP bloğunun yenilmesi hedefi, Erdoğan’ın Suriye politikası ile doğrudan ilgilidir. Erdoğan burada yenilirse Türkiye’nin, Suriye hatta Ortadoğu politikası büyük ölçüde değişecektir. Tam tersi gerçekleşir ve Erdoğan kazanırsa, Suriye başta olmak üzere Kürtlere saldırıların artması hatta Kürt bölgelerinin işgaline girişilmesi de ciddi bir seçenektir. Böyle bir durumda da HDP’nin zorunlu olarak taraf olması, Türkiye’de izlenmesi gereken “bağımsız siyaseti” zorlaştıracak hatta koşullara bağlı olarak imkansız hale getirecektir. Dolayısıyla HDP üzerinden oluşturulmaya çalışılan, antifaşist demokratik güçlerle birliktelik  de şu anki koşulların değişmesi ile yeni bir yol ayrımıyla karşılaşacaktır. O noktada belirleyici olan ise HDP’nin ana omurgasını oluşturanların tutumu olacaktır.

Bugün için, HDP ile karşılıklı olarak birbirlerine sunulan olanaklarla Meclis’te var olmayı hedeflemiş bağımsız sosyalist özneler için de tüm bu süreç, gerek HDP’nin ana omurgasını oluşturanların Ortadoğu’daki ve ülke içindeki gelişmelere dair alacağı tutum gerekse de bağımsız bir sol/sosyalist çizginin üretilmesinde atacağı adımlar düşünüldüğünde kritik eşiklerle doludur.

Bağımsız sosyalist özneler için sürecin nasıl gelişeceği ve alınması gereken tavırlar başka bir yazının konusu olmalı…

 

Dipnotlar:

[1] Bu noktada söylemek gerekir ki Kürt siyasi hareketinin AKP’ye verdiği karşı yanıt (yani özyönetim direnişleri) başarılı olmamış hatta AKP’nin savaş siyaseti kendi lehine bir sonuç doğurmuştur. 1 Kasım’da AKP’nin oyları Sur’da 4 bin 130, Bismil’de 3 bin 216, Silvan’da bin 830, Nusaybin’de bin 161, Dargeçit’te 674, Cizre’de 321 ve Lice’de 56 artmıştı.

[2] Rusya, ABD ve İran’la kurulan siyasi/askeri ilişkiler, bölgeye yayılma ve hakimiyet kurabilecek alanların artması, askeri alanda donanım ve kurumsallaşma, yönetim mekanizmalarının kurulması ve iş yapabilmesinin kabul edilebilirliliği, v.s.

[3] “HDP’nin kendisi bir ittifaktır ve CHP’nin dörtlü ittifakıyla toplu ve ayrı bir ittifak yapabilir. Böyle bir ittifak da, ikinci turda AKP-MHP ittifakına karşı mutlaka yapılmalıdır. İkinci tura hangi aday kalırsa onun etrafında Tayyip Erdoğan’a karşı birleşilmelidir.” PKK Yürütme Komitesi 21-24 Nisan tarihinde yaptığı açıklamadan.

[4] “CHP ittifakının HDP Yönetimi ile de görüşmesi ve onun desteğini de alması başarısı için şarttır. Böyle yapmazsa, o zaman mevcut CHP Yönetimini “Tayyip Erdoğan’ın seçilmesini istemekle” suçlamak hatalı olmayacaktır.” PKK Yürütme Komitesi 21-24 Nisan tarihinde yaptığı açıklamadan.