“Kendime ait bir cüzdanım olsun isterdim” – Aysun Gençtanır

Kadınlar farklı illerde hep aynı hikayelerle karşılaşıyor. Ne vesile ile olursa olsun bir araya gelen kadınlar yılmadan taleplerini ortaklaştırıyor, birlikte güçlenebilecekleri alanlara yöneliyor

Tacizi, tecavüzü, çocuk istismarını meşrulaştıran dinci gerici erkek egemenliğini, gündelik erkek şiddetini yeniden ve yeniden üreten mahkemeler, bakanlar, siyasetçiler memleketi yönetiyor. Diyanet, fetvalarla toplumsal yaşama yön vermeye çabalıyor. RTÜK sansür sopası ile kliplere, dizilere ve şimdi de internete el atıyor. Kadınların yaşamlarına yönelik saldırılar sokaklarda, parklarda, evde, işte, her yerde artıyor.

Hele ki kadınların hiç sosyal alanının olmadığı; geceleri sokaklarda rahatça dolaşamadığı, taciz, tecavüz ve cinsel istismarın sık yaşandığı ve gericilerin yoğun olduğu mahallede iseniz, bu koşullar daha da boğucu hale geliyor. Ankara’nın Keçiören ilçesinde yaşayan kadınlar için de bu durum geçerli.

Ama; evde, işte, sokakta, mahalle pazarında, ev ziyaretlerinde, kahvaltılarda bir araya geldiğimizde fark ettik ki, sesimizi duymayanlara inat kadınlar birbirini dinliyor. O zaman bu buluşmaları büyütme zamanı geldi diyerek kimi zaman bir dernekte, kimi zaman bir kafede çay sohbeti eşliğinde, kimi zaman bir ev ziyaretinde kadın buluşmalarına başladık.

Kadınlar Mor İstasyon’da nefes alıyor

Kahkahalarımız sohbetimize eşlik ederken buluşmaların bize ne kadar iyi geldiğini, kendimizi daha güçlü ve kararlı hissettiğimizi; bir araya gelince kendi güvenli alanımızı oluşturduğumuzu gördük. Nasıl devam edeceğimizi konuşurken içimizden biri, “Hani koşturursun bir yere yetişmek için, sonra gider bir durakta durursun; orası senin nefes aldığın yerdir. Bugün de kendimi bir istasyonda nefes alır gibi hissettim” deyiverdi. Buluşmalarımızın adını böyle koyduk: Mor İstasyon!

Hayatımızı mora boyamak için Mor İstasyonlarda bir araya gelmeye başladık. Her hafta toplumsal cinsiyet, şiddet ve haklarımız, flört şiddeti, psikolojik şiddet gibi başlıklarla bir araya geldik. Konuştukça taleplerimizi oluşturduk: Mahallemizde özgürce dolaşmak, sokakta özgürce yürüyebilmek, ekonomik özgürlük, kıyafet seçimimizde özgür olmak, kendimizi özgürce ifade etmek, özgürce kahkaha atmak… Erkek şiddetinin kaynağını daha kolay bulmaya ve kendi hayatlarımızdan başlamak üzere toplumsal cinsiyet rollerini sorgulamaya başladık.

Kadınların talepleri ile şekillenen buluşmalar

Ankara’nın Mor İstasyonları yoluna devam ederken, İstanbul’da binlerce kadından toplanan kartlara yazılanlar, taleplerimizin ortaklığını çarpıcı biçimde gösteriyordu. “Kadın kadını dinler, kadın kadını savunur” diyerek birçok mahalle pazarında ve kent meydanında açılan stantlarda isteklerini ve taleplerini kartlara yazan kadınlara kulak verince aynı şarkıyı mırıldandığımızı duyduk. Neler yazmamıştı ki kadınlar: Bolca özgürlük, eşitlik, laiklik talebi; cinsel istismara karşı kadın öfkesi; cinsel istismarla mücadelenin önemi; savaşa karşı yaşamı ve barışı savunmak… Savaşa karşı tek bir söz edenin iktidar tarafından susturulmaya çalışıldığı bir dönemde kadınlar kartlara en çok barış yazıyordu.

Kuşatılmaya ve yalnızlaştırılmaya çalışılan kadınlar, yılmadan taleplerini ortaklaştırıyor ve birlikte güçlenebilecekleri alanlara yöneliyordu. 10 Mart’ta Kadıköy’de yapılan etkinlikte, toplanan kartlarla büyük bir tülün üstüne “Kadınlar Savunmaya” yazıldığında, yoldan gelip geçen kadınlar yarattığımız bu özerk kadın alanına yoğun ilgi gösterdi. Kadıköy Rıhtım’da kadınlar hayatlarını sokakta ilk kez gördüğü kadınlara açtılar. Her bir temas yeni direnişçiler yaratmaya gebeydi.

Su yolunu bulur

Gördük ki her kadın kendi yaşamının biricik direnişçisi haline gelirken, bir araya gelebileceği, güçlenebileceği ve örgütlenebileceği ağlara ihtiyaç duyuyor. Tam da bu nedenle “Kadın kadını savunur” parolasıyla ördüğümüz alanlar yaratmak, bu alanları çoğaltmak ve birbiriyle ilişkilendirmek üzere şarkımızı daha yüksek sesle söylemeye başlıyoruz.

Yaşamlarımıza yönelik saldırılara karşı kendi yaşam alanlarımızı kurduğumuz, taleplerimizle can verdiğimiz Mor İstasyonlar, direnen kadınların bir araya geldiği ortak alanlara dönüşüyor örneğin. Yahut kartlara yazarak birbirimize ulaştırdığımız talepler etrafında gerçekleştirdiğimiz toplantılar, hemen orada başka bir alanı daha nasıl kurabileceğimizi planladığımız bir nitelik kazanıyor. Kurucu adımlarını atan Feminist Özsavunma Atölyeleri, yalnızca kendimizi ve birbirimizi erkek şiddetine karşı savunmayı değil, şiddetin kaynağına topyekûn bir yaklaşım geliştirmeyi de öğrendiğimiz güvenli alanlar yaratmaya başlıyor.

Ne şekilde olursa olsun bir araya gelmek, bulunduğumuz her yerde mücadele etmek, karanlığın karşısına umudumuzla, kahkahamızla, isyanımızla dikilmek, kendi yaşam ve savunma ağlarımızı kurmak, hiç tanımadığımız kadınlarla kızkardeşlik köprüsünü kurmak için her şehirde yeni bir biçimde harekete geçiyoruz.

Ne istediğimizi biliyoruz, alacağız!