Cihangir İslam’a solcu dersleri (1) – Ural Köroğlu

Kendi ideolojisine, kendi emeğine, kendi üretimine, kendi gücüne, kendi cüretine güvenmeyen solcularımız gericilerin kurduğu duvarları yine gericiliği savunan başka şahsiyetlerle aşacakları kolaycılığına, hatta uyanıklığına kaçıyorlar. Ve sonuçta solculara akıl verme cüretine sahip şişik egolar üretiyorlar

Erdoğan “İslam’ın güncellenmesi gerekiyor” dedi, mahalle karıştı. Pozisyonlarını kaybedeceklerini düşünen “ruhban sınıfı” ilk önce celallendi. Hatta panik o noktaya vardı ki aralarındaki rekabetler, yılmaz/yıkılmaz ittifaklara dönüştü. Durumdan vazife çıkarlar Erdoğan’a hak vermekle yetindi, durumu riskli görenler “topa girmedi”. Bir de durumu fırsat bilenler, fırsata dönüştürmeye çalışanlar oldu, başta da Cihangir İslam olmak üzere. Ne olsa uzmanlık alanıydı, ne de olsa her “iki mahalle”de dükkanı vardı.

Cihangir İslam “dinin güncellenmesi” yazı dizisinin 5.’sini yayımladı, büyük olasılıkla 99’a kadar bu yazılar devam eder. 5.’sinin başlığı “Türkiye solu ve güncelleme”. 30 Mart’ta yayımladığına göre özel bir mesaj da vermek istemiş.

Ne diyor Cihangir Bey yazısında, solculara daha doğrusu (soldan anladığı sadece CHP olduğu için) CHP kadrolarına: “Tam bir sıkışmışlık hali. İçeride farklı kitlelere nüfuz edebilme kabiliyetlerini güçlendirmesi gereken muhalefet partilerinin her biri için girilmez bölgeler mevcut. Örneğin CHP’nin AK Parti hakimiyetindeki alanlardan uzak kalması muhatap alabildiği kitleyi dolayısıyla performansını henüz işin başındayken yarıya düşürmeye yetiyor.

Objektif tespitin hemen peşinden sübjektif tespiti de patlatıyor: “Solun saplandığı metafizik, şeyler arasındaki hakiki ilişkiyi aramak yönünde tezahür etmiyor; şeylerin inkârına, reddine bazen de düşmanlığına kadar uzanıyor. Din ve Kürtlük bir çırpıda sayabileceğimiz iki kalem. Dini ve Kürtlüğü güncellemek solun elinde değildir ama bunlar karşısında alınacak tutum, daha önemlisi kendi zihinlerinde ve dünyaya bakışlarında bunların hakiki konumlarını tespit edebilmek bütünüyle solun elindedir.

Ve mutlak bir zorunluluğa parmak bastıktan sonra: “Türkiye solu İslam ve Kürtlük konularında ciddi bir iç hesaplaşmaya girmek zorundadır. Türkiye solu dindarlarla ve Kürtlerle yüzleşmeye mecburdur.

Kaçınılmaz son müthiş akıl vermeyle noktalanıyor: “Her vatandaşa siyaseten açık olmanın yolu sosyal demokrat bir çatı altında bütün kimlikleri bünyesinde toplayabilme hünerini göstermekten geçiyor. CHP siyaseten kısır sıfatları üzerinden atarak ilkelerden müteşekkil bir çatı inşa etmelidir. CHP sosyal demokrasiye evrilmeli; çıplak bir sosyal demokrat parti haline gelmelidir.”

***

Şimdi…

Cihangir Bey’in “akıl vermek” için temel aldığı veri doğru mudur? Yani solun giremediği bölgeler mevcut mudur? Elbette böyledir. Pekiyi buralara girmenin yolu, basitçe dindarlarla ve Kürtlerle yüzleşmek, ve yine basitçe onları bu kimlikleriyle CHP bünyesinde toplayabilme hünerini göstermek midir? Dini ve Kürtlüğü güncellemek solun elinde değildir ama kimlikleri (hiç değiştirmeden) bünyesine katar ise CHP sosyal demokrasiye evrilir ve çıplak bir sosyal demokrat parti haline gelir? Öyle mi? Başka bir yol mümkün değil mi?

Evet, başka bir yol mümkün! Üstelik bir değil iki yolla mümkün.

Bir: Emekçiler, kadınlar ve gençler üzerinden yani şu anki siyasal/toplumsal düzende en fazla ezilen, dışlanan ve ilerici bir siyasal/toplumsal düzeni kurabilecek olanlar üzerinden. Erdoğan’ın kendisinden başka kimse girmesin diye duvarlar ördüğü o “mahalleler”e emekçilerin taleplerini ve siyasetini, kadınların taleplerini ve siyasetini, gençlerin taleplerini ve siyasetini götürerek pekala girilebilir.

Çünkü AKP’ye oy veren ya da “müslüman” olan her emekçinin bu düzenden bir beklentisi, bu iktidardan bir talebi vardır; asgari ücret, taşeron, kıdem tazminatı, iş güvencesi, eşit işe eşit ücret, mobbingin engellenmesi, çalışma saatleri vs vs, ve elbette barınma, ulaşım, eğitim, sağlık.

Çünkü AKP’ye oy veren ya da “müslüman” olan her kadının bu düzenden bir beklentisi, bu iktidardan bir talebi vardır; kuşkusuz ilk başta özgür olmak ve her alanda eşitlik talebidir. Ve elbette barınma, ulaşım, eğitim, sağlık.

Çünkü AKP’ye oy veren ya da “müslüman” olan her gencin bu düzenden bir beklentisi, bu iktidardan bir talebi vardır; umutlu bir gelecek, kendi kararını verebilme, gelişkin sosyal olanaklar, ve elbette bilimsel/nitelikli/parasız eğitim.[1]

Ayrıca sadece bu kesimlerin değil bu siyasal/toplumsal düzenle derdi olan herkese solun önereceği bir çözüm yolu mutlaka vardır ve üretilebilir.

Kısacası sol (bunu Cihangir Bey CHP diye okuyabilir), sadece sadece emekçilerin, kadınların ve gençlerin talepleri üzerinden bir muhalefet çizgisi üretebilse ve yine onların beklentileri üzerinden bir siyasal/toplumsal düzen hedefi geliştirse bile o girilmez denen bölgelerin bütün kapıları kırılır. Üstelik dışarıdan değil, içeriden kırılır.

Şimdi gelelim ikiye; Cihangir Bey “Dini ve Kürtlüğü güncellemek solun elinde değildir” diyor ya, tam tersine, Dini ve Kürtlüğü güncellemek sadece ve sadece solun elindedir.

Çünkü güncellemekten amaç toplumsal ortak çıkarı hedefleyen bir yenileme ise bu, ne dinin içinde ne de Kürtçülüğün içinde bulunulabilir. Ayrıca bu “ideolojik mahallelerin” sakini olan Dincisi de Kürtçüsü de “topyekûn” bir güncellemeyi zaten yapamaz, yapsa yapsa rötuş yapar. Bunu yapabilecek tek güç, toplumsal ilerlemenin yol göstericisi olan sosyalizmdir.

Ve sosyalist ideolojiden üretilecek olan bellidir; din, toplumsal ilerlemenin bir aracı değildir, bu aracın siyasal alandan tamamen temizlenmesi/dışlanması ve toplumsal alanda da sınırlandırılması gerekir. Bunun adı da laikliğin sahiplenilmesi ve uygulanmasıdır. Halkçı bir Laiklik[2], yani asıl olarak halkın ortak çıkarını gözeten, yani dinin gerici özelliklerini ortadan kaldıran, yani din bezirganlarına, dini kullanarak ruhban sınıfı oluşturanlara izin vermeyen bir düzeni önermek ve kurmak.[3]

Kürtlüğü güncellemek de solun elindedir, hatta bu konuda daha da avantajlıdır, çünkü dinciler içinde bulunmayan solcular Kürtlerin içinde bulunmaktadır. Ve sosyalizmin onlara da çok net bir “önerisi” mevcuttur; iki halkın eşit olarak, kardeşçe ve barış içinde yaşayıp birlikte kuracağı demokratik bir toplum.

Sonuç; Cihangir İslam ve onun gibilere söylenecek çok söz yok aslında. Çünkü bu post-ılımlı-İslamcılar, son dönemlerde açığa çıkan bir zafiyetin değerlendiricileri. O zafiyeti yaratanlar ise solcular. Kendi ideolojisine, kendi emeğine, kendi üretimine, kendi gücüne, kendi cüretine güvenmeyen solcularımız gericilerin kurduğu duvarları yine gericiliği savunan başka şahsiyetlerle aşacakları kolaycılığına, hatta uyanıklığına kaçıyorlar. Ve sonuçta solculara akıl verme cüretine sahip şişik egolar üretiyorlar. Adına solcu sıfatı yakıştıran bunlar söyleyemez ama birilerinin bu post-ılımlı-İslamcılara söylemesi gerek; “Gidin kendi mahallenizde “solcu İslamcı” olun ve onlara akıl verip, onları güncelleyin.”

Solu güncellemek sizin elinizde değil!

Dipnotlar:

[1] Bu toplumun geçmişindeki değişim süreçlerinin en önemlilerinden birini Dev-Genç’in gerçekleştirdiği malumdur. Dev-Genç’in sırrı izlediği siyaset olduğu kadar Dev-Gençlilerin toplumun her kesimi ile doğrudan kurduğu bağdır kuşkusuz. Üniversite ve üniversiteli, değiştirmek için her zaman önemlidir.

[2] Laikliğin evrensel tanımı için elbette ki “halkçı” sıfatına gerek yoktur. Ancak CeHaPe zihniyetinin ülkemizde yerleştirdiği laiklik anlayışının yanlışlığını göstermek için gerekli. Çünkü CeHaPe, on yıllardır laikliği sadece devletin dinden korunması için kullandı, toplumun dini gericilikten korunmasına hiçbir önlem alınmadığı için, bugün AKP iktidarda ve Cihangir İslam gibiler “akil adam” pozisyonuna çıktılar.

[3] Bu noktada Cihangir Bey’in söyleyecekleri kulaklarda çınlayacaktır; ama din birleştiricidir, bütünleştiricidir, ahlak yapıcıdır vs. vs. Ona karşı söylenecekler de onun kulaklarında çınlayabilir; insan aklı ve toplumsal ortak çıkar bilinci geliştirilirse “korku”ya yani cehenneme gerek kalmadan toplumlar eşit, özgür, adil, demokratik bir ahlak anlayışı geliştirebilirler.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur