Hapisülke ve Aslı – Hatice Eroğlu Akdoğan

Hapisülkede her yerde tehdit, her an baskı altındasınız. Eviniz onların avuçlarında. Kendi evlerine girmedikleri gibi girerler.  Zaman ya karanlık ya kan uykuludur. Ayaklar basmak dağıtmak için, eller tutup götürmek için. Bir kalem sahibi Aslı Erdoğan öyle gitmiştir.

asli_erdogan_2

Dışarısı, içerisi; yerin altı ya da üstü hiç fark etmez; çevremize parmaklıklar örüldüğünden beri okuma, yazma, konuşma vs. eylem derken ruhumuzun tadı kaçtı. İnsan olmanın, bir kalbe ve bir vicdana sahip olmanın sorgusu orta yere düştü.

Özgür yanımız başını gökyüzünün maviliklerinden koparmaya çalışan yerdeki cellada direndikçe hapisülkede sular çağıl çağıl çağlamaya devam ediyor. Bize rahat yok! Çocuklar öldükçe, kadınlar feryat ettikçe, enkazlar büyüdükçe, açlık sinsi bir silah gibi eti kemiği somurttukça da bizden onlara rahat olmayacak.

Karanlığa inat, barışmaya direngen kalemler elimizden alındıktan, birbirinden kopartıldıktan sonra içerisi de dışarısı da bir oldu bize. O yüzden seslerini duymadıklarımızla da aynı dilden konuşup, özgürlüğü aynı tatla duyumsadık. Sapına kadar haklı ve doğru yolda olanlar içerideyken, biz nasıl dışarıda olurduk ki? Yoksa dışarısı dediğimiz şey bir yanılsamadan mı ibaretti? İçerisi ve dışarısı; biri sakın zalimin bir, diğeri öteki eli olmasın!

Gözetlendiğimiz, takip edildiğimiz, vurulduğumuz bir ülkenin, yani kocaman kalenin içinden Aslı Erdoğan’ın konulduğu duvarların, kapıların ötesine doğru bakıyorum. Yıllardır hep böylesi nöbetlerde tutsaklığımızın değil de sanki bir arada el ele özgürlüğe yürüme aşkının nöbetini tutuyoruz. Aslı ve Aslılar tutsak, Bakırköy de tutsak. Ve İstanbul ve ülke tutsak…

Haberlere koşmak, imgelerle dans etmek, kalemlerle buluşmak sancısı çekiyoruz. Tutsaklık acıttıkça, özgürlüğe özlemimiz perçinleniyor.

Adalet, hak, hukuk, barış bir o kadar da ekmek nöbetleri. Bu duvarın ötesi, ötedeki duvarın kendi ötesi. Hudutlara kadar bitmeyen duvarlar. Toptan içeriyiz. Bir yanımız içerinin içerisindeyken, diğer yanımız Silivri, Bakırköy, Diyarbakır… nöbette. Karşılıklı tutsaklığımızı haykırıyoruz. Karşılıklı tutsaklığı ortadan kaldırmak için daha ne kadar çok inanmak, çalışmak gerektiğini dillendiriyoruz. Duvarların kar etmediği türküler salıyoruz bir içeriden bir başka içeri. Bir dışarı diliyoruz; aydınlık ve zincirsiz… Her yandan maviliklere dalınsın diyoruz. İçeri duvarların önünü yıllardır ya da aylardır mesken tutan tutsak yakınlarıyla birlikteyiz. “Biri özgür olmadan diğeri asla” diye eklemeden edemiyor yol yorgunu yıl yorgunu yaşlı ana-babalar.

Biri bitince diğeri devreye giren nöbetlerimiz, kalem tutan elleri birbirine yeniden kavuşturmak, akıl ve vicdan hakkının kutsallığında ısrar için. Yoksa duvarların ötesi, berisi; duvarların ötesinde bekleyen için de biz oluyoruz duvarların ötesi. Bu demek ki koca bir ülke oluvermiş bir hapisülke! Hapisülkede her yerde tehdit, her an baskı altındasınız. Eviniz onların avuçlarında. Kendi evlerine girmedikleri gibi girerler.  Zaman ya karanlık ya kan uykuludur. Ayaklar basmak dağıtmak için, eller tutup götürmek için. Bir kalem sahibi Aslı Erdoğan öyle gitmiştir.

Aslı Erdoğan içeride, biz dışarıda değiliz.

Biz içerideyiz, Aslı Erdoğan’ın öte yanında.

Aslı Erdoğan’ın kalemi alındı. Kalemlerimiz Aslı’nın yerini tutmuyor.

Hapisülkedeyiz içimize dışımıza duvarlar örüldüğü için.

Aslı hapisülkede biz dışarıda olduğumuz için.