Hayalete nöbet – Hatice Eroğlu Akdoğan

Görünen şey iktidar kanalları tıkanmış, demokratik hakları elinden alınmış, eline camisi, cuması tutuşturulmuş halkın elinde demokrasinin bir D’si dahi yok. Öyle ki bu doğrultuda aldatılıp siyasi iktidarın çevresine kalkan yapılanların kafasında demokrasinin anlamı gerçek dışı bir tanımlamaya kavuşacaktır

kopru-kutlama_mbay_21-7-16-manset

Sahip olmadığımız şey ya da şeyler için nöbete durmadık. Egemen iktidarın bir kesimin mal ve can güvenliğinin sağlama alınmasının demokratik açıdan bize bir getirisi de hiç olmayacaktır.

Sonuna kadar kıskaç içine alma ve ezme fırsatını kullanmak isteyen dikta iktidarının, halkı demokrasi adına kendine kalkan yapması kavram olarak demokrasiye yapılan ayrı bir zulümdür.

Halk olarak darbeyi alt mı ettik? Gülüm biz 1971’den bu yana yapılan darbelerin içinde debelenmiyor muyuz? Cuntalar demokrasi havarisi edasıyla gelir. Basar tetiğe, kaldırır sopayı, tıkar hapishanelere… Kırıntılardan oluşan, halkın can bedeli kazandığı temel hakları orasından burasından kesip, budar; soluğumuzu kesen yasaları elbise misali biraz daha daraltıp üstümüze demokrasi diye giydirir; sonra görevi sivil faşist iktidarlara devreder.

Böyle bir açıdan 12 Eylül’e gelinceye kadar 12 Mart, halk için, ezilenler için bir milatt��r. 12 Eylül’den bu yana 36 yıl geçti ama bizim için her sözün başında, her satırın arasında söz konusu tarih kahrolası bir milat olarak kalmaya devam ediyor. Çünkü bize yani ezilen halka yapılan darbenin oluşturduğu mekanizmalar üzerinde yaşamayı sürdürüyoruz. Yapılan darbelerin altından hakkıyla kalkmamamız, üzerimize serptiği ölü toprağını atmamamız için sivil faşist iktidarlar demokrasi karşıtı her türlü yöntemi ve aracı 36 yıldır üstümüzde denmeye devam ettiler.

1960’lı yıllarda az buçuk da olsa sağlanan temel demokratik haklara en büyük darbeyi 12 Eylül cuntası vurmuştu. Ondan sonra gelen iktidarlar -en çok da AKP- halkın yeniden toparlanmak için zorladığı bütün kanalları kökünden tıkadı. Halkın örgütlenme dahil en temel demokratik mücadelesini terörize kalıplara dökerek ‘terörle mücadele’ yasaları çıkardı. Kürt halkının kendi kimliği ile yaşama hakkı her zaman olduğu gibi en ağır şekilde çiğnendi. Bunların hepsi ve daha fazlasını 36 yılda yer alan demokrasi yaftasıyla dolaşan iktidarlar yaptı. Devrimciler ve sol ezildikçe, dinci gericilik, cemaatçilik güçlenip iktidarın politik gücü niteliğini aldı.

Görünen şey iktidar kanalları tıkanmış, demokratik hakları elinden alınmış, eline camisi, cuması tutuşturulmuş –keşke bu bir din ve vicdan hakkı meselesi olsaydı da söze hacet kalmasaydı- halkın elinde demokrasinin bir D’si dahi yok. Öyle ki bu doğrultuda aldatılıp siyasi iktidarın çevresine kalkan yapılanların kafasında demokrasinin anlamı gerçek dışı bir tanımlamaya kavuşacaktır.

Gelin AKP zenginlerinin, yaşam alanlarımızı talan eden inşaat patronlarının ya da bütünüyle sermayenin selameti için sürdürülen it dalaşının arasından sıyrılıp bizim için, gelecek kuşaklarımız için gerekli olan gerçek demokrasiyi kazanmaya cüretle adım atalım. “Demokrasi kazandı” şarlatanlığında birbirleriyle yarışan televizyon kanallarının bilinç çarpıtmasına da kulak asmayalım.

Tarihine, doğasına, insani tüm değerlere sahip çıkan bizlerin demokrasisini, gerçek demokrasiyi bir prototip olarak Gezi’den çok iyi hatırlarsınız. Alınteriyle, kuruş kuruş emek ve onurla inşa edilen özgür, eşit gerçek ve bizden olan bir dünya… Ve demokrasinin gerçek olanına nasıl saldırırken, kendileri için gerekli olanı ayakta tutmak için neleri seferber ettikleri hepimizin malumudur.

İktidarın halkı alet ettiği “demokrasi “ dünyası, devletin, belediyelerin beleş çay-kahve, kumanya, bayrak ile göz boyamaya çalıştığı aldatıcı bir dünyadır.  Nöbete götürülen halktır ama nöbet halkın çıkarına değildir.