Gül: Benim tercihim parlamenter sistem, seçimden sonra muhalefet güçlenecek

2015 Genel Seçimlerinde milletvekili adayı olup olmayacağı tartışmalarına nokta koyan Gül, Başkanlık sistemini içeren AKP beyannamesi açıklandıktan bir gün sonra “Benim tercihim parlamenter sistemin güçlendirilmesi” açıklaması yaptı. Gül, Financial Times Türkiye Zirvesi’nde yaptığı ve ısrarla AKP’nin ilk dönemini övdüğü konuşmada seçimden sonra muhalefetin Meclis’te daha güçlü olacağını tahmin ettiğini söyledi. “Yeni bir başlangıç lazım” diyen Gül, “Bunu muhakkak ülkeyi yöneten hükümet yapacaktır “ ifadesini kullandı. Davutoğlu’nun açıkladığı ve Erdoğan’ın talimatı ile gündemden düşürülen “şeffaflık paketi”ni hatırlatarak “Meclis’ten hemen çıkarılabilir” dedi

Cumhurbaþkaný Abdullah Gül

 

Milletvekili adayı olup olmayacağı konusunda yoğun tartışmaların yaşanmasının ardından aday olmayacağını açıklayan Abdullah Gül uluslararası alanda yoğun eleştiri alan Erdoğan’ın karşısında “akil insan” olarak yaptığı konuşmalarla ülke siyasetine dair yorum yapmayı sürdürüyor.

En son 8 Nisan’da Erdoğan’ın muhtarlar toplantısında Gül’ün “Türk tipi başkanlık olmaz” sözlerine atfen bunu “millet iradesinden” korktuklarını söyleyerek örtük olarak hedef aldığı Gül Financial Times Türkiye Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. Konuşmasında “Benim tercihim parlamenter sistemin güçlendirilmesi” ifadelerini kullanarak AKP’nin seçim beyannamesinin açıklanmasındanbir gün sonra Başkanlık sistemine karşı olduğunu bir kez daha tekrarlamış oldu. Gül, seçimden sonra muhalefetin Meclis’te daha güçlü olacağını tahmin ettiğini söylerken iç ve dış meselelerin enerjiyi tükettiğini ve seçimden sonra yeni bir başlangıç gerektiğini vurguladı. Burada da asıl rolün “hükümette” olacağının altını çizdi.

Abdullah Gül tek parti iktidarının devam edeceğini söylerken “Özellikle son 2-3 yıllık durgunluktan sonra yeni hamle yapma ihtiyacı çok açık bir şekilde ortada. Türkiye’yi yeni bir yörüngeye oturtmak için roketleri tekrar ateşlemek gerekir.” ifadelerini kullandı.

Gül ayrıca çevresi birçok sıkıntı içindeyken Türkiye’nin daha istikrarlı olmasının esas sebebinin ülkede geçen dönemde yapılan reformlar olduğunu, reformlar sürecinin kendisinin kurduğu hükümetle devam ettiğini de belirterek konuşması boyunca AKP’nin ilk dönemini övdü.

Türkiye’yi bu kadar sağlam hale getiren şeyin geçen dönemde yaptıkları köklü reformlar olduğunu vurgulayan Gül, şunları söyledi: “Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği statüsü ve 2001’le başlayan, daha sonra benim kurduğum 2002’deki hükümetle devam eden ve uzun bir süre reformcu nitelikte süren yapısal değişiklikler ülkeyi dışarıdan gelen şoklara karşı sağlam hale getirdi. Neticede Türkiye AB ile müzakerelere başlayan bir ülke oldu. Bunun içinde bir taraftan Kopenhag siyasi kriterlerini, diğer taraftan Maastricht ekonomik kriterlerini yerine getirmek hedeflerimiz oldu. Çok köklü reformlar yaptık, çok yapısal değişiklikler oldu. Onlar bugün Türkiye’yi hala götürüyor ve hala Türkiye’nin bu olumsuzluklardan minimum derecede etkilenmesini sağlıyor.

Gül’ün konuşmasının Cihan Haber Ajansı tarafından yayımlanan bölümlerine ilişkin diğer notlar şöyle;

İlk dönem kritik

Özellikle müzakere süreci içerisinde AB müktesabatını üstlenmeye başlamamızla, gerek Avrupa tarafından gerek bizden kaynaklanan yavaşlamalar olsa da AB standartları birçok alanda artık uygulamaya girdi ve hayatımızın bir parçası haline geldi. Ama biz burada en büyük getiriyi özellikle ilk 4-5 yıllık dönemde 2008 krizine kadar ki büyümede gördük. Türkiye olağanüstü büyüdü ve bütün bu reformların karşılığını gördü.”

Seçimden sonra yeni bir başlangıç şart

Abdullah Gül, Türkiye’de 12 yıllık iktidar döneminde bu yapılanların gayet iyi olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Ülkenin bugünkü durumu, diğer ülkelere nispeten iyi. Ama her şey bugünden daha iyi olabilirdi. Bu bir gerçek. Ülkenin durumunu daha da iyi halde görmek mümkündü. Burada soğukkanlı bir şekilde bakarsak, 12 yıllık kesintisiz bir iktidar dönemi sonunda ilk yılların reformcu heyecanın, dinamizminin ve performansının yavaşlamasını da doğal görüyorum. Bütün demokratik ülkelerde bununla karşılaşabiliriz. Dolayısıyla önemli olan, ülkeyi yönetenlerin bunu görüp yeni bir hamle yapma ihtiyacını hissetmeleri. Özellikle son 2-3 yıllık durgunluktan sonra yeni hamle yapma ihtiyacı çok açık bir şekilde ortada. Türkiye’yi yeni bir yörüngeye oturtmak için roketleri tekrar ateşlemek gerekir. Nasıl 2000 yıllarını başında ülkeyi yeni bir yörüngeye oturtup bütün bu reformcu süreci yaptıysak, şimdi artık roketleri tekrar ateşlemenin zamanı geldi. Bunu Türkiye’nin muhakkak yapması gerekir. Buna muhakkak ihtiyaç var.”

Muhalefet daha güçlü olacak

Gül, seçimin bunun için fırsat olduğuna işaret ederek, “Seçimlere gitmek için iki aydan kısa bir süre var. Herkes kendisini seçime ve seçim sonrasına göre hazırlıyor. Tabi ki halkın iki ay içerisinde nasıl karar vereceğini bilemeyiz. Açıkça söyleyeyim, benim tahminim şu; muhalefet partilerinin Meclis’te daha güçlü olacaklarını tahmin ediyorum ama tek parti iktidarının, hükümetin devam edeceğini öngörüyorum” diye konuştu.

İç meseler, dışardan gelen meseleler enerji tüketti

Gelecek risk ve tehditleri gözönüne alarak seçimden sonra güçlü bir şekilde yeni başlangıç yapmanın Türkiye için elzem olduğunu vurgulayan Gül, “Son yıllardaki bütün kayıpları ancak bu şekilde telafi edebiliriz. Gerek iç meselelerden çıkan çeşitli konular gerek dışarıdan gelen çeşitli meseleler epey enerjimizi tüketti. Bu gayet açık. Dolayısıyla seçimden sonra yeni bir başlangıç şart.” ifadelerini kullandı.

Esas liderliği hükümet yapacak

Abdullah Gül kutuplaşmanın bitirilmesi gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: “Aslında çok da zor değil bu; söylemle bile yapılabilecek şeyler bunlar. Söylemlere dikkat etmek, kullanılan dili buna göre değiştirmek ve yeni bir iklimin oluşturulmasının hedeflenmesi gerekiyor seçimden sonra. Belirsizliklerin giderilmesi, ülkenin tüm aktörlerinin artık belli bir noktaya odaklanmasının muhakkak sağlanması gerekiyor. Ki bunu muhakkak ülkeyi yöneten hükümet yapacaktır. Bu sinerjinin ortaya çıkması için, bu iklimin oluşturulmasının esas liderliğini hükümetin yapacaktır. Bütün bunlar sağlanırsa inanıyorum ki son yıllarda kaybedilenler kazanılabilir; Türkiye’de yeni bir dönem yaşanabilir.”

Seçimin düzgün yapılması için herkese görev düşüyor

Seçim kampanyalarının ve seçime gidiş sürecinin de Türkiye’ye yakışır şekilde olması gerektiğini belirten Gül, “Seçim öncesi meselelerin seçim sonrasına nakledilip, seçim sonrasını esir almasına fırsat vermemek gerekir. Bu çok önemli. 1950’den beri Türkiye’de yapılan seçimler düzgün olmuştur; ufak tefek bazı sıkıntılar olmuş olsa bile… Hiçbir zaman seçim meşruiyetine gölge düşmemiştir, gayet düzgün yapılmıştır. Bu sefer de böyle olacağına inanıyorum. Bunun için herkese çok görev düşüyor. Seçim heyecanında ister istemez yapılan bazı yanlışları minimum yapmak gerekir. Bu tip şeyler her ülkede olur. Sorumluluk herkesin, bütün siyasi partilerin üzerindedir” ifadelerini kullandı.

‘Benim tercihim Türkiye için doğrusunun parlamenter sistemin daha da iyileştirilmesi’

Gül, “Türkiye’deki başkanlık sistemine ilişkin itirazını muhafaza ediyor musunuz?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi: “Aslında ben Cumhurbaşkanı olduğum dönemde de bana bu tip sorular sorulduğunda, Türkiye Cumhurbaşkanının yetkilerinin çok olduğunu söylemiş bir insanım. Çünkü yetkilerin hepsi 1980 Anayasası’na göre dizayn edilmişti. Bunların bir parlamenter sisteme çok yakışmadığını cumhurbaşkanı iken söylemiş bir insanım. O bakımdan gayet berrakım. Ben parlamenter sistemin iyileştirilmesinin daha doğru olduğunu önce de söyledim. Ama bir başkanlık sisteminin demokratik olmadığını söyleyemeyiz. Bir şartla; nasıl ki parlamenter sistemin noksanlarından Türkiye çok çekmiştir; öyle olmuştur ki Türkiye’de hükümetlerin yetkisi paylaşılmıştır, gölge kabineler olmuştur ve neler neler olmuştur. Şimdi eğer bir başkanlık sistemi söz konusu olursa burada çok daha dikkatli olmak gerekir. Denge ve frenlerin çok açık bir şekilde yazılmış olması gerekir. Yani gelişmiş demokrasilerdeki, hukukun gerçek anlamda evrensel olarak üstün olduğu ülkelerdeki gibi eğer başkanlık sistemi soz konusu olursa ona da demokratik değildir diyemeyiz. Ama benim tercihim Türkiye için doğrusunun parlamenter sistemin daha da iyileştirilmesi.”

Anayasa sistem ve kuvvetler ayrılığı tartışmasını bitirmek lazım

Türkiye’nin seçimlerden sonra yeni bir başlangıç yapması gerektiğini kaydeden Gül, “Yeni reform süreci için yasal düzenlemeler gerekecektir. Bunların normal bir siyasi ortam içinde diğer partilerin katılımıyla yapılması çok önemli. Burada katılımı sağlayabilmek için partiler arası diyalog öne çıkmaktadır.” dedi.

Siyasi, ekonomi ve diplomasi alanında yapılacak önemli noktalar olduğuna işaret eden Gül, şöyle konuştu: “Önce Anayasa, sistem ve kuvvetler ayrılığı tartışmalarını muhakkak seçimden sonra bir şekilde bitirmek lazım. Halkın iradesi ortaya çıktıktan sonra bunları neticelendirmek ve zihinleri Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarına seferber etmek lazım. Şüphesiz ki hukuk devletini evrensel ilkeler çerçevesinde güçlendirmek her şeyin temeli. Bunun için yapılacak düzenlemeler, tek bir siyasi parti veya çoğunluğu olan bir hükümet tarafından değil, diğer partilerin katılımı sağlandığı oranda kalıcı olur. Katılım ne kadar çok gelişirse, yapılan her şey o kadar içselleştirilmiş olur.

AB müzakereleri canlandırılmalı

Kürt meselesinin muhakkak neticelenmesi, Türkiye’nin en önemli meselesi. Bu kadar yol aldıktan sonra, bunun Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü hiçbir şekilde zafiyete uğratmayacak şekilde, gelişmiş demokratik hukuk standartları ve ortak vicdan çerçevesi içerisinde neticelenebileceğine inananlardanım. Bu mesele böyle bir tarihi noktaya gelmiş durumda. AB ile müzakereleri de canlandırmak gerekiyor. AB Komisyonu’nun tespit ettiği 10 öncelikten biri küresel bazda AB’nin stratejik önemini artırmak. Bunun için en uygun ortak da Türkiye. Şüphesiz bizim de üzerimize düşenleri en iyi şekilde yapmamız gerekir.”

Şeffaflaşma paketi çıkarılabilir

Abdullah Gül, şu anda şeffaflaşma ve rant konularıyla ilgili Meclis’e sevk edilen bir paket olduğuna değinerek, bunun Meclis’ten büyük bir destekle hemen çıkarılabileceğini söyledi.

Türkiye’nin ekonomik büyümesini etkileyen en önemli meselenin eğitim olduğuna dikkati çeken Gül, “Eğitim meselesinin çok kapsamlı bir şekilde gözden geçirilip reformcu bir bakış açısıyla iyileştirilmesi gerekiyor. Yoksa büyük nüfus avantaj olacakken, yük olmaya başlar. Hükümet de bunun farkında.” dedi.

İfade özgürlüğü tartışmaları gündemden çıkmalı

İfade özgürlüğü ile ilgili tartışmaların da Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkması gerektiğini belirten Gül, “Bu tip tartışmalar Türkiye’ye hiç yakışmıyor ve Türkiye’nin üstünde bir gölge oluyor. Bu konuda büyük bir özgüven içinde hareket edip, bunları tamamen Türkiye’nin ve dışarının gündeminden düşürmemiz gerekir.” diye konuştu.

Hukuk, kurallar, kurumlar, liyakatli atama

Siyasi ve diplomasi alanında yapılması gerekenler için ekonominin de düzgün gitmesi gerektiğini belirten Gül, şunları kaydetti: “Bunun için de sinerjimizi oluşturmamız, bütün aktörlerin belli bir noktaya yönelmesi ve Türkiye’nin her alanda gelişmiş, demokratik, hukuk normlarını muhakkak güçlü bir şekilde adapte etmesi gerekir. Türkiye’nin genç, dinamik ve girişimci nüfusu, potansiyeli düzgün kurallarla birleştiğinde çok büyük neticeler verecektir. Nitekim, AK Parti iktidarının ilk dönemindeki reform süreci bunun neticelerini göstermiştir. Benim hep öne çıkardığım yumuşak güç unsurlarının en önemli tarafı hukuktur, kurallardır, kurumlardır ve kurumlardaki liyakatli atamalardır.

Bunları yapmazsak işimiz kolay değil. Biz artık son 10 yıl içinde yaptığımız bütün reformlar ve gösterdiğimiz performansla Türkiye’yi dünya ekonomisiyle iyice entegre ettik. Türkiye artık küresel ekonomiye entegre olmuş bir ülke. Dünya ile bu kadar beraber olmak dışarıdan gelecek avantajları kullanmaya fırsat verdiği gibi dışarıdan gelecek şokların zararına da açık hale getiriyor. Tasarrufu düşük bir ülkeyiz. Reform süreci içinde güveni artırdığımız için Türkiye’ye çok büyük yabancı sermaye geldi ama eğer biz bu süreci güçlü tutmazsak bu tersine de işleyebilir.”

 Sendika.Org