Gezi Ruhu: Haksızlıklara isyanın sokakta şekillenen içeriği – Hatice Eroğlu Akdoğan

Gezi Ruhu “Bir Kez Çıktık Geziye Dönmeyiz Evimize” diyen kadınlardır. “Tayyip Amca Bezime Sığamıyorum da İktidarına Sıçabilir miyim” diye gösteren ana kucağındaki bebeklerdir

Bir yılını doldurdu dolduruyor kendine münhasır olarak şekillenen o ruh; Gezi Ruhu… Ortalığa hayaletmişçesine indiğinde herkes o kalıplaşmış ifadeye sarıldı: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Olmadı ve olmuyor da. Gezi Ruhu hayatımıza ve hayata dair her hareket ve direnişe silinmez bir kavram olarak girmiş bulundu. İyi ki de bulundu. Küçük dünyalar, önyargılar, kaygılar, korkular sığındığı kuytulardan sökülüp sürüldü. Kim dost kim düşman, kim kiminle neyi nereye kadar yapabileceğini boş lakırdıya gerek kalmadan yaşayarak ölçtü biçti, öğrendi anladı.

Dünyaya, yakın çevreye, olay ve olgulara Haziran’da oluşup şekillenen ruhun penceresinden bakıp, yorumlamaya; sonraki adımlarımızı ondan yansıyan ışığın rehberliğinde atmaya başladık bir bakıma. Bir bakıma görüş ve fikirlerimizde bin yıllık kitap gibi referans kaynağımız yine o ruh, Gezi Ruhu oldu. Yakın geçmişimizin tarihleri arasına sıkışan denklemleri o çözdü. Gezi Ruhuyla çoğaldık, Gezi Ruhuyla sokaklara çıktık, Gezi Ruhuyla görmeye başladık özlediğimiz dünyayı. Nerede ne kadar mesafe kat edersek edelim, kazanıncaya, başarıncaya kadar şiarımızın hep yeni başlıyormuşçasına olması gerektiğini Gezi Ruhundan aldık. Kazanmak düşe kalka yol alan uzun bir koşuysa eğer atılan her adım “Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam” umut ve inancıyla güç kazanmalıydı.

Hanemize bir de “Gezici” yazdılar

Adalet ve özgürlük arayışını el ve akıl birliğiyle arayanlara ‘Gezici’ dendi, deniyor da. Bir ezen ve onlardan taraf olan, bir de onların karşısında Geziciler var. ‘Gezi Ruhunu doğuran neydi?’ denilecekse buna Gezi eylemlerine katılmış, yönünü gezicilere çevirmiş, gönlünü Gezi’den yana koymuş bulunanların iade edeceği onlarca, hatta yüzlerce; A’dan Z’ye çeşit çeşit neden, nedenler saymakla bile tükenir cinsten değildir. Gezi Ruhunu kendine özgü kılan, onu gündelik mücadelemizde kavram haline getiren şey tüm toplum kesimlerinin, bireylerin ruhlarında, ortak bilinç düzlemlerinde yer etmiş yine ortak gerekçelerdir.

Her neden on yılların hatta yüzyılın sistematik baskıları, zorbalıkları sonucu oluşup birikmiş, artık ayaklarımızda sürükleyemediğimiz birer prangaya dönüşmüş ağırlığınca yüklü sorunlar, dertlerdir. Bunun adı bugünden baktığımızda Soma’da yaşadığımız vahşetin kendisidir.     Varlığımız, kimliğimiz, onurumuz, bağımsızlığımız, özgürlüğümüz… Gezi Ruhu bunlarla kaynaşıp kendine özgü bir şekle bürünmüştür. Olmayan şey ne ki bu isyanın ruhunda? Olmayan tek şey sömürücü ve zalimlerin ve yönetim takımının sahip oldukları, sahip olmak istedikleri maddi ve manevi şeylerdir. Karşısındaki isyan karşısında çılgına dönen RTE’nin ağzından küçümseyici bir anlayışla düşürdüğü çapulculuktu. Buna da “eyvallah” dedi Geziciler. Herkes gittiği yolun farkındaydı, çapulculuksa eğer olsun uluslararası dayanışma mesajında bile yer bulan “I’m capuling”di Gezici olmak. Ortalığı çapul seli kapladı: “Tayyip  Kaç Kaç Çapulcular Geliyor.” Yediden yetmişe çapulculuk furyası aldı yürüdü…

Gezi Ruhunun mayasında ‘yok’ yok

“Neden?” diye sormak dahi, her türlü baskı ve gaspın dibine değin ortalığa taştığı bir yerde asıl olarak nedensiz ve yersizdi. Gezi Ruhunu var eden neden: İnanç ve milliyet esasına dayanan ayrımcılık ve asimilasyondur. İşçi sınıfının sendikasızlaştırma politikası altında sürdürülen ağır sömürüsüdür. İşsizliktir, kadını eve kapatmadır. Gerici-dinci faşist, ezberci, sınavcı eğitim sistemi içinde çocukluğu gençliği karartılan gençliktir. Doğanın talanı, ağacın katlidir. Suyun ticarileşmesi, derelere çaylara HES kelepçesi takılmasıdır. Maden elde etme uğruna ormanların, dağların yarılmasıdır.  Tarımın bitirilmesi, köylülüğün ortadan kaldırılmasıdır. Kentlilerin mahallesinden sürgünüdür. İstanbul’un katlidir neden. Paradır, paraya çevrilen her şeydir neden. Paralı sağlık, paralı eğitim, paralı su… Adaletsiz ve hukuksuz kalıştır neden. Hapishanelerdir; içeride dışarıda sürdürülen tecrit politikasıdır. İşkencelerdir, on yılda on bin işçinin iş üstünde katlidir, Soma cinayetini hazırlayan özelleştirme, taşeronlaştırma furyasıdır. Kadın bedeni üzerinde siyaset yapma ve kadın katliamlarıdır…

Gezi Ruhu isyanın nedenlerini, nedenselliklerini dağa taşa yazar gibi, isyancının adım attığı her noktaya mührünü basıyordu. Gezi Ruhu çalkaladığı caddelere sokaklara imzasını attı. Bildiğimiz duvar yazıları yol yazılarıyla zenginleşti. “Korkma la biziz, halk!” sanki Gezi Ruhunun her şeyini bir tek tümcede özetler gibiydi.  Çapulcular sloganlara, bildirilere, caddelere sığdıramadıkları tepkilerini, taleplerini avuç içi boyutunda kağıtlara döküp ağaç niyetine gördükleri demirlere, işgal sahasında kalıp ters-yüz olmuş arabalara iliştire iliştire “dilek ağacı” geleneğini isyana özgü çoksesli bir araç biçime soktular. Genel talepler içine sığmayan yüzlerce duygu-düşünce ve talep bu dilek notlarında yer aldığında resmin genelindeki Gezi Ruhunun rengi gözleniyordu.

Ayrılıkların küçüle küçüle belirsizleşip, aynı amaca yürüyen onurlu insanlar olma noktasında birleşilen yer Gezi Ruhunun serpildiği Gezi’dir. Gezi Ruhu, başta Gezi Parkı, Taksim Meydanı olmak üzere kentlerimizin eylem alanlarına kurulan özgür, bağımsız tipik küçük bir dünyadır. Hem küçüktür o dünya hem de bütün insanları kucaklayışı, yaşamı eğitimden sağlığa, tarımdan hayvan haklarını örgütleyişindeki örneklemesine göre evrensel boyuttadır. Gezi Doktoru, Gezi Hem��iresi, Gezi Reviri, Gezi Okulu, Gezi Kreşi, Gezi Kütüphanesi, Gezi Büfesi, Gezi Marketi, Gezi Bostanı, Gezi Komünü. Gezi’nin ağacının her biri birer cadde, sokak, şehir, ülke. Toplamında Gezi Ruhuna içerik katan değerler vardır. Doğal ve sosyal yaşamın dengesini sağlayan eşitlikçi, paylaşımcı, üretken, özgür, dinamik bir güçtür Gezi Ruhu.

Sokaklara çıkış, alanlarda birleşmektir Gezi Ruhu. Otobüsleri, trenleri dolduran isyan günleri insanlarının birbirlerinin yüreğini okur gibi, aynı anda ortak türküye başlar gibi “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” diye coşmasıdır. Bütün yolların Taksim’e, Kızılay’a, Gündoğdu’ya çıkması; bütün yolcuların Gezici olmasıdır  o ruhun özünde var olan…

Bağımlı, güdümlü gazetecilik ve medyaya karşı Gezi Ruhu halkın alternatif iletişim ve kendi medyasını keşfidir. Direnişi örgütleyecek ve harekete geçirtecek olan sosyal medyanın etkili ve yerinde kullanım bilinç ve deneyiminin edinimdir Gezi Ruhu… Halktan, emekten yana medya ile sermayeden, iktidardan yana medyayı kesin çizgilerle ayrıştırmadır. Bağımlı, satılmış gazeteciyi teşhir etmek, hesap sormaktır Gezi Ruhu.

Statükoları aşmak, yeni oluşacak statükolara karşı cesaretle yürümeyi bilmek, devlet şiddeti çemberini kırmak, geriletmek Gezi Ruhunun özüdür. Dayanışmak, bölüşmek, paylaşmak sevgi ve sıcaklıktır. Gezi’de, Gezi meydanlarında yer almasa da bir tutam tuzunu, bir dayanışma mesajını dolaylı yoldan da olsa Gezi’ye, Gezicilere ulaştırmaktır. Yaşlı bedeniyle dışarı çıkamayanların pencereden tencere tava çalarak Gezicilere katılmasıdır. Gezi, tencere tava farklı havadır; direnişin alanlardan evlere, sokaklara gece boyunca taşınmasıdır.

Taksim’den Kızılay’a, Kızılay’dan Gündoğdu Meydanı’na atılan ilmeğin ta Rio de Janeiro’ya, New York’a Madrid’e, Londra’ya, Paris’e, Atina’ya, Köln’e, Lefkoşe’ye… ulaşarak oradan yankılanmasıdır. Gezi Ruhu proletaryanın, bütün ezilenlerin dünyanın neresinde olursa olsun aynı dertlerden mustarip olmalarından ötürü aynı tepkileri vermesinin kendisidir. Enternasyonalizmin yeniden hayat bulmasıdır. Gezi Ruhu Türkiye topraklarında yaşanan direnişin başkalarınca örnek alınışı, desteklenişi olduğu gibi Türkiye’de yaşayan yabancıların da eylemlerde yer alışıdır.

Gezi Ruhu bu direniş sürecinde kaybettiklerimizin bayrağını ısrarla elden elde taşıma kararlılığıdır. Onların ailesini, davasını adliye kapılarında sahiplenmektir. Kendini aşmak, mahallelere taşmak yeni eylem biçimleri yeni eylem alanları geliştirmektir. Mahalle forumları, festivaller örgütlemek; dereleri, ormanları savunmak için yeni oluşumlar ortaya çıkartmaktır.

Gezi Ruhu “Bir Kez Çıktık Geziye Dönmeyiz Evimize” diyen kadınlardır. “Tayyip Amca Bezime Sığamıyorum da İktidarına Sıçabilir miyim” diye gösteren ana kucağındaki bebeklerdir. Renkli kalemlerden, kartonlardan kendilerine oyun sahası kurulan, ağaçların resmini kuşların mutluluğunu çizgiye çeken çocuklardır.

Gezi Ruhu gençliğin ruhudur. Gençliğin dinamik ve cesur özelliğinin işlevini kavgada göstermesidir. Biber gazına, TOMA’lara, barikatlara karşı koyuş ve dövüşmeyi öğrenmesidir. Aynı zamanda Gezi Ruhu günümüz gençliğinin bilgi ve birikiminin pratik zeka kıvraklığıyla direnişe yepyeni bir çehre ve zenginlik sunmasıdır.

Gezi Ruhu ODTÜ yoluna yönelik direniştir. Berkin Elvan’ın cenazesinin ülke çapında ve ülke dışında sahiplenilerek harekete geçilmesidir. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama kararlılığıdır. Soma’da maden ocağında işçileri yakan ateş ve acı karşısında ilkokullardan başlayarak her yer ve her meslekten halkın tepki ve eylemlerdir. Haklılık olduğu kadar meşruluktur, bu nedenle Gezi sokaktır. Nerede haksızlık varsa orada bir hayalet gibi ayağa kalkıştır Gezi Ruhu…