Bir parola olarak İslam – Ayşenur Arslan (Yurt)

İki yıl kadar önce, CNNTÜRK’te, baba oğul Taha ve Mustafa Akyol’u Medya Mahallesi’nde konuk etmiştim. Ve onlara şu tespitimi aktarmıştım:

“Taha Akyol İslâm’ı daha ziyade ‘geleneksel’ biçimde anlıyor ve yaşıyor. Oysa, genç kuşak Mustafa Akyol için İslâm bir ‘ideoloji’. Katılır mısınız bu tespite?”

İkisi de “Evet” diye yanıtlamıştı.

Evet, genç kuşaklar için İslâm uzun süredir ‘ideolojik bir mesele’. Yani, inançla sınırlanamayan… Toplumsal yaşamı ve devlet denilen aygıtın işleyişini belirleyecek bir kılavuz… Bir paradigma.

Sol / sosyal demokrasi / laik kesim bence bu gelişmeyi görüp analiz edemedi. Edemeyince de, tek bir İslâm anlayışı / bakışı var gibi.. Dahası, bir ‘inanç meselesi’ olarak algıladı ve tutum geliştirdi. O tutum da siyasal / ideolojik İslâm anlayışının değirmenine su taşıdı.

Şimdi şimdi fark ediliyor. Ama bir hayli geç kalındı. Çünkü son 20-30 yılda ‘Siyasal İslamcılar’, TÜRK TİPİ ŞERİAT için açtıkları yolda çok büyük mesafe kat ettiler. Geleneksel olanı da korkular, baskılar ve aldatmalarla -büyük ölçüde- yanlarına çekmeyi başardılar. Onları dönüştürdüler.

Solun / sosyal demokratların / laik kesimin yapamadığını -ironik bir biçimde- Erdoğan mı yapacak acaba?

Yani, ‘Bir İdeoloji Olarak İslâm’ çerçevesini şimdi Erdoğan mı bozacak?

Bir zamandır aklıma takılan sorular, Erdoğan’ın son mitingleri ve ATV ekranındaki şovu ile netleşti.

Erdoğan ve AKP kadroları, muhalefete saldırırken işi kolaydı. Karşısındakini hep “Bunlar cami bilmez, dinden imandan anlamaz” diye suçluyordu çünkü. Muhafazakâr seçmeni, yumuşak noktasından vuruyordu.

Oysa şimdi Gülen’e bu silahlarla vuramıyor. Vurmaya kalkışınca da (kendisi tuhaflığın farkında mı acaba) neredeyse laik jargonla konuşuyor.

Kulaklarıma inanamadım. Başbakan, ATV’deki programda aynen şunları söyledi:

“Kimsenin yaptığı yanına kalmayacak. Ortalığa pislik dökülecek, şimdiden söylüyorum. Kurban kesimden haraç toplamaya, dershaneye kadar çok şaşırtıcı sonuçlar, makbuzsuz toplanan paraların nerelerde olduğu ortaya çıkacak. Failleri de yargı önüne çıkacak”.

Erdoğan, ‘kurban kesimiyle haraç toplamaktan’ söz ediyor. 28 Şubat sürecinde askerlerin tam da bunu söyleyip yaptığını unutmuş gibi… Şimdi onlarla aynı cümleleri kuruyor.

Dahası; Gülen’i yıllar yıllar önce “Başörtüsü füruattır” (ayrıntıdır) dediği için, ŞİMDİ vurmaya kalkıyor. Kavgayı siyaset sahnesine taşıyor. Başka bir yol bilmediği için, o kavganın silah, usul ve ölçülerini İslâm’dan seçiyor. Ancak hasmı da aynı dili konuştuğu için İDEOLOJİSİ ÇÖKÜYOR. En azından çatırdıyor.

YİYEN – YEMEYEN FARKI!

Çatırdamanın en önemli nedenlerinden biri, Erdoğan ile Fethullah Gülen’in kamuya yansıyan ‘fotoğrafları’.

Erdoğan’ın fotoğrafındaki adam, villa üstüne villa yaptıran… Para üstüne para istifleyen… Kendine İstanbul tepelerinde köşkler, Ankara’da kaleler inşa ettiren bir profil çiziyor.

Fethullah Gülen ve kendisini onun müridi sayanlar ise; fotoğrafta (Samanyolu’nun son derece başarılı algı yönetiminin de sayesinde) ‘kendisi için bir şey istemeyen, fedakâr misyonerler’ olarak çiziliyor. Hatta, Gülen’in sağlık sorunları yüzünden mecbur olduğu diyet bile ‘oruç’ kılıfında sunuluyor.

Evet, Gülen Cemaati’nin mal varlığı, bankaları, kadroları ile sahiden bir devletten farkı yok. O ‘paralel’ devletin; başta sol muhalefet olmak üzere, yıllardır hangi kesimleri nasıl ezdiğini, bürokrasinin her kademesinde ‘damarlara sızıp yerleştiğini’ de biliyoruz.

Erdoğan, bütün bunlara yıllardır kendi çıkarları için göz yumdu, hatta yüreklendirdi. O yüzden ‘şimdi farkına varmış’ gibi yaparken zorlanıyor. Dinleme kayıtlarıyla ortaya çıkan paralar, gayrimenkuller, kısacası: AKÇELİ İŞLER de yaldızlarını söküp duruyor.

TAK TAK… KİM O?

SOKAK’taki Medya Mahallesi’ne konuk olan Levent Gültekin de geçenlerde (iki tarafı da yakından bilen biri olarak) şöyle bir saptamada bulundu:

“AKP döneminde DİNDARLIK BİR PAROLA OLDU”.

Tak tak… Kim o? Dindar!.. Buyur o zaman, Türkiye’nin paylaşıldığı sofrada sen de kendine bir yer bul!..

Son 12 yılda toplumu oluşturan parçalar yerlerinden oynadı. Erdoğan İktidarı o parçalarla kendine ‘yeni bir resim’ yapmak istiyor. Yani; hayalindeki Türkiye’yi kurmak…

Ama tam aksi oluyor. İslâm’ı “AKP Zenginleri Kulübü’ne Giriş Parolası” haline getiren de o… Mezhepçilik yaparken ayrımı derinleştiren de… Kendilerini İslâm ile tanımlayanlar da yine bu dönemde parça parça oldu:

·İslâm’ı bir GELENEK olarak yaşayanlar.

·İslâm’a bir İDEOLOJİ olarak yaklaşanlar.

·İslâm’ı bir PAROLA olarak kullananlar.

Evet; tarikatlar, cemaatler geçmişten bugüne hep tartıştı. Geçinemedi. Hatta birbirlerini ‘kâfirlik’le suçladı. Ancak iş ‘iktidara yakın olmaya’ gelince, sular duruldu. Hepsi de iktidara yakın olmak için yarıştı. Laik Cumhuriyet’i savunanlar karşısında da yekpâre bir güç oluşturdu.

Oysa şimdi daha ‘derin’ bir ayrışma var. İslâmcı bir cemaatin iktidardaki İslâmcı partiye savaş açması da zaten bir ‘ilk’.

Sol / sosyal demokratlar / laik kesim… Bu tabloyu görüp iyi analiz etmeli. En az, İslâm’ı bir ideoloji olarak görüp tartışanlar kadar açık ve cesur olabilmeli. Kıvırtmamalı. Tutumunu ve sözünü netleştirerek arkasında durabilmeli. ‘İnanca saygılı olmak’ adına TÜRK TİPİ ŞERİAT’ın değirmenine artık su taşımamalı.

‘KADINLAR GÜNÜ’ KUTLU OLSUN, FÜSUN!

2013 sonbaharı… Hiç tanışmadan tanıdığım ve sevdiğim bir kadının duruşması için Adliye Sarayı’nı gidiyorum. Gazeteci, Özgür Radyo Kurucusu Füsun Erdoğan yargılanıyor.

Duruşma başladıktan sonar, bir ara göz göze geliyoruz. Gülümsüyoruz. Tanışıyoruz.

Sonra bir an: Duruşmaya ara verildiğinde, fidan gibi bir genç izleyiciler kısmından kalkıp, neredeyse koşarak Füsun’un yanına gidiyor. Oğluymuş. Aktaş. Hiç konuşmadan, ikisinin de gözleri sımsıkı kapalı, birbirlerine sarılıyorlar. Hissediyorum. Füsun “Kuzusunu kokluyor”. Anneler, evlatlarını boynundan öpüp koklar. O da öyle yapıyor. Birazdan karar açıklanacak. Ve Füsun muhtemelen müebbet hapse mahkûm olacak. Ama ağlamıyorlar. Kendilerini kedere, öfkeye değil sevgiye bırakıyorlar. Onları ayırıp Füsun’u içeri götürmeye gelen polis bile ne yapacağını şaşırıyor. Ayıramıyor. Hiç değilse, iki dakikalığına ayıramıyor.

Şimdi o oğul, Aktaş, annesi için açlık grevine hazırlanıyor.

Füsun ve Aktaş aynı zamanda Hollanda vatandaşı. Aktaş, 12-13 ve 14 Mart günleri Hollanda’da yaşadığı kentte açlık grevi yapacak. Hollanda Gezi Dayanışması’nın da desteğiyle, Hollanda ve genel olarak Avrupa kamuoyunun dikkati, bir gazetecinin aldığı korkunç cezaya çekilmeye çalışılacak.

Belki biz de buralardan destek verebiliriz. Hiç değilse sosyal medyada mesaj vererek Aktaş’la dayanışabiliriz. Çünkü, Aktaş sadece yetkililere değil, size de sesleniyor:

“ANNEM İÇİN ÖZGÜRLÜK”

“Biliyor musunuz?

Türkiye’de onlarca tutuklu gazeteci var. Annem Füsun ERDOĞAN onlardan biri. Diğer gazeteciler, avukatlar, sendikacılar ve öğrenciler gibi; polis ve savcı komplosuyla tutuklandı. Güvenilmez ilan edilip kapatılan Özel Yetkili Mahkemeler’den birinde yargılandı. Ağırlaştırılmış müebbetin yanı sıra, binlerce yıl ağır hapis cezasına mahküm edildi. Adil bir biçimde yargılanmadı ve hiçbir delile dayanılmaksızın cezası verildi.

Annemin yaşadığı adaletsizliğe ve tutuklu gazeteciler gerçeğine dikkat çekmek, müdahil olmaya çağırmak amacıyla, üç gün sembolik bir açlık grevi yapacağım. İyiden, doğrudan, insan haklarından ve onurundan yana olan, vicdan sahibi herkesi benim yanımda olmaya çağırıyorum.

Adalet çığlığımı duyun.

Annem için özgürlük istiyorum.

Dayanışmaya, sahiplenmeye, müdahil olmaya çağırıyorum.

Yarın sıra size gelebilir.

Aktaş Erdoğan”

BAŞBAKAN SÜRÇMEZ!

Başbakan mitingde konuşurken “Evlatlarıma helal lokma yedirmedim” dedi. Erdoğan yandaşı ya da karşıtı medya bunu, söz birliği edip ‘dil sürçmesi’ diye verdi. Ne münasebet! Eyyy medya! Siz Başbakan’dan daha mı iyi bileceksiniz? Siz kim oluyorsunuz da Başbakan’a ‘sürçtü’ falan diyorsunuz!

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur