Markalar, fason üretim ve işçileri -Nuran Gülenç

Bu yazıyı kaleme alıyorum, çünkü geçmiş günlerde üretim yerini gördüğüm KOTON’un pratiğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Tanıklığım ve diğer üretim yerlerindeki pratiğiyle ilgili duyduklarım eklenince yazmak şart oldu

Kıyafetlerimizin hangi eller tarafından, hangi koşullarda üretildiği sizi ilgilendiriyor mu?  Yoksa, üretim koşullarına aldırmadan fiyatı sizin için tek belirleyen midir? Ya da beğendiğiniz bir kıyafetin fiyatına bile aldırmadan beğendiysem basarım parayı diyenlerden misiniz?

Çoğu kez beğendiğimiz bir kıyafeti almanın mutluluğu ile evimize dönerken  ya da beğenerek üzerimizde taşırken nasıl bir alın terinin  kıyafetlerimize sindiğinin  farkında mıyız? Ya dramların?

Elbette hayır, çoğunlukla yaşananlar buz dağının görünmeyen tarafı olarak kalıyor. Tekstil üretimde dibe vurdukça, çalışma koşulları gittikçe  kötüleşiyor. Çok iyi bilinen markaların  üretildiği fabrikalarda çocuk  işçilerden tutun da sigortasız çalışmaya, aşırı yoğun mesai saatlerine, insan onuruna yakışmayan muameleye kadar her şeyi bulmak mümkün.  Türkiye’de de bilinen ünlü markaların birçoğu  fason çalışmayı tercih ediyor, bir kısmı  ise kendi fabrikalarında üretim yaparken aynı zamanda fasona üretim yapıyor. Yani değişik büyüklükteki atölyelerde ya da merdiven altı yerlerde markaları üretip, müşterilerine sunuyorlar. Bu şekilde çalışmanın markalar acısından birçok avantajı var. İşçilerin hiçbir şekilde sorumluluklarını almak istemiyorlar. Çünkü görünüşte o işçiler başka bir firmanın işçileri.

Bir fason pratiği ve KOTON

Her ne kadar markalar fason üretim yapılan yerlerdeki işçileri sayma eğilimde olmasalar da gördüklerimiz  duyduklarımız paylaşmak, görünür kılmak bir  insanlık görevi olarak duruyor. Işıltılı vitrinlerin arka planına göz atarak,  gözden uzak yaşananları bir nebze olsun yakınlaştıralım.  Belki  hep birlikte insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda bırakılan bu işçiler için kırmızı çizgilerimizi belirleyebilir, ilgililere iletebiliriz. Adını bilmediğimiz, yüzünü görmediğimiz ve asla görmeyeceğimiz insanlara olduğumuz yeren, elimizi uzatıp, markaları sorumluluğa davet edebiliriz.

Bu yazıyı kaleme alıyorum, çünkü geçmiş günlerde üretim yerini gördüğüm KOTON’un pratiğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Tanıklığım ve diğer üretim yerlerindeki pratiğiyle ilgili duyduklarım eklenince yazmak şart oldu. Pek çoğumuzun, özellikle kadınların yakından tanıdığı bir Türk markası KOTON. Öncelikli hedef kitlesi kadınlar.  Erkek ve çocuk üretimi de yapsa da, kadına yönelik ürünler en gözde olanı. Zarif, birbirinden güzel, şık kıyafetleri,  ben dahil pek çok kadının ilgisini çektiğini, beğenerek satın aldığını biliyorum. Hemen hemen çoğumuzun dolabına girmiş bir marka KOTON. Türkiye, Bangladeş, Çin gibi ülkelerde fason üretim yaptırıyor. Türkiye’de de yaygın bir üretim alanı var.

Tekstil sektörünün yeni yüzleri

Ülkelerindeki iç savaş nedeniyle, 800 bine yakın  Suriyelinin,  doğup büyüdükleri toprakları  terk edip Türkiye’ye geldiğini biliyoruz.  Şimdi burada kendilerini yeniden bir hayata tutunmanın peşindeler. Bu kadar Suriyelinin Türkiye’deki yaşama nasıl entegre edileceği ciddi bir sorun olarak dururken, önümüzdeki günlerin çok büyük sorunlara gebe olduğunun izlerini bugünden görmek mümkün.

AKP’nin onların üzerindeki ince hesaplarını bir kenara bırakırsak. Ülkenin her yerine yayılmış durumdalar, her köşe başında karşılaşmak mümkün, konuşmaya çalıştığınızda dramları yürek dağlayan cinsten.  Kimisi kamplar aracılığı ile kimisi kaçak yolardan kimisi insan tacirleri aracılığı ile  gelmiş ve gelmeye devam ediyorlar. Yabancı bir ülkede ayakta durma çabası, kendilerine sunulan her türlü koşullara boyun eğmeye itiyor onları. Pek çok Suriyeli tekstil  atölyelerinde rızıklarını çıkarmaya,  geride kalan ailelerine üç beş kuruş göndermeye çalışıyor.   Şimdiden bu ülkenin işçilerinin düşmanlıklarını kazanmış durumdalar. Çünkü piyasayı düşürdükleri söyleniyor ki, haklılık payları da yok değil. Hemen hemen hepsi asgari ücretin altında ücretlerle kaçak çalışmayı kabul ediyorlar. Denetleyen yok.  Soran soruşturan yok.

Çekmeköy’de bulunan bir atölyede KOTON üretimi yapılıyor. Babalar Tekstil adında bir firma bu. 30’u aşkın  Suriyeli çalışıyor, hem de ne çalışma,  çalışmak değil resmen fabrikaya hapsedilmiş 30’dan fazla insan, pasaportlarına patron tarafından el konulmuş  ve fabrikada yatıp kalkıyorlar.  İşyeri değil, çalışma kampına döndürülmüş, kaçak olarak çalıştırılıyorlar.  İşyerinde yatırılan bu işçiler,  hem kendi hayatları için bir tehlike kaynağı, hem de iş merkezinde  bulunan diğer işçiler için. Çünkü hiçbir işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri yok.

Koton markasını üreten işçilerden, KOTON  sorumludur

KOTON geçtiğimiz günlerde Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği tarafından yapılan ankette  kadın giyiminde en çok satan marka seçildi.  330’un üzerinde hem Türkiye’de hem de yurtdışında mağazası var. Maslak’taki plazasında yemekhanesinde piyanosuna kadar ayrıntıyı ihmal etmeyen KOTON patronlarının,  üretimlerini yapan işçilerinin çalışma koşullarını   hiçe saymaları,  eminim  benim gibi milyonlarca kadın müşterisi içinde kabul edilmez bir durumdur.

Nerede üretim yapılırsa yapılsın, markalar işçilerin sorumluluğunu almak zorundalar. İşçilerin çalışma koşulları, insan onuruna yakışır bir ortamda çalışmalarının sağlanması, çocuk emeğinin sömürülmesi, sigortasız çalışmanın  engellenmesi, kaçak işçi çalıştırılması markaları öncelikli sorumluluğudur. Bu nedenle hangi firmada üretim yaptırılırsa yaptırılsın, KOTON üretimi yapan işçiler KOTON’un işçileridir. O atölyede hapsedilen, pasaportlarına el konularak zorla çalıştırılan  Suriyeliler de KOTON’un işçileridir. Fasonların pratiğinden tamamen orada üretim yaptıran markalar sorumludur.

Pek çok dünya markası,  tüketicilerin baskısı ile her geçen gün bu sorumlukluların altına biraz daha fazla giriyor.   Kendi denetimleriyle de yetinmeyip, tedarik zincirini açıklayıp, üçüncü taraf denetimleri yaptırıyorlar.  Böylece,  müşteriler giydikleri kıyafetlerinin hangi koşullarda üretildiğinden haberdar oluyorlar.  Türk markalarını da, başta KOTON olmak üzere,  üretim noktalarını denetleyen, işlevsel bir denetim mekanizmasını  oluşturmak, şeffaf bir sosyal politikası belirlemek zorundadır. Aksi halde, kaçak ve insan onurunu hiçe sayan koşullarda işçilerin çalışmasına göz yuman bir marka olarak  anılacaktır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur