İstanbul yaşanmaz bir şehir, çare Morgül – Burak Cop

Şayet bir AKP seçmeni olsaydım, “Geziciler trafiği tıkadı” gibi iddialar karşısında “Bizleri sürü olarak görmeyin, zekâmıza hakaret etmeyi bırakın, propaganda yapacaksanız da doğru dürüst yapın” diye feveran ederdim

Okulların açılmasıyla beraber kördüğüm olan İstanbul trafiği, bayramdan önceki hafta büsbütün çıldırtıcı  bir hal aldı. Bu başarısızlık 1994’ten beri belediyeyi, 2002’den beri de memleketi yöneten kadroların eseridir.

Şehrin kaderine 20 yıldır hâkim olan kadrolar, ağırlığı kavşak, otoyol ve tünel inşaatlarına verdiler. Raylı sistem yatırımları hep ikinci planda kaldı.

E5 üzerindeki trafik yükünü hafifletecek bir önlem olarak devreye sokulan metrobüs Kadir Topbaş’a 2009 seçimini kazandırdı, ancak bu artık nimetten çok külfet haline gelmiş bir ulaşım aracıdır. Metrobüs, işe gidip gelirken kendisini kullananlara günde iki defa eziyet vaat etmektedir. Ben sırf bu eziyeti tek doza indirmek için akşamları 8’e kadar işyerinde oyalanıyorum –ki yoğunluk azalsın. Ama vakitlice evine gitmek zorunda olan yüz binlerce İstanbullu balık istifi pozisyonunda da olsa bu araca binmek zorundadır.

Bir metropoldeki trafik yoğunluğunu azaltmanın yegane yolunun metro olduğu gerçeğini hiçbir vasıta metrobüs kadar orta yere seremez. Metrobüs ilk birkaç yıl E5’in yükünü azaltmış, ancak zamanla tıkanmıştır. Öngörülen kapasitesinin 2 katından fazla yolcu taşıyan bu vasıta her açıdan “doyum” noktasına varmıştır. Zira yolcu yığılmasına çözüm olarak daha çok sayıda metrobüsü sefere çıkarsanız, bu sefer de yol boyu araç kuyrukları oluşacak, araçların hızı azalacaktır.

İktidar da bu sorunun farkında olduğu için yana yakıla önümüzdeki 10 yılda ne kadar çok raylı sistem inşa edeceğini duyuran ilanları şehrin her tarafına asmıştır. Ancak burada da bir kurnazlık yapmaktadır. Yer üstünden gidecek raylı sistemleri de metro diye pazarlamaya çalışmakta ve geçtiğimiz 20 yıldaki performansıyla karşılaştırınca hiç de inandırıcı olmayan vaatlerde bulunmaktadır.

Bu konuda Koray Çalışkan’ın 4 ve 8 Ekim tarihli Radikal yazıları önemli veriler içeriyor:

İstanbul’un AKP’li belediyesi geçen 9 yılda 80 km raylı sistem inşa ettiği halde önümüzdeki 6 yılda 320 km ray döşeyeceğini vaat ediyor. Halihazırda 141 km kadar bir metro hattı olduğu öne sürülüyor, ancak bunun gerçekten “metro” olan, yani yeraltından giden kısmı 55 km. Üstelik bu 141 km olduğu ileri sürülen (ama aslında 138 km olan) mevcut yekuna henüz hizmete girmemiş hatların yanı sıra Kadıköy ve Beyoğlu tramvayları ile çeşitli teleferikler de dahil ediliyor. İnsanın “benim evde oyuncak tren seti var, onu da dâhil edin” diyesi geliyor.

Çalışkan’ın yazılarındaki en önemli husus, rakamlarla yapılan cambazlık değil: İstanbul’da 2004’ten bu yana yılda ortalama 9 km raylı sistem döşenirken bu sayı Yeni Delhi’de 25, Şangay’da 36 km. İstanbul dünyanın 30 metropolü içinde kişi başına düşen metro uzunluğunda sonuncu. İşin kötüsü, İstanbul’da araçlı yolculukların yalnızca yüzde 10’unda raylı sistem, yüzde 2’sinde denizyolu kullanılıyor.

Yani neredeyse her 10 araçlı yolculuktan 9’u karayolunda gerçekleşiyor. Atmosfere salınan karbonmonoksit ve trafikte çıldırmamak için kendini zor tutan milyonlar da bu karayolu aşkının meyveleri.

AKP’nin 2019’da şu kadar, 2023’te bu kadar raylı sistemimiz olacak propagandasını inandırıcılıktan yoksun kılan deneyimleri var bu şehrin. 17 Ekim tarihli Cumhuriyet’te yer alan bir haber-analizden alıntılayacağım:

Kadıköy-Kartal metrosu 2011’de bitirilecekti, ancak gecikti. Bağcılar-Olimpiyat Köyü metrosu 2012’de bitirilecekti, bir yıldan fazla rötar yaptı. Bakırköy-Beylikdüzü metrosunun inşaatına bu yıl başlanacaktı, olmadı, şimdi Ulaştırma Bakanlığı’na devredilme işlemleri yapılıyor. Yenikapı-Bakırköy hattına bu yıl başlanacaktı, başlanamadı. 2014’te yapımına başlanması planlanan Ünalan-Mecidiyeköy hattının şu anda plan çalışması dahi yok. Yerden tasarruf amacıyla hepsini sıralayamadığım pek çok hattın yapımını Belediye beceremediği için Bakanlığa devretti.

Aynı haberde görüşü alınan İBB Meclisi CHP Grup Sözcüsü, Yenikapı-Levent metro hattının yapımına 1992’de başlandığı halde bunun 22 yıldır tamamlanamadığını söylüyor. Gerçekten de biz İstanbullular Şişhane-Yenikapı hattını yıllardır duvar panolarında görüyoruz, o trene binmek bir türlü nasip olmadı. Yapımı geciken hatların az önce sıraladıklarımdan ibaret olmadığını, yerden tasarruf amacıyla bir kısmını yazmadığımı belirterek bu faslı noktalayayım.

AKP iktidarı ve belediyesi, raylı sistemler konusundaki zayıf performans bir yana, bundan sonra yapmayı planladıklarıyla da İstanbul’u iyice yaşanmaz bir şehir haline getirmeye hazırlanıyor. İstanbul’un son yeşil alanlarının (dolayısıyla son oksijen ve temiz su kaynaklarının) bağrına hançer gibi saplanacak projeler aynı zamanda nüfusun da 25 milyona dayanmasına yol açarak bir zamanların güzel İstanbul’unu gri bir zombi-kente dönüştürecek.

Basit düşünelim. Bu şehir bu kadar insanı  kaldıramıyor, trafik acı veriyor. Böylesine büyük bir nüfusu taşıyabilecek raylı sisteme sahip değiliz ve AKP’nin bu konudaki vaatleri de inandırıcı değil. Bunların üzerine bir de 3. köprü, 3. havaalanı, Kanalistanbul projeleri binince, tüm bu projeler kendi nüfuslarını yaratacaklar ve İstanbul’a göçü tetikleyecekler. Bunlar olurken bir yandan da kullandığımız su daha kirli ve pahalı hale gelecek, daha kirli bir hava teneffüs edeceğiz.

Rant ve patronaj dağıtmak, kamu ihaleleriyle birilerini zengin etmek, inşaat ve otomotiv sektörleriyle bunların ilişkili olduğu diğer sektörlerin çıkarını gözetmek, yaşam alanlarını ticari meta haline getirmek, kamuya ait ne varsa yerine açgözlülükle rantı ve kârı koymak…

Tüm bunlarla bağlantılı olarak da, İstanbul’daki nüfusu Anadolu’ya yaymak için merkezi, ulusal düzlemde politikalar geliştirmek yerine tam aksine, İstanbul nüfusunu şişirecek politikalarda ısrar etmek, hâlihazırdaki ve yakın gelecekteki şişkinliğe derman olacak toplu ulaşım sistemini hayata geçirmemek (çünkü önceliği karayoluna vermek)…

Manzara bu kadar açıkken, şayet bir AKP seçmeni olsaydım, “Geziciler trafiği tıkadı” gibi iddialar karşısında “Bizleri sürü olarak görmeyin, zekâmıza hakaret etmeyi bırakın, propaganda yapacaksanız da doğru dürüst yapın” diye feveran ederdim. Neticede kördüğüm olmuş trafik insanlara eziyet verirken parti ayrımı yapmıyor.

Not-1: Başlıktaki “Morgül”ün anlatmak istediği bir şey var, heyhat yerimizin sonuna geldik. Bu konuyu bir sonraki yazıda ele alacağım.

Not-2: Afişlerinde “Her yerde metro, her yere metro” cümlesini kullanarak akıllara “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganını getiren İBB’ye teşekkür ediyorum.

Not-3: Aynı İBB’yi, adı geçen afişler vasıtasıyla bir partinin yerel seçim propagandasını yaptığı, ancak bunu çaktırmadan(!) yaptığı, ve işin kötüsü bize bu parti reklamını bizim paramızla (bizden topladığı vergilerle) yaptığı için ayıplıyorum.