Paris katliamı: Patriotların armağanları – Cenk Ağcabay

Kürt Özgürlük Hareketi militanı üç kadınının Paris’te katledilmesi ve hemen ardından AKP cenahından gelen ilk açıklamalar, İmralı’da başlayan görüşmelerden AKP hükümetinin beklentileri hakkında önemli açıklıklar sunar mahiyettedir.

Paris’te gerçekleştirilen bu katliam son derece önemli ve kendi alanında bir ilktir. Bu, Kürt Özgürlük Hareketi bileşenlerine yönelik Avrupa’da gerçekleştirilen bu düzeyde ilk silahlı saldırıdır. Saldırının, Avrupa’da son yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik en fazla operasyon düzenlenen Fransa’da gerçekleştirilmesinin altı önemle çizilmelidir.

Olayla ilgili haberlerin basına düşmesinin üstünden çok zaman geçmeden AKP kanadından ilk açıklama Hüseyin Çelik tarafından yapıldı. Hüseyin Çelik açıklamasında: “Yapılış şekline bakılırsa PKK’nın kendi içindeki iç hesaplaşması gibi görülüyor. Fransa güvenlik güçlerinin yaptığı bir baskın değil, faili meçhul kimseler tarafından yapılan baskındır. PKK’nın kendi içinde binlerce infaz yaptığı, bu tür hesaplaşmalara giriştiğini hepimiz biliyoruz. Bu terör örgütlerinin tabiatında vardır” diyerek, PKK’nın sembolleşmiş isimlerinden Sakine Kansız’ın ve diğer iki kadın devrimcinin PKK tarafından infaz edildiğini iddia ediyor.

Hüseyin Çelik’in açıklamasından birkaç dakika sonra Meclis Başkanı Cemil Çiçek İmralı görüşmelerinin basına yansıtılış biçiminden duyduğu rahatsızlığı dile getiren bir açıklama yapıyor ve açıklamasını şöyle bitiriyor: “Terör bir sektör. Önemli kazanç kaynağı. Bunun bitmesini istemeyenler olacaktır. Kimse altın yumurtlayan tavuğun bırakılmasını istemeyecektir. Terör örgütünün en önemli gelir kaynağı uyuşturucu. Avrupa’da pazarlanan uyuşturucunun patronu haline geldi.”

Yapılan bu açıklamalar ve İmralı görüşmeleri gündeme geldikten sonra, özellikle hükümet yanlısı basın tarafından yapılan haberler ve çeşitli yazılarda ifade edilen görüşler, İmralı’da başlayan görüşmelerin esas olarak Kürt Özgürlük Hareketi’nin içine dönük bir operasyonun önemli bir bileşeni olarak tasarlandığını gözler önüne seriyor.

İmralı görüşmelerini içeriden aldığı bilgilerle ilk kez gündeme getiren Yeni Şafak gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi’nin 10 Ocak tarihli yazısı sözünü ettiğimiz PKK içine dönük operasyon hakkında çeşitli veriler sunarken, aynı zamanda hükümetin ve yandaş basının meseleye yaklaşımını oldukça güçlü bir biçimde karakterize ediyor.

Abdülkadir Selvi’nin yazısında kullandığı üslup ve sunduğu argümanlar hükümetin meseleye yaklaşımı konusunda önemli veriler içeriyor. Yazının başlığı: “Öcalan çıkacak mı?” Selvi, bugünlerde herkesin aynı soruyu sorduğunu ifade ediyor: “Bu süreci sonunda Öcalan İmralı’dan çıkacak mı?” Ve Afrika gezisine çıkarken, Başbakan Erdoğan’ın “bizim dönemimizde İmralı’dan çıkamaz” dediğini belirtiyor.
Selvi, yıllar önce kendisiyle ilk temas kurulduğunda Öcalan’ın “abi ben ne olacağım?” sorusunu sorduğunu iddia ediyor ve devam ediyor:

 “PKK tasfiye edildikten, Kürtler yatıştırıldıktan, normalleşme sürecine geçildikten, ‘Yeni Türkiye’ inşa edildikten sonra…  Türkiye normalleştikten sonra, bu sürece katkı yapanlar değerlendirilir mi?  O zaman ki devlet aklı bilir.  Peki isterse yapar mı?  Bu devlet sadece kadını erkek, erkeği kadın yapamaz.  Yeter ki istesin, gerisi kolay.”

Yazının bu bölümü, İmralı görüşmelerinden hükümetin beklentilerini açık bir biçimde ifade ediyor: PKK’nin tasfiyesi ve Kürtlerin yatıştırılması. Selvi, Türk devletinin nasıl Kadir-i Mutlak bir güç olduğunu ifade ederek, hem aba altından sopa gösteriyor, hem de devlet babanın sadece cezalandırmadığını kimi zamanlarda ödüllendirdiğini dile getirerek çeşitli mesajlar vermeye çalışıyor.
Selvi, yazının sonraki bölümünde İmralı görüşmelerinin hükümet açısından temel hedefinin ne olduğuna işaret eden iddialarda bulunmaya başlıyor. Selvi, bu bölüme, “İmralı’nın içinde bulunduğu psikolojiyi anlamak gerekiyor” sözleriyle başlıyor. “Bir lider için en önemli şey örgütüdür. Çoğu zaman, ‘PKK beni tasfiye eder mi?’ korkusunu yaşıyor. 14 yıldır içeride, örgüte hakim. Ama bir 10 yıl sonra şartlar aynı mı kalacak? Uluslararası dengeler, güçler aynı mı olacak?” sorusunu soruyor.

Sanırız bu tip yazarların, bir önceki cümlelerinde ifade ettikleri bir düşünceyle bir sonraki arasında herhangi bir tutarlılık aramama gibi bir özellikleri var, çünkü Selvi’ye göre, Öcalan 14 yıldır içeride örgüte hakim olduğu için sürekli olarak örgüt tarafından tasfiye edilme korkusuyla yaşıyor. Herhalde AKP de bu nedenle, Öcalan’ın durumuna çok üzüldüğü için İmralı’da görüşmeleri tekrar başlatıyor ve Öcalan’ı yıllardır kemirip duran bu korkuya PKK’yi tasfiye ederek bir son vermek istiyor.

Şaka bir yana, ortaya çıkan durum, AKP’nin kendi açmazlarının ve tutarsızlıklarının ürünüdür; Selvi gibi uşakların içine düştüğü komiklikler bunun sadece dışavurumlarıdır. Bunu Selvi’nin yazısının devamındaki argümanlardan çıkarmak mümkündür.

Selvi ve benzeri tüm uşakları böylesi zor durumlara düşüren asıl faktörleri iki ana kümede ele alabiliriz. İlki, son üç yıl boyunca AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik askeri -siyasi saldırılarının boşa düşmesi ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu süreçten çok daha güçlü çıkmasıdır. İkinci faktör, AKP’nin Suriye’de odaklanan Ortadoğu politikalarının büyük başarısızlığı ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin Batı Kürdistan’da yaptığı hamlelerin başarılı sonuçlarıdır. Selvi ve benzerleri tüm güçleriyle bu nesnel tabloyu ters yüz ederek sunmaya çalışıyorlar, ancak iyi bilinir ki “gerçekler inatçıdır!”

Selvi şahsında AKP ve AKP’ye bağlı basın organlarının meseleyi nasıl ele aldığını daha derinlikli kavrayabilmemiz bakımından yazının devam eden bölümlerini ele almamız gerekiyor. Yazının ilerleyen bölümünde Selvi şunları dile getiriyor:

Öcalan’ın yakalanma süreci başta olmak üzere Türkiye, PKK’yı tasfiye etme konusunda fırsatlar yakaladı ama bir türlü bu iradeyi gösteremedi.
Ama bunda bölge üzerinde hesapları olan güçlerin, PKK kartını ellerinden bırakmak istememelerinin payı yok mu?
Bir tespit daha.
‘PKK olayının bu hale gelmesinin nedeni (Öcalan yakalandıktan sonraki süreç) 1 Mart tezkeresidir. Burnunuzdan fitil fitil getireceğiz, sizi süründüreceğiz dediler. Sonra PKK yeniden canlandı.”

Görüldüğü gibi, Selvi –siz AKP anlayın- yaklaşık 80 küsur yıllık argümanı bir kez daha öne sürüyor. Kürt meselesinin nedeni Türkiye’yi “sürüm sürüm süründürmek” isteyen dış güçlerdir! “Modernist-pozitivist toplum mühendisi Kemalistler”den miras bu epey yaşlı argüman, AKP’nin Ortadoğu’da militanlığını yaptığı Batı emperyalist ittifakı politikaları göz önüne getirildiğinde son derece komik olmuyor mu? Malatya’da kurulan Füze Kalkanı, Patriotlar ve bütünüyle Batı emperyalist ittifakının güdümünde oluşan Suriye ve Ortadoğu politikalarının anlamı bir tür katiline aşıklık mı, ya da AKP’de gizli bir mazoşizm mi var? Sürüm sürüm süründürülümekten gizli gizli zevk mi alıyor?
Selvi, yazısının devamında Kürt meselesinde çözümün önündeki ciddi zorlukları ele alıyor:
“1- PKK’nın şu anda dağda 3500-4000 militanı bulunuyor. Bunların % 80’i okuryazar değil, en fazla ilkokul mezunu ya da mesleksiz. Meslekleri savaşmak olan militanlar topluma nasıl kazandırılacak, nasıl meslek sahibi yapılacak.”

Selvi’den öğrendiğimize göre, AKP memleketin dört sathında ve Kürdistan’daki milyonlarca işsizi bir kenara bırakmış, Kürt sorunu çözülürse bu 3-4 bin okuma yazma bilip bilmediği anlaşılamayan işsiz gerilla ne olacak kaygısıyla tefekküre dalmış. “Aslında çözeceğiz, ama çözersek bu 3-4 bin işsiz mesleksiz insanın geleceği ne olacak? Şimdi iyi kötü bir meslekleri var: savaşmak! Ama bunu ellerinden alırsak bu gençlerimiz ne olacak?” sorusunu soruyorlar. Selvi’nin bu sözleri, AKP efradının ne denli güçlü bir iki yüzlülük ve demagoji sanatı geliştirmiş olduğunu gözler önüne seriyor. Bu insan sefaletleri, PKK yöneticileri ile yüz yüze geldiklerinde Abdullah Öcalan’ın entelektüel kapasitesi hakkında MİT Müsteşarı düzeyinde övgüler düzerken, yayın organlarında böyle yazılar yazarlar.

Selvi’nin sonraki paragrafı, dün Paris’te işlenen cinayetlerle de ilişkili. Selvi, bu kez Kürt Özgürlük Hareketi’nin en önemli dinamiklerinden birini oluşturan kadınların geleceği sorununu ele alıyor:

“PKK’daki sayıları 750-1000 arasında olan kadınlar. Örgüt tasfiye olduğunda bu kadınlara gidin evinizde oturun mu denilecek? Onların kilim dokuyup, börek açması beklenmiyor. Örgütte cephaneliklerin bakımı, bomba düzeneğinin hazırlanması ve özellikle de mayın yapımı ve bakımından sorumlular. PKK’nın kadınları ne olacak?”

“Kilim dokuyup, börek açmaları beklenmiyor”… O zaman, onlara kilim dokuyup, börek açmadıkları takdirde ne olacağını göstermek gerekir…
Paris’in orta yerinde işlenen cinayetlerin sakın bununla bir ilişkisi olmasın?

Ve Paris’in ortasında gündüz gözüne bu denli pervasızca cinayetler işlenebilmesi Patriot’ların bir armağanı olmasın? Ya da bu cinayetler, entegre stratejilerin “enstrümanları”ndan birisi olmasın?