Psikolojik bir vaka olarak Recep Tayyip – Dr. Mustafa Peköz

İktidarlık hırsına tutulmuş biri, daha çok yükselmek için aklına gelen her şeyi yapar. En yakın dostları olarak gördüklerini harcamaktan çekinmez. Zamanla ailesiyle olan ilişkileri dahi sınırlanır. Giderek yalnızlaşır ve kendisi dışında kimseyi sevmez olur. Yüzündeki gülümsemeler yok olur, agresif bakışları suratının aynası haline gelir.

Etrafını çevreleyen ve ona politik olarak yön veren danışman yalakalar ordusu oluşur. Her yaptığını öven bir medya grubu ortaya çıkar. Eleştirilmesi fiilen yasaklanır, bunu deneyen her kim olursa aforoz edilir. Demokrasi denen kavram yeniden tanımlanır. Kendisini eleştiren ‘düşman’, destekleyen ‘dost’ olur.

Güçlü görünen bu tür liderlerin önemli zafiyetlerinden biri, kişiliklerine çok fazla güvenmemeleridir. Her an ihanete uğrayacakları hissine kapılırlar. Bir noktadan sonra en yakınında duran insanlara kuşkuyla bakarlar. Çevresindeki kadroları sıklıkla değiştirirler, kendi kişiliğiyle örtüşenleri ön plana çıkartırlar. Onların yaptıklarından haz duyarlar.

Aslında sanıldığı gibi ilkeleri yoktur, çıkarları vardır. Kazanmak için her kılığa girerler, yükselmek için dün elini öptüğüne bugün tersten saldırırlar. Kolay saf değiştirirler, yanındaki dostlarını dahi satarlar. Yenilmez olduğuna inandırılırlar ama yenildiğini hissettiklerinde, çılgınlaşırlar, intikam duyguları artar, elindeki bütün olanaklarla saldırırlar. Bir kez kaybetmeye başladıklarını gördüklerinde, devamının geleceğini düşünürler ve korkuları daha çok artar.

Türkiye’de sistemin yöneticileri arasında bu kişiliğe en uygun tip sanırım Tayyip Erdoğan’dır. Tek hedefi kendisini iktidarın tepe noktasına koyup değişmez kılmaktır. 21.yüzyılda Türkiye’nin modern padişahı olmak istiyor. Anlaşılan o ki akılsız danışmanlarının etkisinde çok fazla kalıyor. Örneğin yanından hiç ayırmadığı Yalçın Akdoğan diye biri var. Erdoğan’ın beyninin yüzde 73’ünü oluşturuyor. Erdoğan’ın ne kadar gereksiz, lüzumsuz, basit, sıradan çıkışları varsa arkasında bu adam var. Örneğin Erdoğan’a akıl veriyor; ‘büyük liderlerin vizyonu geniş olur’. Bunun Erdoğan’daki yansıması ise, 2023 ve 2071 projelerini açıklamak oluyor. 2014’te cumhurbaşkanı olması dahi riskli olan biri, 2071’in projesini çizebiliyor.

Tayyip’in en büyük özelliği dengelere göre hareket etmesidir. Sanıldığı gibi ilkeli biri değildir, tersine anlık çıkarları için kolayca saf değiştirir. Örneğin darbeci gördüğü Kenan Evren’in elini öpen, parti kurmak için generallerden izin alan, yıllarca peşinde koştuğu manevi lideri Erbakan’ı Genelkurmay’a pazarlayan, Milli Görüş geleneğini bölüp gömleğini çıkaran, buna paralel olarak 28 Şubat’ın ürünü olarak bir parti kuran kişi Tayyip’in kendisidir.

Tayyip’in çok sert ve uzlaşmaz görünen kişiliğinde önemli bir yağcılık vardır. Ayrıca biat ettiği kişiyi gerektiğinde satar. Yani vefa duygusu yoktur, çıkarları her zaman önceliklidir. Örneğin güç olmak için yıllarca Gülen’in kuyruğuna yapışıp durdu, cemaatin desteğini alarak yükseldi. İktidar gücünden emin olduktan sonra bu kez tersten, yargıda, emniyette ve istihbaratta cemaati etkisizleştirip kendisini güç haline getirdi.

Tayyip’i etkileyen bir başka özellik de korku psikolojisidir. Sanıldığı gibi sakin biri değildir, tersine telaşlıdır. Gülen’in ‘tokadımı yersin’ tehdidi karşısında dengesini kaybetti, korku duvarına çarptı, eli ayağı birbirine dolaştı.

Erdoğan’ın bir başka özelliği de yakın dostlarına hep kuşkuyla bakmasıdır. Bu nedenle AKP’nin kurucularından olan ama eleştirel yaklaşanların önemli bir kısmını tasfiye etti. Yakın dostu Dengir Mir Mehmet Fırat, yol arkadaşı Abdüllatif Şener gibi birçoğunu etkisizleştirdi. En yakın arkadaşlarından biri olan Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını hiç bir zaman hazmetmedi. Fırsat buldukça Gül’e saldırmaktan, ‘abi’ olarak hitap ettiği Arınç’ı bir kenara atmaktan tereddüt etmiyor.

Basında tek ses isteyen Tayyip, kim kendisini eleştirse, izlediği politikaları beğenmediğini belirtse, zıvanadan çıkıyor. Hemen kameraların önüne geçiyor, patronlara, söz konusu gazetecilerin atılması talimatını veriyor. İkinci gün, adı geçen gazeteci, süresiz tatile ayrılmak zorunda kalıyor, yani işine son veriliyor. Kendi çevresinde oluşturduğu ‘yalaka’ bir medya grubuyla da toplumu tehdit ediyor.

Ele geçirdiği devletin istihbarat kurumlarıyla, hem toplumda bir korku imparatorluğu oluşturdu hem de politik rakiplerini ‘kaset’ şantajlarıyla saf dışı bıraktı. Öyle ki, insanlar telefonlarda konuşmak, e-mail göndermek, msn kullanmak istemiyor. Çünkü “her an izleniyoruz” psikolojisi topluma egemen olmuş durumda.

Tayyip, iktidar stratejisini şiddet ve gerilim üzerine kurdu. Bu iş için Gürcü hemşerisi İdris Naim Şahin’e özel bir görev verdi. Özel olarak eğitilmiş polis gücüyle, tepki gösteren her toplumsal kesime saldırıyor. Böylelikle iç toplumsal çatışmayı körükleyerek gücünü pekiştiriyor.

İktidarda tek güç olmayı garantilemek ve yeni dönemin padişahı olmak için ‘başkanlık’ sistemine geçmek istiyor. Bunun yolunun da milliyetçi oylardan geçtiğini düşünüyor. Hedefe ulaşmak için MHP’lileşmekten tereddüt etmiyor. Kürtleri, Alevileri, Süryanileri, Ezidileri ötekileştirmekten, hedef göstermekten çekinmiyor.

Tayyip, sisteme karşı direnen en büyük gücün Kürtler olduğunu biliyor. Kürtlerin geliştirdiği stratejik politik hamleler, Tayyip’in psikolojisini çok belirgin olarak bozmuş durumda. Akılsız danışmanın yönlendirmesiyle PKK’nin bitirileceğine inandırıldı, hatta PKK mirasını pay etme sofrası da kurduruldu. Tayyip de iyice havaya girerek, Kürtleri topyekûn tasfiye talimatı verdi. Ancak işler tersten döndü, PKK ile Suriye sınırında komşu oldu. Alan hâkimiyeti ile Medya Savunma alanlarının sınırları Van’a kadar dayandı. Karayılan, Erdoğan’ı Gedikli Tepe’ye davet etti. Ancak Gedikli Tepe’ye gitmekten korktu.

Psikolojik dengesini kaybettikçe Kürtlere karşı saldırganlaşan, tehditler yağdıran Erdoğan, Merkel ile yaptığı görüşmede, ‘Açlık grevi diye bir şey yok’ dedi. Merkel dahi, dudak bükerek anlamsız bir şekilde Erdoğan’ın yüzüne baktı. Bugün on bine yakın tutsak açlık grevinde, yüz binlerce insan sokaklarda eylem yapıyor. Endonezya’dan dönen Tayyip, Kürtlerin iradesi karşısında öyle çaresizleşmiş ki, zıvanadan çıkmış bir şekilde ‘yeniden idamı getiririz’ tehdidinde bulunuyor. İşlerini şantajla yürüten Tayyip, böylelikle, Kürtlere geri adım attıracağını zannediyor.

Erdoğan’ın davranışları, konuşmaları, ilişki tarzı dikkatle incelendiğinde, psikolojik olarak bir yıkım içinde olduğu görülür. Kendisine karşı ciddi bir güvensizlik içerisine girmiş bulunuyor. Bunun için çılgınlaşmış bir şekilde, kim eleştiri yaparsa küfürler yağdırıyor. Öyle ki CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ‘bahtsız bedevi’ nitelemesinde bulunabiliyor.

Erdoğan’ın bir başka özelliği güce tapmasıdır. Güç generallerin elindeyken onlara, sonra cemaatin gücü arttı Gülen’e biat etti. Ama esasen ABD’ye biat ediyor. ABD’nin gücü arkasında olmazsa koltuğunda bir ay duramayacağının farkında. Bunun için ABD’nin bir memuru gibi hareket ediyor. Obama’nın beysbol sopası ara sıra kafasında patlasa da, ABD’nin talimatlarına harfiyen uyuyor.

Ahmet Altan’ın deyimiyle, ne yaptığını bilmeyen, delirme sürecinde olan bir başbakanla karşı karşıya bulunuyoruz.

Bu gidişle Erdoğan’ın yeri Çankaya mı olur? Yoksa başka yer mi? Kestirmek güç!