Haberlerde şiddet var ama kadın beyanı yok

Kadına yönelik şiddet vakalarında yaşanan artış ve bu vakaların medyada veriliş biçimi 7 Ekim günü HaberTürk gazetesinin sürmanşetiyle gündeme geldi.
Gazetenin Şefika Etik’in sırtından bıçaklanmış çıplak fotoğrafını manşetine taşıması ve sonrasında editör Fatih Altaylı’nın fotoğrafı savunması, gazetecilik anlayışını ve medyanın erkek egemen bakışını tartışmaya açtı.

Nasıl olmalı-olmamalı? Şiddetin toplum nezdinde sıradanlaşmasını, bunda medyanın rolünü Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri Prof.Dr. Dilek İmançer Takımlı ve Doç.Dr. Selda İçin Akçalı ile konuştuk. İmançer ve Akçalı, Habertürk gazetesinin manşetini ve kadına yönelik şiddetin haberleştirilmesi ile ilgili görüşlerini bizimle paylaştı.

Habertürk gazetesinin 7 ekim günü sürmanşetine taşıdığı fotoğraf ve haber hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Prof.Dr. Dilek İmançer: Ölmüş ve çıplak bedeni ortada olan bir kadının sanki bir korku filmi sahnesinden enstantane yakalanmışçasına bir görüntüyle sunulması, kadını kurbanlaştırılması, baskı ve zülüm görmesi aynı zamanda öldürülmesi söz konusu. Ama medyada, hiçbir kendini savunma ve izin hakkı olmaksızın, onun çıplak bedeninin o halde tekrar sunulması var. Yani şiddet gören kadın kendi bedenini o tür bir şekilde sergilemek istiyor mu soran yok. Böyle bir tercih hakkı var mı? Bunlar kişilik haklarıyla da alakalı bir şey.

Bu olayda kadının kurbanlık durumu iki katına çıkarılıyor. Kocası tarafından kurban ediliyor, bu aynı zamanda ataerkil sistemin getirdiği bir kurbanlaştırma. Bunun yanı sıra kadın şiddet görüyorsa kocanın şiddet uygulama gerekçesi olan aldatma devreye giriyor. Bu da ataerkil sistemin meşru müdafaa hakkı. Dolayısıyla böyle bir hak var ve bu hak çıplak kadın bedenini sergiliyor. Bu biçimde bir sergileme kişilik hakları açısından uygun değil.

Şiddet haklılaştırılıyor
Bunun tabii ki haberleştirilmesi bunun üzerine gidilmesi, kamuoyu oluşturulması ve bu konudaki yaptırımların güçlendirilmesi lazım.
Ama ifadelere bakıyoruz, “Beni aldatıyordu öldürdüm!” “Bacağı görünüyordu beni tahrik etti tecavüz ettim!” Bunlar şiddeti haklılaştırıyor. Ataerkil toplumlara özgü ilkel ve insanlık onuruna yakışmayan bahanelerin ardına sığınıp kadına yönelik şiddet ve cinsel şiddeti meşrulaştırma söz konusu. Böyle bir zihniyete dur demek lazım. Bu aynı zamanda ataerkil muhafazakâr bir zihniyettir. Kadınlar kocalarıyla anlaşamayabilir, boşanabilir, ayrılmak isteyebilir, hayatında başka birisi de olabilir, ilişkileri kopmuş olabilir. Öyleyse öldürülmesi mi lazım? Bir erkek bir kadını terk etmeden kadınlar terk edemez mi? Erkekler mi terk etmek zorunda? Erkek kadını ortada bırakıyor, kuma alıyor, pek çok şeyi yapıyor, burada çözüm öldürmek midir, şiddet midir? Yasalarımızdaki bu tür esneklikler ve ataerkil zihniyetin çifte standartlı anlayışını yansıtan boşlukların bulunması bu suçları özendiriyor. Medya da bunun çığırtkanlığını üstleniyor, Bunu sansasyon aracı olarak gösteriyor.

Evet, kadına yönelik şiddetin haberleştirilmesi gerekiyor, bununla ilgili bir toplumsal tartışma ortamı yaratma adına katkı sağlayabilir.

Kadına yönelik şiddet haberlerinin medyada veriliş biçimi nasıl olmalı, medyanın bu haberleri veriş biçiminde bir sorun var mı?

Prof.Dr. Dilek İmançer: Bunun örneğini dizilerde de görüyoruz. Tecavüzün gösterildiği dizide aynı zamanda tecavüzü mazur gösterecek kalıpları da kullanıyorlar. Tecavüz sonucu istemeden evleniliyor fakat oradan bir aşk çıkarıyorlar. Dolayısıyla oradan aşkın çıkması da şiddetin başka yöne kaymasıdır. Şiddete biz şaşı bakıyoruz, onu estetize ediyoruz ve orada kadını ezilir duruma getiriyoruz.

Kadının can güvenliği yok
Bu örnekte de çıplak bir kadın bıçaklanmış. Bu çıplaklık neye gönderme yapabilir? Pek çok şeye gönderme yapabilir. Kadına yönelik pek çok olumsuzluğu akla getirebilir. Erotizmi, pornografik unsurları akla getirebilir. Bu da ataerkil zihniyete göre kadının ölümü hak ettiğine yönelik bir zihniyet oluşmasına katkı sağlayabilir. Dolayısıyla da medyanın bu konuda çok hassasiyet göstermesi lazım. Tiraj veya reyting kaygısıyla sansasyonel öğeleri ön plana çıkarması tabii ki toplumsal sorumluluk misyonuna aykırıdır. Kadın bedeni nesneleştirilmeden de toplumsal tartışma zemini oluşturulabilir. Hatta yasalarda bu şiddeti uygulayan insanlara ağır yaptırımlar konulabilir; ömür boyu hapis gibi. Çok ağır cezalar uygulamalar getirmeleri lazım. Çünkü artık bu işin şakası kalmadı. Bu zihniyet toplumda kendisini o kadar meşru hissediyor ki kendi istediği bir kadınla kendi istediği bir şekilde yaşayamıyorsa, buna zorlayamıyorsa şiddeti mazur gösterici bir toplumsal zihniyet var. Pippa Bacca’nın tecavüze uğraması da aynı toplumsal zihniyetin bir parçası. Algı, bir kadın gelinlikle otostop yapıyorsa tecavüzü hak etmiştir. Burada ortaya şu tablo çıkıyor: Kadının bu ülkede can güvenliği yok. İnsanca yaşamak için, özgürce yaşamak insan hakları adına; özgürce yaşama güvencesi yok. İnsanlık halleri gereği akşam sokağa çıkmak zorunda kalabilirim, yalnız yaşayabilirim ya da sadece sokağa çıkmak isteyebilirim. Ama can güvenliğim yok. Afganistan’da kadınların yalnız sokağa çıkmalarının yasak olması gibi biz de mahalle baskısı veya güvenlik nedeniyle sokağa çıkmayacağız. Bu zihniyete göre akşam sokağa çıkan kadın da başına gelenlerden kendi sorumlu olacak, uğradığı şiddeti hak etmiş olacak.

Haber öldürenin öyküsünü anlatıyor
Yine medyanın bu haberleri veriş biçiminde biz öldürülen kadının değil adamın beyanatını biliyoruz. “Beni aldattı o yüzden de öldürdüm” diyor. Kadın acaba neden aldattı, aldattı mı acaba? Biz bunları bilmiyoruz. Yine kadın orada töhmet altında bırakılıyor. Kadının ifadesini almamışız biz orada. Erkeğin söylemiyle ve erkek bakışıyla güya kadın meselesini tartışıyoruz. Kadının perspektifinden kadına yönelik şiddeti tartışmıyoruz ki. Her zaman erkekler ya tecavüz ediyor ya cinayet işliyor ama tabii ki biz burada erkeğin ifadesini alıyoruz. Erkek de tabii ki kendini meşrulaştıracak ifadeler veriyor. Böylece olayın üzeri kapanıyor. İnsanlar sessiz bir uzlaşı içinde bunu kabul ediyorlar. Üstü örtülüp gidiliyor ve yeni bir cinayete kadar sesiz kalınıyor. Yeni cinayette baskın bir erkek söylemiyle medyada haberleştiriliyor. Ve karşımıza haberi ve fotoğrafıyla korku filmlerini anımsatan bir sahneyi çıkıyor. Kadının orada kendi izni olmaksızın bedeninin kullanılması var. Dolayısıyla bu da medya açısından dürüst değil.

Ataerkil ikiyüzlülüğü terk etmeliyiz
Gazetenin editörünün açıklamaya çalıştığı, asıl düşünceyi temsil etmiyor. Sansasyonel düşüncenin tam da göstergesi olarak karşımızda duruyor. İçimizdeki ataerkil ikiyüzlülüğü terk etmediğimiz sürece bunların önüne geçmek zor. Kadın ve erkeği insan olarak görmeyi kültürümüz içinde öğrenmemiz lazım. Bu zihniyeti oluşturmadıktan sonra orta eğitimde toplumsal cinsiyetle ilgili derslerin verilmesi veya anne ve babaların eğitimi gibi toplumsal bir proje olması lazım. Kız ve erkek çocuklarının insan olarak birbiriyle eşit olduğu ve ailede eşit olarak sevgi görec
eği kültürel bir zemin yaratıymalız.
Kız ve erkek çocukları farklı yetiştiriliyor. Bunun ürünü olarak kadın ikincil planda, şiddet gören ve bu şiddeti görmesi de haklılaştırılan bir yaklaşıma maruz kalıyor. Medya da erkek söylemiyle erkeğin ifadesini alarak müdafaasını yapıyor böylelikle bir cinayet haberi daha sansasyonel bir şekilde verilerek tiraj yapıyor ve olay kapanıp gidiyor. Burada kadının beyanı yok. Kadın neden erkeği istemiyordu? Bu sorunun cevabı yok. Kadının erkeği istememesi bir suç ve ölümü hak eden bir durum gibi sergileniyor. Haberde bunlar yok.

Köşe yazarlarınan da diyeti olmalı
‘Terk etti, aldattı, kaçtı, bıraktı’ gibi ifadelerle medya kadının ölmeyi, dövülmeyi hak ettiğini okuyucuya bir mesaj olarak iletiyor

Prof.Dr. Dilek İmançer: Erkek terk edilemez. Erkekten kaçılamaz. Erkek bırakmadıktan sonra kadının bir çıkış hakkı yok. Bu toplumda bir kadın çok zor durumda kalmadıkça o aileyi ve o erkeği terk etmez, bunu göze alamaz. Kadın bir erkeği terk ediyorsa ya da aldatıyorsa bunun altında çok ciddi problemler aranmalı. Toplumsal zemin çok muhafazakar, bunu hoşgörüyle karşılamaz. Kocasından önce komşusundan tepki görüyor, çocuğundan tepki görüyor ve çevresinden yalıtılıyor. Dolayısıyla bir kadının böylesi bir şeyi göze alması için ciddi anlamda çok mutsuz olması gerekiyor. Bu problemleri tartışmıyoruz bile.

Sadece ‘aldattı’, ‘kaçtı’yla birkaç kelimeyle kadınların ölüm gerekçelerini açıklıyoruz. Bu gerekçede tabiî ki ataerkil bir açıklama oluyor. Erkeği haklılaştırıcı bir biçimde aktarılıyor ve kimsenin yaşanılan bir olaydan ders çıkarması sağlanmıyor.

Medyanın çok güçlü olduğu söyleniyor, hatta ülke yönetiminde dördüncü güç olduğu söyleniyor. O halde yıllardır köşeleri tutmuş olan köşe yazarlarının bir diyeti olsa gerek. Bu tür sorunlar üzerine bir gitsinler. Yasal düzenlemeler konusunda bir kampanya başlatsınlar. Dinozor misali köşeleri tutmuşlar, konulara sansasyonel yaklaşıp sonra da “sosyal sorumluluk gereği” demeleri dürüst değil.

Ajite etmeden gerçek haber
Medyanın kullandığı dil ve bastığı fotoğraf “kadın cinayetlerine dur” mu diyor yoksa “Sizin de sonunuz böyle olabilir, ayağınızı denk alın” mı diyor?

Prof.Dr. Dilek İmançer: Aslında bir çeşit tehdit örneği. Kocasını aldatan ya da kocanın şiddetine tahammül göstermeyen kadının sonunun ne olduğunu da gösteren bir medya. Neyi nasıl söylediğine ve nasıl göstereceğine dikkat etmek gerekiyor. İnsan hayatına ve insan onuruna gerçekten önem veriyorsak medyanın geliştirdiği kendi yayın stratejileri ve ekonomik anlamda geliştirdikleri sansasyonel tutumlarından ödün vermesi gerekiyor.

Kanayan bir yara medyatik bir olaya dönüştü. Bunu, ajite etmeden gerçek bir sorun olarak tartışmaya açmak gerekiyor. Bunu yapacak güçleri de var. Bu insanlar sadece gazetede yazmıyor televizyonda da varlar ve çalıştıkları medya şirketlerinin sözcüleri aynı zamanda. Büyük güçleri var yani. İstediklerinde çok büyük bir kampanya başlatabilirler. Mademki çok samimiler bu konuda reyting unsuru düşünmeden hukuk sistemine baskı yapabilirler.

İtibarlı mahkum. Erkek çok çekinmiyor statüsünde değişiklik olmuyor. Bu statünün değişmesi lazım. Hukuki olarak da olması gerekenler var. Tecavüzcüsüyle evlensin deniliyor. Kadın istiyor mu bunu soran yok. Tecavüz için şahit isteniyor, şahitler önünde tecavüz yapılıyormuş gibi. Bizler hala bunları konuşuyoruz, kadının bu kadar terk edildiği yanlı bırakıldığı bir sistemde tabii ki şiddet meşru olur.

Kadın cinayetlerinin politik olduğu unutturuluyor ve kişilere indirgeniyor. Kadın ölümlerinin böylesi bir hıza ulaştığı bugünlerde bu yaklaşımın doğruluk payı olabilir mi?

Prof.Dr. Dilek İmançer: Kadına ait olarak sunulan dünyada, çamaşır, ütü, yemek gibi işlerin yapılmaması, yetişilememesi veya isyankar kadınların yapmamayı istemeleri kadınların cezalandırılması fikrini akıllara getiriyor. Bu da toplumda egemen olan hegemonyayla ilgili. Baskın olan tarafın gündelik ihtiyaçlarının karşılanmaması kadınları hedef tahtasına koyuyor. Hegemonya gündelik hayatın pratikleri içinde. Erkek egemen hegenomik bir yapı var. Toplumda doğal görülen baskı unsurları kadını ötekileştiriyor.

Söz hakkı şiddet görende değil, failde. O yaşamış bitmiş, fail ya da katil kendisini anlatıyor. Adamların öldürme gerekçelerini biliyoruz ama kadınlara dair hiçbir bilgimiz yok.

Doç.Dr. Selda İçin Akçalı: Tedbir gazeteciliğine hizmet edilebilir
Habertürk’ün söz konusu sürmanşeti hakkında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden Doç Dr. Selda İçin Akçalı da sorularımız üzerine görüşlerini bizimle paylaştı

O fotoğrafa şiddetle karşıyım. O manşetten sonra yapılan tartışmaların da bizi asıl sorundan uzaklaştırdığını düşünüyorum. İnsan olarak o fotoğraf beni çok incitti. Kadına yönelik şiddeti o fotoğrafla konuşmaya başladığımıza inanmıyorum. Sadece konuşuyormuş gibi yapıldı. Böyle bir olayı bir gazetenin bu şekilde yansıtması ve böyle vermesi bizi üzdü. Şiddetin böylesine kolay uygulanıyor olması açıkçası beni korkutuyor. Bu da şiddetle kurduğumuz ilişkinin travmatik boyutundan kaynaklanıyor.

İnsan olarak, ölü üzerinden böylesi bir trajedinin akademik rasyonel bir açıklaması olamaz. Bu tür olaylar olmadan hassasiyet yaratmak medyanın görevidir. Olay olmadan önce haberleştireceksin ki bir şekilde tedbir gazeteciliğine de hizmet edesin. Asıl habercilik bunlar yaşanmadan bu konuda haber yapmak. Neyi tartıştık? Etik mi değil mi. Olayın özünden uzaklaşarak tartıştık. Absürt fotoğraflarla “Kamuoyunun dikkatini çekiyoruz” açıklaması samimiyetsiz bir açıklama. Haberde verilen bilgiler çok eksik mesela. Sıradan vatandaş olarak uygulama nasıl, sığınmaevlerinin durumu hakkında bir bilgimiz yok. O adam oraya nasıl gitmiş, adresinin gizli olması gereken bir yere nasıl elinde çiçekle gitmiş. Ya da kadının kocasını kendi isteğiyle çağırmış olması ihtimali. Kocasının böylesine bir canavara dönüştüğünü nasıl tahmin etsin ki. Yaygın medyada da yapılabilecek şeyler var. Alternatif medya dışında anaakım medyada bulunarak, bireysel çabalarla oralarda da bilinçli davranabilir. O fotodan sonra bilinç kazanılacağını ummak naif bir istek olur.