Kürt yoksulları, sistemin kâbusu olacak -Murat Işık (Günlük)

Türkiye’de yaşanan kuralsızlaştırma ve güvencesizleştirme, toplumsal bir travmaya dönüşüyor. Tekel direnişi ile dikkatlerin bir kez daha yöneldiği güvencesiz kitleler, sistemin elinde patlamaya hazır dinamit gibi duruyor.

Özellikle son zamanlarda derinleşen yoksulluk kentleri teslim almış durumda. Bir yandan yoksulluk, AKP’nin verdiği kömür ve gıda paketleriyle pansuman edilirken, öte yandan yoksulluğu önleyecek sosyal programlar bir türlü hayata geçirilmemektedir.

Buna karşı yerlerinden yurtlarından uzaklaştırılmış kitleler ki bunlar daha çok Kürtlerden oluşuyor, kentlerin kayıt dışı ekonomik süreçleri bu kesimler üzerinden yürütülüyor.

Kayıt dışı çalışan kitleler, başta tekstil, hizmet sektörü, tersaneler, fason üretime dayalı iş kolları ve tarım işçiliğinde yoğunlaşmış durumdalar.

Düzensiz kayıt dışı günübirlik işlerde çalışan Kürt emekçilerinin, ücret, çalışma saatleri iş güvenliği gibi sorunları tamamiyle işverenlerin keyfiyetine dayanmaktadır. Genellikle düzenli ve kalıcı işlerde çalışamayan Kürt emekçilerinin sağlık ve sosyal güvenlik hakları da bulunmamaktadır.

Bulabildikleri her işte çalışan Kürt emekçilerin, merdiven altı atölyelerde, meslek hastalıklarından ya da tersanelerde iş kazalarından ya da kamyon kasalarında öldüklerine tanık oluyoruz.

Günümüzde kentlerin kenar mahallelerinde yaşamaya zorlanan Kürtlerin, şehirlere göçü 90’lı yıllara dayanır.

Kürtler açısından 1990’lı yıllar, Kürt özgürlük mücadelesinin yükseldiği, devletin de yoğun bir şekilde bastırmaya çalıştığı bir dönemdir. Anımsanacağı üzere köy yakmalar, köy boşaltmalar, gıda ambargoları, yayla yasakları, faili meçhul cinayetlerle toplum nefes alamaz duruma getirilmişti.

Çatışmaların yoğun olduğu 90’lı yıllardan sonra devlet “bataklığın kurutulması” adına Kürt illerinden milyonlarca insanı, kitleler halinde göçe zorlamıştı.

Resmi olmayan verilere göre, bölgeden göçe zorlanan kişilerin sayısının 3 ila 4 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. TESEV’in araştırmasında ise bu sayı 1,5 milyon civarındadır.

Doğdukları ve yaşadıkları yerlerden kovulan Kürtler daha çok Mersin, Adana, İstanbul, İzmir’e ve Trakya illerine göç etmek zorunda kalmışlardı.

Ancak göç olgusu yepyeni bir işçi kitlesinin doğmasına ve yedek iş gücünün oluşmasına neden oldu. Şehirleri çevreleyen Kürt yoksulları bugün sistemin kâbusuna dönüşmüş durumda. Bu kâbus; zorla göçertilen, ekonomik asimilasyona tabi tutulan, mülksüzleştirilen Kürtlerin kâbusudur.

Eğer Mersin, Adana sokakları ya da İstanbul sokaklarında ‘serhıldanlara’ benzer olaylar yaşanıyorsa, bankalar, arabalar kundaklanıyorsa ve kentler adeta yaşanamaz duruma gelmişse, sistemin artık bir çıkmazda olduğunu söyleyebiliriz.

Son zamanlarda Kürtlerin batı kentlerindeki protesto gösterileri, yeni bir süreci ifade etmektedir. Yeni süreç; neoliberal politikaların dayattığı kuralsız eşitsiz bir yaşama ve anti demokratik uygulamalara güçlü bir isyanın göstergesidir.

Geçen günlerde, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın TEKEL işçilerinin eylemine ilişkin olarak ”Biz çalışmalara devam ederken, araya provokatörler girdi, işe şeytan karıştı. PKK’de dâhil, bu işe fitne sokmaya başladı” sözleri, sistemin ne denli Kürt işçilerinden korktuğunun ifadesidir.

Oysa Bakan tarafından söylenen sözler, hükümetin Kürt ve Türk emekçilerin dayanışmalarından duyduğu korkuyu da açığa vurmaktadır.

Mevcut gelişmeler önümüzdeki süreçte, Türkiye egemenlerinin uykularının daha da kaçacağını gösteriyor.