Su raporu: Durum felakete gidiyor – ANF NEWS AGENCY

En kötümser tahmine göre, 60 ülkede 7 milyar, en iyimser tahmine’ göre ise 48 ülkede 2 milyar insan su kıtlığı çekecek.

Dünya ekonomisinin doğal hammadde kaynaklarına olan doyumsuzluğu, çevrenin iklimsel süreçlerden gitgide daha fazla etkilenmesine neden olmakta. Bu kaynakların bölüşülmesinde de şiddetli çatışmalar yaşanmakta.

Kimi bilim adamları günümüzdeki ‘petrol savaşlarının’yerini, gelecekte ‘su savaşlarına’ bırakmasından endişeliler. Stratejik hammadde arayışları, yeni dünya politikasına damgasını vuracak.

Dokuz milyarlık dünya nüfusu çevreye zarar vermeden barış içinde yaşayabilir mi? Doğal kaynakların dünya üzerindeki dağılımına dayanan haksızlık önlenebilir mi? Su kıtlığı en çok nerede hişedilmekte?

Tabi ki dünyanın en yoksul ülkelerinde. Oysa temiz içme suyu olmadan ne kolera gibi hastalıkların kökü kurutulabilir ne de bebek/çocuk ölümleri önlenebilir. Kadınlar ve çocuklar evlerine su taşımak zorunda kalmadıkları zaman çocuklar daha iyi eğitim görebilirler. Hesaplara göre günümüzde açlık çeken 770 milyon insanın yarısından fazlası on yıl sonra yine açlık çekecek.

Milyonlarca kişi açlık çektiği zaman su kıtlığı da ön plana çıkmakta. Özellikle de yarı kurak bölgelerde kronik su kıtlığı söz konusu. Gelişmekte olan ülkelerin büyük kentlerinde bile bu değerli yaşam kaynağına sadece zenginler ulaşabilmekte.

Yoksul gecekondu semtlerinde yaşayanlar içme suyu ihtiyacını yasadışı yollardan veya su tankerlerinden sağlıyor. Yeraltındaki su kaynaklarına ulaşabilmek için gitgide daha derinlerden su pompalanmakta, tabi bu imkâna da yine zenginler sahip.

SU KULLANIMINDA HAKSIZLIK BÜYÜYOR

Gitgide daha fazla toprağın kuruması yüzünden su kullanımındaki haksızlık da büyümekte. Afrika’daki tarım alanlarının üçte ikisi ve Asya’dakilerin üçte biri 20 yıl içinde yok olabilir. BM’nin verilerine yüzyılın ortalarına dek “en kötümser tahmine” göre 60 ülkede 7 milyar, “en iyimser tahmine” göreyse 48 ülkede 2 milyar insan su kıtlığı çekecek.

Kimi uzmanlar sudan “21.Yüzyılın Petrolü” olarak söz ederken BM Çevre Programı UNEP Başkanı Klaus Töpfer, su savaşları dönemine doğru yol alındığını söylüyor.

Su savaşları özellikle de birçok ülkenin su ihtiyacını Nil, Dicle veya Okavango sularından karşıladığı Yakındoğu ve Afrika’da filizlenmekte. Güç, suya sahip olanda ise, suyun azalması fakat ihtiyacın artması durumunda barış daha ne kadar kalıcı olabilir?

Kuyu ve diğer su kaynakları yüzünden kanlı çatışmalara giren yoksullar dışında, gelişmekte olan ülke insanları da su sorunlarından fazlasıyla etkileniyor.

SU ZENGİNLERİN DE SORUNU

Su krizi sadece yoksul ülkelerde değil artık zengin ülkelerde bile hissedilmekte. Güney İspanya’daki bölgeler birbirlerinin suyunu “çalıyorlar.” Amerika’da ise kapışma çiftçiler ve kentliler arasında sürüyor. Su sıkıntısı, endüstri ülkelerinde bugüne kadar uzun boru hatları veya kuvvetli pompalarla giderilmekte. Zengin ülkelerde elektriği prizden alan insanlar tabi ki su ihtiyaçlarını da musluklardan gideriyorlar. Su olmadan insanlar sadece sıcak duştan yoksun kalmayıp, fosil yakıt veya nükleer enerjiyle işleyen santrallarını, ileri teknoloji arazilerini, endüstriyel ürünlerini de kaybedecekler.

Her ne kadar su, petrol ve fosfat gibi tüketilemezse de yine de kısıtlıdır. Yerküremizin yüzde 97’sini tuzlu sular kaplarken, sadece yüzde 3’ü tatlı sudan ibarettir. Ve bunun on da dokuzu kutuplar ve buzullarla bağlantılıdır.

Göllerde, ırmaklarda, sulak alanlarda, yeraltı su kaynaklarında ve buharlaşma ve yağışlarla oluşan su, gerçi herkese yeterli ama, tatlı su belli bölgelerde birikirken diğer bölgelerde gitgide azalmakta.

AŞIRI TÜKETİM KÜLTÜRÜ

Bunun tek nedeni aşırı kullanımdır. Üstelik de bu sadece su kaynakları için değil, yaşam suyuna ihtiyacı olan yerler için de geçerlidir. Gelişmekte olan ülkelerde çobanlar, hayvanlarını neredeyse kelleşmiş meralara sürüyor, çiftçiler yakıt veya tarım alanları elde etmek için ormanları yok ediyor. Oysa ormanlar bir bölgedeki suyun geleceği için bir garantidir.

Ancak dünya genelindeki sarfiyatın 50 yıl içinde beş misli artacak olmasının nedeni nüfus artışı değildir, yoksul ülke metropollerinde ve büyümekte olan ülkelerde de yaygınlaşmaya başlayan tüketim kültürü de bu gelişimi tetiklemektedir.

Ormanların bol olduğu Kuzey Amerika’da kişi başına günde 500 litre su düşerken, Texas veya Delhi’dekiler aynı olanağa sahip değiller. Yunanistan’daki volkanik Santorini adasındaki otellerde turistler havuzlarda yüzebiliyor ama, geleneksel domates üretimi için su artık yetmiyor.

Su kıtlığı öte yandan sudaki zehirlere bağlı olarak da gelişmekte. Özellikle de dünya genelinde en fazla suya sahip olan ve en fazlasını tüketen güneyde suya, tarım alanlarından yüksek oranda tarım ve böcek ilacı karışmakta. Bir kilo tahıl 1000-2000 litre, bir kilo sığır etiyse 16.000 litre suyla elde edilmekte.

KAYNAKLARIN ADİL DAĞITIMI

İklim araştırmacıları, Avrupa’da da bölgelere ve mevsimlere göre farklılıklar tahmin ediyorlar. Yaz aylarında neredeyse her yerde yağışlar azalırken, kış aylarında önemli ölçüde artacak. Özetle yağış açısından fakir olan Güney’de daha az, bol yağışlı Orta ve Kuzey Avrupa’da daha çok yağmur yağacak.

Su krizleri aslında tarihte de yaşanıyordu ama eskiden belli bölgelerde sınırlı kalan krizler, şimdi küresel süreçlere dönüşmekte. Ve fosil enerji kullanımı, gelişkin tarım, Batı’ya özgü yaşam biçimi, merkezileştirme, kentleşme ve tüketim sıkı sıkıya ilişkili ve ekolojik sonuçları karşılıklı olarak tırmandırmakta. Dünyanın birçok yerinde erozyon gitgide daha hızlı yayılmakta. Doksanlı yıllardaki erozyon/toprak kaybı yılda ortalama olarak 3.440 kilometrekareye yükselerek, yetmişli yıllardaki kaybın iki katına fırladı.

Su kullanımındaki haksızlığın giderilmesi ve insanların barış içinde yaşayabilmesi için yapılması gereken nedir? Uzmanlar dünyadaki enerji kaynaklarının önemli ölçüde adil bir şekilde dağıtımı halinde ekolojik kayıpların önlenebileceğini söylüyorlar.

İKLİM MÜLTECİLERİ

Sivil toplum örgütü Tearfund’ın raporuna göre 2050’de kuraklık yaşanan toprakların yüzölçümü bugünkünün beş katına çıkacak. Ve, susuzluk göç kavramına yeni bir boyut getirecek.

Aşırı derecede kuraklığın yaşandığı toprak parçası, günümüzde dünya yüzölçümünün yüzde 2’sini oluşturuyor. İklim değişikliğine dizgin vurulamazsa bu oran 2050’de yüzde 10’a çıkacak. Ağırlıklı olarak Afrika’da yaşanacak kuraklık nedeniyle milyonlarca kişi susuz kalacak. Ve sussuzluk nedeniyle milyonlarca kişi yurtlarını terk ettirip göçe zorlayacak. Başka deyişle kuraklık ve susuzluk göç literatürüne yeni bir boyut getirerek ”iklim mültecileri” terimini sokacak. İnsanlar 2040’lı, 2050’li yıllarda iç savaş, baskı rejimi ve parasızlık nedeniyle değil iklim değişikliği nedeniyle göç edecek.