Özel güvenlik işçisinin iskelede ölümü-Aziz Çelik(Birgün)

Özel güvenlik işçisi Zekeriya Timur Saray-burnu iskelesinde öldü. 30 yaşındaydı ve üç yaşında bir kızı vardı. İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş’ye (İDO) ait Saraybumu iskelesine yanaşan Deniz Cruise and Ferry Lines adlı şirkete ait Ankara Feribotu yolcularını indirirken aniden hareket etti. Bu sırada yolcuların elinden tutup onları kurtarmaya çalışan Med özel güvenlik şirketi işçisi Timur kopan halatın çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

İDO’ya ait Sarayburnu iskelesi, Deniz Cruise and Ferry Lines’a ait Ankara vapuru ve Med şirketinin özel güvenlik işçisi. Bu üçlü çok şey anlatıyor. Şehir hatlarını vapurları ve iskeleleri ile birlikte Büyükşehir’e ait İDO A.Ş.; Denizcilik İşletmeleri’ne ait Ankara vapurunu ise Cruise and Ferry Lines satın aldı. Ve her yerde olduğu gibi güvenlik işleri de özel güvenlik şirketlerine verildi. Zekeriya Timur’un talihsiz ölümü güvencesiz çalışmanın, taşeronlaştırmanın ve özelleştirmenin resmidir.

Belediyeler, -sadece belediyeler değil merkezi hükümet de- kamu hizmetini artık taşeron şirketlere devrediyor. Devlet, belediye artık işçi ve kamu görevlisi çalıştırmak istemiyor. Daha ucuz daha güvencesiz, daha esnek çalışan şirketler kuruyor veya özel şirketlerden hizmet satın alıyorlar (buna işçi kiralıyorlar da diyebiliriz). Eskiden Şehir Hatları veya Denizcilik İşletmesi işçisi olan iskele çalışanları, gemi adamları şimdi ya belediye şirketlerinin veya taşeron şirketlerin çalışanı. Geçmişte kamu kurumlarının, fabrikaların bekçileri vardı. Onlar da diğer işçiler gibi o şirketin veya kurumun çalışanı idiler. Zaman değişti onların yerini özel güvenlik işçileri aldı. Sendikalı bekçiler ya işten çıkarıldı veya sendika üyeliğinden ayrılmaya zorlandı.

Çalışma yaşamındaki parçalanmanın ve güvencesizliğin en çarpıcı örneklerinden birini özel güvenlik işçileri oluşturuyor. Son zamanların “yükselen” sektörü olan güvenlik, yeni bir işçi katmanı yarattı. Sayıları hızla artan güvenlik işçilerini her yerde görmek mümkün: Kamu kurumlarında, fabrikalarda, plazalarda, kamu ulaşım araçlarında, sinemalarda, apartmanların kapılarında, duvarlarla çevrili sitelerin girişlerinde. Onlara herhalde daha fiyakalı ve de biraz da güvenlikli olsun diye “özel güvenlik görevlisi” deniyor. Oysa onlar her şeyle-riyle işçi. Özel kanunları var; liberallerin bu günlerde grevden söz eden işçilere önerdikleri bireysel iş sözleşmesi ile çalışıyorlar. Kamu görevlisi değiller. Özel şirketler tarafından diğer şirketlere, resmi kurumlara ve sitelere/konutlara kiralanıyorlar. Kağıt üzerinde sendikaya üye olmalarının ve toplu iş sözleşmesi yapmalarının önünde bir engel yok. Ama sanayi işçisinin bile sendikalaşamadığı bir ülkede güvenlik işçisinin sendikalaşması olacak iş mi! Hem kazara sendikalaşsalar bile grev yasak. Hiç güvenlikle sendika ve grev bir araya gelir mi! Tümü sendikasız ve toplusözleşmesiz. Bırakın toplusözleşmeyi iş mevzuatının öngördüğü bağlayıcı kurallar bile yakınlarından geçmez.

Özel güvenlik işçileri çalışmanın mekansız-laşmasının çarpıcı örnekleri. Bir işyerinde değil bir projede çalışırlar. Proje özel güvenlik şirketinin aldığı ihaledir. Bütün taşeron işçiler gibi çalıştıkları yerlerde eğreti dururlar, ötekidirler. Aslı unsur olarak görülmezler. Proje bitince, bazen de proje bitmeden bir başka mekana yollanırlar. Projeler ihaleyle alınır. İhale fiyat düşürmek demek. Güvenlik sektöründe amansız bir rekabet var ve bu yüzden ücretler asgari ücret civarında seyreder. Çalışma saatleri bütün taşeron şirketlerde ve sendikasız işyerlerinde olduğu gibi uzun; günde 10-12 saat olağan çalışma süresidir. Gece çalışması, gündüz çalışması pek fark etmez. Fazla çalışma ücreti mi, o da ne?

Yarattığı sosyal adaletsizlik ve tahribatla ye-ni-liberalizm güvenlik paranoyasını tetikliyor. Güvencesizlik, eşitsizlik, adaletsizlik derinleştikçe “güvenlik” talebi artacak ve özel güvenlik işçileri ordusu büyüyecek. Sektörün doğası sendikalaşmayı bildiğimiz zorlukların ötesinde zorlaştırsa da, özel güvenlik işçileri sendikaların gündemine gelmeli. Bir de elbette Çalışma Bakanlığı’nın gündemine gelmeli. Onlar halen bir “güvenlik” konusu olarak İçişleri Bakanlığı’nın ilgi alanında. Oysa onlar işçi!