Öcalan’dan DTP’ye ‘yemin’ eleştirisi

DTP’li milletvekillerinin Mecliste yaptığı yemini eleştiren Öcalan, “Yeminden önce bir protokol hazırlanıp halka ön açıklama yapılabilirdi. Yeminin hangi koşullarla yapılacağı belirlenebilirdi. Bu yemin anayasal bir zorunluluktur, yapılması gerekir. Fakat böyle olduğu gibi kabul etmek de doğru değil” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la çarşamba günü yapılan görüşmeden yansıyan bilgilere göre, hücre cezası uygulamasının henüz başlamadığını kaydeden Öcalan, “5 sayfalık bir dilekçeyle Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz etmiştim. İtiraz dilekçemde bana verilen bu cezanın siyasi ve idari bir karar olduğunu ifade ettim. Dilekçeme henüz bir cevap gelmedi. Cezanın uygulanıp uygulanmayacağını bilmiyorum” dedi. Gazetelerde okuduğu kadarıyla kendisiyle ilgili bazı hususların basına yansıdığını anlatan Öcalan, “Benim DTP’ye müdahale ettiğime dair basına yansıyan değerlendirmeler var, benim düşüncelerim basında çarpıtılarak yansıtılıyor. Ben düşüncelerimi ve eleştirilerimi söyledim. Mehmet Metiner benimle ilgili bir yazı yazmış galiba. Bu tür yazılara karşı cevap hakkımı kullanmam gerekiyor” şeklinde konuştu. Öcalan, şöyle konuştu: “Siyaset sadece geçmişle, öyle 20 yıllık emeğim var demekle yapılmaz, doğru siyaset yürütülmesi gerekiyor. Beni çocuk mu sanıyorlar! Daha önce de bana bu muameleyi yapıyorlardı; ya yaşlı bilge insan muamelesi yapıyorlardı ya da çocuk yerine koyuyorlardı. Ben çocuk da değilim, yaşlı bilge de değilim, ben aktif siyasi yaşamı olan canlı siyasi bir figürüm. Benim siyasi iddiam da var, gücüm de var. Kimse beni kabul etmek zorunda da değil. Devlet de benim bu siyasi misyonumun, gücümün farkında. Neden devlet beni burada, bu koşullarda tutuyor, onların da hesapları var. Neden İmralı deniyor, İmralı siyasetinden bahsediliyor? Benim görüşlerimi cümle cümle kaydediyorlar. Devlet benim bu görüşlerimden 24 saat yararlanıyor ve günlük siyasi olarak cevap veriyor. Fakat ne PKK ne de legal siyaset yapanlar beni anlıyor. Görüşleri net değil deniliyor, bu doğru değil. Buraya geldiğimden beri 9 yıldır sürekli proje üretiyorum, öneride bulunuyorum.”

BEN SİYASİ BİR TUTUKLUYUM

Öcalan, kimseye talimat vermediğini hatırlatarak, “Benim kimseyi yönlendirmek gibi, kimseye talimat vermek gibi bir durumum söz konusu olamaz. Yazdığım savunmalarda da belirtmiştim, politik özgür yurttaş olarak görüşlerimi belirttim ve buna hakkım da var. Benim siyasi bir kişiliğim var, ben tabii ki siyasi konularda değerlendirmeler yapacağım, siyasi görüşlerimi belirteceğim; ben siyasi bir figürüm. Bu son yazdığım itiraz dilekçesinde de bunları belirttim. Ondan önce yazdığım dilekçede de açık açık bunları belirttim. Ben siyasi bir tutukluyum, davam da siyasi bir davadır. Hiçbir şeyden çekinmeden doğruları söylerim, hiçbir şeyden de korkmam. Benim burada bu koşullarda yaşamamın gerekçesi de budur” şeklinde konuştu.

SİYASET ONURLU YAPILIR

“Türkiye’de siyasette bir gerginlik olduğu doğru bu gerginliğin düşürülmesine çalışılmalı. Ancak gerginlik böyle mi düşürülür” diye soran Öcalan, “Siyaset ilkeli yapılır, onurlu yapılır. Hiçbir karşılık almadan politika yapılmaz. Sen dilini bile doğru dürüst öğrenip konuşamıyorsun, çocuklarına öğretemiyorsun; Bahçeli bu konular ve genel olarak Kürt sorunu hakkında ne düşünüyor, çözüme dönük bir politikaları var mı, yoksa inkarda ısrar mı ediyorlar! Bahçeli’nin bu konudaki görüşleri nedir, konuşuldu mu bunlar! Seni inkar ediyorsa, sen onunla hangi temelde buluşabilirsin. Seni inkar eden, yok sayan bir zihniyetle kucaklaşılabilir mi?” diye konuştu. Öcalan, şöyle devam etti: “Uzlaşma olmayacak, tokalaşma olmayacak demiyorum. Bunun hangi temelde olduğu önemlidir. Çözüme dönük bir irade gösterilirse, samimiyet varsa, kardeşçe bir tutum sergilenecekse tokalaşılır da, kucaklaşılır da. M. Kemal’i boşuna örnek vermiyorum. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Kürtlerle ittifak sağlanırken, kucaklaşılırken, M. Kemal gerektiğinde Kürt büyüklerinin elini de öpmüştü.”

YEMİNİ OLDUĞU GİBİ KABUL EDİLEMEZ

Meclisteki yemin törenine de değinen Öcalan, şu çarpıcı hususların altını çizdi: “Mesela, Meclisteki yemin töreninden önce bir protokol hazırlanıp halka ön açıklama yapılabilirdi. Bu yeminin hangi koşullarla yapılacağı belirlenebilirdi. Bu yemin anayasal bir zorunluluktur, yapılması gerekir. Fakat böyle olduğu gibi kabul etmek de doğru değil. Bu halkın bu kadar çabası, emeği göz ardı edilmemeliydi. En azından Birinci Meclis’teki Kürt milletvekillerinin tutumu örnek alınabilirdi. Onlar da 1920 Meclisi’nde yemin ettiler, burası önemli; Bu vatanı birlikte işgalden kurtarmak ve birlikte özgürce yaşama adına yemin ettiler! O dönemin meclisi, anayasası, o dönemin koşulları araştırılmalıdır. Bu şekildeki bir yemin kabul edilebilecek bir yemindi. Meclisteki politik duruş önemlidir yoksa DTP’yi AKP’nin kuyruğuna takmışlar demek gerekir. Bahçeli de eğer samimi ise, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri görüyorsa, finansal sermayenin Ortadoğu’ya müdahalesini, çatıştırıcı ve parçalayıcı politikalarını ve Irak’ı ne hale getirdiğini görüyorsa, gerçekten söylediği gibi milliyetçi ve yurtsever ise ve inkar politikaları yerine kardeşlik temelinde kimliğimizi tanıyacaklarsa, 1920’lerdeki kucaklaşmayı gerçekleştirmeye hazırsa gerçek bir kucaklaşma yaşanır. Türkiye demokratik güçlü ve örnek bir model halinde gelebilir.” Öcalan, “Ayrıca DTP’nin elindeki silah olduğunu iddia ediyorlar, DTP’nin öyle silahla bir ilgisi yok, PKK ile hiçbir bağlantısı ve ilişkisi yok. DTP, Kürt sorununun çözümüne dönük politika yapan bir partidir. Sorunun çözümü adına gerektiğinde PKK ile arabuluculuk yapmaya da çalışabilir, onu da yapabilirler mi tartışılır” dedi.

KÜRESEL SERMAYEYİ REDDEDİYORUM

Öcalan, küreselleşme olgusunu ise şu şekilde analiz etti: “Küresel finansın göz ardı edilemeyeceği, küreselleşmeyle birlikte yaşamayı öğrenmek gerektiği şeklinde yaygın bir kanı var. Ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum, benim küresel sermayeye karşı mücadelem her zaman sürecek. Ben bu politikaları kabul etmek zorunda değilim. Ben öyle son zamanlarda söylendiği gibi liberal demokrasi anlayışına sahip değilim. Benim anlayışım uzun süredir geliştirdiğim, savunmalarımda da işlediğim komünal demokrasidir. Aşırı bireyciliğin, liberalizmin insanlığı getirdiği nokta ortadır.”

DTP HALKI UYARAMADI

“Son savunmamda da belirttim, Türkiye sanki başka bir alternatif yokmuş gibi iki dayatmayla karşı karşıya bırakılıyor. Bir yanda AKP’nin küresel sermayenin tam desteğini alarak yürüttüğü ılımlı İslam politikaları, öte yandan da ulusalcı-milliyetçi cephenin dayattığı inkarcı politikalar” diyen Öcalan, şunları söyledi: “Halk seçeneksiz bırakıldı, insanlara alternatif sunulamadı. DTP bu politikaları deşifre edip, başka bir yol olduğunu anlatamadı insanlara. AKP, başta Diyarbakır olmak üzere, bölgede halkı açlığa mahkum edip oy devşirme politikası gütmüştür. Bu tür politikalar ahlaki ve doğru değildir. Halkı çok açık bir şekilde açlıkla terbiye ediyorlar, daha sonra da mikro kredi vb şekillerle satın almaya çalışıyorlar. Basında da yazıyordu; AKP finansal sermayenin desteğini sonuna kadar kullanmıştır bu seçimde. Diyarbakır ve bölgede erzak ve gıda yardımı yapmışlar. İnsanların maddi çıkar karşılığında oyunu satması onurlu bir davranış değildir. İnsanlar sadece onur adına aç yaşayamazlar ama onursuz da yaşanmaz. Bölge halkını suçlamak da doğru olmaz, mağ
duriyetleri had safhadadır, bilinçli olarak aç bırakılmışlardır. Aç insan her şeyi yapar! Ben aslında yardıma da karşı değilim. İnsanlar açsa tabii ki karınları doyurulmalı, yardım edilmeli. İnsanların aç bırakılacak hali yok. Ama DTP neden bu bilinci halka veremedi, halkı uyaramadı, uyandıramadı.”

NEDEN ÇALIŞMIYORLAR?

Öcalan, sözlerine şöyle devam etti: “AKP’nin arkasında küresel sermaye var, bu doğru ama bu demek değildir ki, DTP hiçbir şey yapamazdı. DTP de yoksulların ihtiyaçlarını gidermek için çeşitli organizasyonlar, yardım kampanyaları düzenleyebilirdi. Neden çalışmıyorlar? Bu kadar sorun varken yapacak bir iş mi bulamıyorlar? Bu kadar açlık varken, doğal çevre adeta yok edilirken, işsizlik sorunu bu kadar büyükken, sadece oturup seyir mi ediyorlar? AKP bu kadar çalışıyorken onlar ne yapıyordu? DSP’yi de mi kendilerine örnek alamıyorlar. DSP kurulur kurulmaz kadrolarını gerekli düzeyde eğitip donatmak için bir siyaset okulu açtı. Benim ise dilimde tüy bitti; 8-9 yıldır çok sayıda siyaset okulu açılması için öneride bulundum, bir tane bile açıldı mı? Neden bu hale gelindi? Bunlar hiç çalışmıyor mu? Bunca şey boşuna mı yaşandı? Kimse sırtını bana dayamasın.”

HALKTAN KOPUK YAŞIYORLAR

Öcalan, DTP’ye yönelik eleştirilerini şöyle sürdürdü: “Herkesin gece-gündüz demeden çalışması gerekir, oturup bu halkın sorunlarını nasıl çözeriz diye sabahlara kadar tartışmaları gerekir. Halktan kopuk olmamaları, sürekli halkla iç içe olmaları gerekir. Bunlar ne yapıyorlar! Ben hiç mi anlaşılmıyorum? İran’da da devrimci-demokrat ve sol güçler İslam Devrimi’nden önce Humeyni’ye destek vermişlerdi. Aldatıldılar, devrimden hemen sonra çoğu öldürüldü, yok edildi. Cezayir’de de benzer şeyler yaşandı. Ben Dev-Genç kökenliyim, bu mirası sahipleniyorum. AKP bugün 1920’lerin rövanşını alıyor. Asker de bu sürece katkıda bulunmuş oldu. Ilımlı İslam finansal sermayenin desteklediği bir projedir; kolay değildir, CHP’yi bile ne hale getirdiler, DTP onlar için çerezdir. CHP ulusalcı-milliyetçi politikalarını sürdürürse bir dahaki seçimde yüzde 10’un altında kalacak. CHP bitmiştir, milliyetçilik gelişecekse MHP ile yükselecektir.”

KADIN ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISIYIM

Öcalan, kadına yönelik de şu değerlendirmelerde bulundu: “Ben bir kadın özgürlük savaşçısıyım, bu konuda çok radikalim. Kadın benim için çok önemlidir. Kadına tanrıça seviyesinde değer verdim. Kadına ilişkin çözümlemelerim biliniyor. Kadın milletvekillerimiz de var, üzerlerine düşeni yapmalıdırlar, kadınların sorunlarıyla ilgilensinler, tabii ki milletvekili de olmalılar. Ve en önemlisi de çalışmalılar. Gece gündüz çalışsak bile bu halka olan borcumuzu ödeyemeyiz. Bir de DTPli yöneticiler benim adımı kullandıklarında beni övdükleri gerekçesiyle ceza alıyorlar. Bunlara gerek yok F tiplerindeki tutuklulara nasıl yaklaşıyorlarsa bana da o şekilde yaklaşsınlar. Benim diğer tutuklu arkadaşlardan hiçbir fazlam yok. Onların koşulları için ne yapılabiliyorsa benim için de onu yapsınlar.”

RANTTAN UZAK DURULMALI

Öcalan, DTP’nin milletvekili belirleme yöntemine ilişkin şunları söyledi: “Temsiliyet önemlidir; yetenek, uzmanlık, kapasite, bağlılık, fedakarlık gibi kriterler tabii ki olmalı. Ama dağdaki çobanın bile siyaset yapma hakkı vardır, bunu göz ardı edemeyiz. Şunu da biliyorum, bir süre sonra milletvekillerine yönelecekler, düşürmeye çalışacaklar. Zor da kullanacaklar, gerektiğinde satın almaya çalışacaklar, milyarlarca lira söz konusu olacak, bu işler böyledir. Bu tehlikelerin farkında değiller. Bu tür şeyler geçmişte de yaşandı. Ranta bulaşma olayları yaşanabilir, buna dikkat etmek lazım. Başka şeylere bulaşmamalılar yoksa rezil olurlar. Yanılmıyorsam geçmişte küçük bir belde belediye başkanı bu tür bir rant olayına bulaşmıştı. Bursa’da apartman filan vermişlerdi. Bunlar çok çirkin şeyler.”

ANAYASA KÜRT TALEPLERİ İÇERECEK Mİ?

Öcalan, sivil anayasa konusunda “Herkesin sorumluluğu var, bu sorumluluğun bilinciyle hareket etmeli, bahanelere sığınılmamalı. Yeni sivil bir anayasa hazırlanması tartışılıyor. DTP’nin de fırsatı değerlendirip, sorunun çözümüne ilişkin somut önerilerini ve taleplerini, kamuoyu ile ve ilgili mercilerle paylaşması gerekir. Yeni Anayasa’da nasıl bir vatandaşlık anlayışı öngörülecek ? Kürtlerin asgari talepleri karşılanacak mı?” değerlendirmesi yaptı. “Kimse ben dışlandım, çalışamıyorum falan demesin, bu yaklaşım kabul edilemez. Bu, “onlar gitsin, başa biz gelelim” yaklaşımıdır” diyen Öcalan, “Bu yaklaşım kabul edilemez. Ben bu koşullarda bile çalışıyorum, doğru bildiğimi korkmadan söylüyorum, siyaseti yapması gerekenler neden söylemiyorlar! Ben, doğru bildiğimi hayatım pahasına da olsa söylerim, hücre cezası vermeleri de önemli değil, gazete-kitap vermiyorlar, zor da olsa böyle de idare ederim” diye konuştu.

ORAN DEMOKRATİKLEŞME İSTİYOR

Öcalan, şöyle devam etti: “Ben her zaman; İmralı öncesinde de sonrasında da her zaman doğru bildiklerimi söyledim. Komplo sürecinde ABD gerçeklerin açığa çıkmaması için çok direndi, ama bu gerçekleri kamuoyuyla paylaşabilmek adına konuştum. Herkes beni böyle kabul etsin, benim düşüncelerim ortadadır, çözüm için ne gerekiyorsa onu, somut önerilerimi sundum, herkesçe de biliniyor. Bunu bahane yapmasınlar. Doğru bildiklerini söylemeliydiler. İlla herkes benim görüşlerimi benimsemek zorunda değil. Ama ben başından beri herkesin farklı düşüncelere sahip olsa da özverili bir şekilde mücadelede yer almasından yana oldum. Sürekli bütün sol güçleri devrimci demokratları herkesi kapsayan bir çatı örgütünden söz ettim. Bunun mümkün olduğunca geniş tutulmasından yana oldum. Mesela Baskın Oran üzerinde de bu nedenle durdum. Kendisi gerçek bir demokrat, Türk yurtseveri; ve gerçek bir Kemalisttir. Babası da paşadır. Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesini isteyen bir isimdir.”

EZİDİLERE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM

Öcalan, daha önce ‘Katliama uğrayabilirler’ dediği Ezidilere yönelik Şengal’de yapılan intihar saldırılarına da değindi. Öcalan, “Şengal’de yapılan intihar saldırılarında 700 civarında Eezidi hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrendim. Ölenlerin yakınlarına, başta Eezidiler olmak üzere bütün halkımıza başsağlığı diliyorum. Ama ben bu konuda daha önce uyarıda bulunmuştum, Yezidilere sahip çıkılması gerektiğini belirtmiştim. Eezidilerin imha tehlikesi altında olduğu konusunda başka diğer konularda da defalarca uyarıda bulundum, üzerime düşeni fazlasıyla yerine getirdiğimi düşünüyorum. Ama beni dinliyorlar mı, gereğini yerine getiriyorlar mı, bilmiyorum” dedi.

BARZANİ PKK’Yİ YEM GÖRMEMELİ

Öcalan Ortadağu’daki gelişmelere yönelik ise şunları söyledi: “Türkiye liderliğinde Suriye ve İran tarafından bir savaş yürütülüyor, bu başlamış durumdadır. Türkiye Irak’ı kolay kolay bırakmaz. Barzani ve Talabani Türkiye ile masaya oturup bu konuları doğru temelde konuşup çözmelidirler. PKK’yi yem olarak kullanmaktan da vazgeçilmelidir. PKK’de kendini yem olarak kullandırtmamalıdır. Ayrıca buna kimsenin gücü de yetmez. Eğer bu konuda Türkiye ve Suriye savaşı derinleştirirse Kürt-Şia ittifakı gelişir, ben bunu biliyorum. Basından öğrendiğime göre İran sınırında yoğun bir hareketlilik varmış. Bu tür saldırılar karşısında doğal olarak kendilerini savunacaklardır. Eşyanın tabiatı gereği bu böyledir.”

DİYARBAKIR ERDOĞAN’A YANIT VERECEK

Öcalan, Diyar
bakır’ı istiyorum diyen Erdoğan’a şu yanıtı verdi: “Ayrıca Yezidiler konusunda daha önce yaptığım uyarı gibi, AKP nin düşürmek için bütün gücü ile yöneldiği Diyarbakır konusunda da şimdiden uyarıda bulunuyorum. AKP nin her yolu mübah görüp Diyarbakır belediyesini almaya dönük girişimde bulunması, Diyarbakır halkını açlıkla terbiye edip, parayla, rüşvetle, rant vb bu tür gayri ahlaki yöntemler uygulaması durumunda Diyarbakır halkı buna gerekli cevabı verecektir. Diyarbakır halkı fedakardır, yiğittir mücadelenin yükünü canları pahasına omuzlarında taşımıştır. Halkın çektiği bunca acı, yılların çabası ve emeği bir çırpıda yok sayılamaz. Öyle para uğruna rant ilişkilerine bulaşmış ailelerde, bu tutumlarını terk etmelidirler. AKP bu yöntemlerde direnirse Diyarbakır’da tehlikeli bir sürece girilir.”

PKK ÜZERİNDE KONTROLÜM YOK

Öcalan, PKK ile ilişkisini is şu şekilde değerlendirdi: “PKK’nin ne durumda olduğunu bilmiyorum. Şu anda onlarla herhangi bir ilişkim söz konusu değildir, olamaz da. Öyle buradan bu koşullarda talimatlarla örgüt falan da yönetilemez. Bir örgütü böyle ayda bir yapılan bir saatlik görüşme ile yönetemezsiniz. Bu mümkün de değil ahlaki de olmaz. Burada koşullarım ortada. Geçmişte de PKK’nin fiilen başında olmama rağmen, kontrol dışı grupların ortaya çıktığını defalarca anlattım. Şimdi de PKK’de böyle gruplar var mı yok mu bilemiyorum. Söylediğim gibi PKK üzerinde hiçbir kontrolüm yok. Benzer gruplar geçmişte beni bile tasfiye etmeye çalıştılar. Şahin Baliç, Mehmet Şener, Sarı Baran, Hogır yani Kör Cemal kısacası Şemdin’in çetesi beni tasfiye etmeye çalışmışlardı. Çok sevdiğim Hasan Bindal’ın şehadetini unutmadım. O zaman neden Hasanı yanlarında götürmek istediklerini anlayamamıştım. Gidip yerinde incelediğimde, Hasan’ın 300 metre kadar derinlikte bir kovuğun içinde büzülmüş halde, göğsünü içerden parçalayan tek bir özel kurşunla ölmüş olduğunu gördüm. Bunlar yaşananlara örnektir. Sorgu sırasında yetkililer bile bana “APO, komutanların sana yanlış raporlar gönderiyordu. Biz bunları fark ediyorduk” demişlerdi. İşte bunlar sonradan kaçan Botan ve onun gibi komutanlardı. Geçmişte benim bilgim dışında onaylamadığımız pratikler de yaşandı. Ben duruşmalarda da söylemiştim, savunmalarımda da değinmiştim. 20 yıl boyunca aynı zamanda bu tür anlayışlarla da mücadele ettim. Zaman zaman beni bile kandırdılar.”

ULUSALCILAR M. KEMAL’LE ÇELİŞİYORLAR

Cumhurbaşkanı Sezer tarafından Jak Kamhi’ye Türkiye’nin en yüksek devlet madalyası verildiğini hatırlatan Öcalan, “Bu madalyayı O’na boşuna vermiyorlar. Ben ta en başından söylemiştim. Bir taraf, İsrail’den yardım alıyor, sırtını oraya dayıyor. Bir tarafsa Suudilere, Dubai Emiri gibi Arap Şeyhlerine sırtını dayıyor, para yardımı alıyor. Bu çok açık ortadadır. Bu iki kesim de kendisini hem milliyetçi hem de Atatürkçü olarak lanse ediyorlar. Milliyetçilik bu mudur? Yabancı sermayeye sırtını dayamak mıdır? Bunların M. Kemal’e de saygıları yok. M. Kemal olsa böyle mi hareket ederdi. Zamanında masonlar Selanik’i alması için onu çok zorlamışlardı. Ama onu ikna edememişlerdi. M. Kemal son derece gerçekçi yaklaşmıştı. Bu son madalya olayı da kendilerine ulusalcıyız diyenlerin aslında M. Kemal’le ne kadar çeliştiğini göstermektedir. Bütün bu ve benzeri gerçeklerin Türkiye Halklarına çok iyi anlatılması gerekir” şeklinde konuştu.

ÜZERİME DÜŞENİ YAPARIM

Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: “Ben üzerime düşeni yapmaya her zaman hazırım, daha önce de ifade ettim. Eğer gerçekten kardeşlik temelinde bir çözüme gidilecekse, özgür birliktelik için adım atılacaksa ben de elimden geleni yaparım. Bu konunun muhatapları benimle bu konuları açıkça konuşabilmeli. Artık ne bir damla askerin kanı ne de gerillanın kanı aksın istemiyoruz. Bu duruma son vermek gerçekten mümkündür. Yeter ki taraflar bu konuda irade göstersinler ve samimi olsunlar. Sonuç olarak da parlamentoda bir grup var. Parlamentoda barışın ve diyalogun yolu açılabilir.”

ANF