Nesin’lere Sahip Çıkmak-Garbis Altınoğlu(Koxuz)

Gazete görünümündeki Bugün adlı paçavranın 23 Ağustos 2007 tarihli sayısında “Aziz Nesin MİT Ajanıydı”, başlıklı bir yazı yayımlandı. Bu yazı aynı gün ve ertesi gün bir dizi başka gazetede de yer aldı. Yazıda MİT’na 1933 yılında giren Neşet Güriş adlı 100’üne merdiven dayamış bir istihbarat görevlisinin ağzından kargaları bile güldürecek bazı savlar aktarılıyordu. Söylenenlere bakılırsa, “1943’te Almanya’nın İstanbul Sefareti’nde Türk istihbaratı için çalışan 711 kodlu ajan çok değerli bir bilgi” edinmiş, yani Nazi Almanyası’nın Türkiye’ye saldırmayacağını öğrenmiş. Ve Türkiye de işte bu bilgiye dayanarak Britanya’nın (ve diğer bağlaşıkların) Almanya’ya karşı savaşa katılması yönündeki baskılara direnmiş vb. Bugün’ün MİT kaynaklı olduğu ve MİT’nın imajını parlatmayı amaçladığı anlaşılan haberine göre, “711’in bağlı bulunduğu MAH (=Milli Amele Hizmet, MİT’nın önceli- G. A.) mensubu Neşet Güriş’ti. Güriş’in faaliyetleri MİT okullarında ders olarak okutuluyor.” Oysa, birazcık tarih bilenler, o dönemde Türkiye’nin savaşa katılmamakla birlikte, en azından 1941 başlarından 1943 sonlarına kadar Nazi Almanyası’na yakın bir siyaset izlediğini, sosyalist Sovyetler Birliği’nin yenilmesi ve çökmesi için bir dizi girişimde bulunduğunu, ancak özellikle Şubat 1943’de Nazi ordularının Stalingrad önlerinde bozguna uğramalarından sonra daha sinsi ve ikiyüzlü sözümona bir tarafsızlık politikası izlemeye yöneldiğini bilir. Bu politika, asla “711 kodlu ajan” gibilerinin edindiği şu ya da bu özel ya da tikel istihbarat verisi esas alınarak saptanmış değildi; o, Türk gerici egemen sınıflarının ve onların başını çeken İnönü kliğinin genel politikasıydı.

Haberde Aziz Nesin için ise şunlar söyleniyordu:

“Tempo dergisine konuşan Güriş, Sabahattin Ali’den, Nazım Hikmet’e, Aziz Nesin’e kadar pekçok sol aydın hakkında iddialarda bulundu. Bu iddialardan biri de Aziz Nesin’le ilgili: Aziz Nesin komünist olarak bilinen biriydi, biraz da onlara çalışıyordu. Türkiye’ye karşı da kırgındı. Teğmenken bazı haksızlıklar görmüştü. Solcu oldu. Onun bilinmeyen bir tarafı vardı: Milli Emniyet’e çalışıyordu.
“1935-36 senesinde ben kendisine, Beyazıt Soğanağa Mahallesi’nde terk edilmiş bir konağın odasına aylığını götürüyordum. Bu Aziz Nesin, o odada yer şiltesi, idare lambası, bir iki de kitapla yaşıyordu. Ben Aziz’e, MİT’in aylık parasını götürüyordum. Gacur gucur bir kapıdan içeri giriyordum. Bir de onun hırpalanma meselesi var. Komünistleri çok hırpalıyorlardı. Aziz Nesin’i de yakalamışlar, fena hırpalamışlar ama konuşturamamışlar. Emniyet Müdürü Ahmet Demir de dövmüş, o esnada Aziz Nesin, ‘Ben MİT için çalışıyorum’ demiş, ‘Nee, namussuz, bize haber vermezsin haa’ diyerek iyice dövmüşler. Hastanelik olmuş. Sonra bana ‘Nedir başıma gelen, sizdenim dedim yine dayak yedim’ diye dert yanmıştı. Ne gibi görevler yaptı bilmiyorum, ama yaptı ki bir şeyler MİT para veriyordu.”

MİT’nın dezenformasyon çalışmalarının bir parçası belli olan bu “bilgi”nin kıymet-i harbiyesinin ne olduğu tahmin edilebilir. Eğer bu “bilgi” vardıysa MİT’nın bunu daha önce, Aziz Nesin’in sağlığında, özellikle de O’nu karalamaya daha büyük gereksinim duyduğu bir momentte, örneğin 2 Temmuz 1993 Madımak katliamı sonrasında neden açıklamadığı sorulabilir ve sorulmalıdır. Sözkonusu olan, ömrü boyunca Türkiye halkının demokratik aydınlanması için çaba harcamış, yazdığı çok sayıda değerli mizah kitabında ve başka yapıtta gerici düzeni, bürokrasiyi ve rejimi alaya almış ve sergilemiş, adını dünya mizah tarihine altın harflerle yazdırmış ve bütün bunların bedelini yıllarca hapis yatarak ödemiş, yaşamının önemli bir bölümünü yoksulluk içinde geçirmiş, yurtdışındaki edebiyat toplantılarına katılması uzun süre pasaport yasağı konarak engellenmiş olan, yoksul çocukların eğitimi için kurmuş olduğu Aziz Nesin Vakfı bugün bile devletin saldırılarına hedef tahtası durumunda bulunan bu seçkin demokrat aydına yönelik bir karaçalmadan başka bir şey değildir. (1) Bu karaçalma, Türk hakim sınıflarının özelde devletle barışık olmayan ilerici ve demokrat aydınlara ve genelde devrim ve demokrasi güçlerine karşı saldırı kampanyasının bir parçasıdır. Anımsanacağı üzere yıllar önce Yılmaz Güney için de bu tür söylentiler çıkarılmıştı. Eski MİT elemanı Prof. Mahir Kaynak, Ocak 1991’de Yeni Şafak’ta yayımlanan “Ben Bir Ajandım” başlıklı bir yazı dizisinde, adını vermeksizin Yılmaz Güney’i MİT’le ilişkili gibi göstermeye çalışmıştı. Kaynak burada,

“O günlerde ve daha sonraki yıllarda ‘solun kahramanı’ kabul edilen şöhretli bir film artistinin ‘Teşkilat’la ilişkisi olduğundan haberdardım” diyordu. (“MİT’çi Artist Yılmaz mı?”, Hürriyet, 24 Ocak 1991)

İlginç olan, geçtiğimiz günlerde bu söylentilerin yeniden ortaya dökülmesidir. Sabah’ın 20 Temmuz 2007 tarihli sayısında yer alan bir yazıda şöyle deniyordu :
“Mehmet Eymür’ün Analiz kitabına göre ünlü aktör Yılmaz Güney’in hemşehrisi olan Necati adındaki Adanalı bir MİT görevlisi, ‘Yılmaz Güney MİT elemanı’ diyerek ünlü aktörü koruyordu.” (“Necati Yılmaz Güney’in MİT’teki Köstebeğiydi”) Aziz Nesin hakkında çıkarılan gerçek dışı karalama ve söylentilerin aynı kampanyanın bir parçası olduğunu tahmin edebiliriz.

MİT ajanı olarak gösterilmeye çalışılan Aziz Nesin’in yaptıklarına kuşbakışı bir göz atalım :

O, 4 Aralık 1945’te devlet destekli bir güruhun saldırısı sonucu yakılan zamanın ilerici ve demokrat gazetesi Tan’da köşe yazarlığı yapıyordu.

O, 1950’de 1950’de Georges Politzer’in Marksist Felsefe Dersleri adlı kitabın Önsözünü yayımladığı gerekçesiyle 16 ay hapis cezasına mahkum edildi.

O, Türk gericilerinin 6/7 Eylül 1955’te İstanbul ve İzmir’de Rum halkına karşı gerçekleştirdiği kanlı provokasyon saldırısının ardından bir dizi diğer demokrat aydınla birlikte gözaltına alındı ve kendi suçlarını örtmek isteyen Türk generalleri ve Demokrat Parti yöneticileri tarafından aylarca hapiste tutuldu.

O, 60 yaşındayken, yani 1974’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna öncülük etti ve yıllar boyu bu örgütün yaşaması için uğraş verdi.

O, 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye Yazarlar Sendikası ve Barış Derneği davalarından yargılandı.

O, 12 Eylül faşizminin karanlığında küçük de olsa bir gedik açmak için 1984’te Aydınlar Dilekçesi’nin hazırlanmasına öncülük eden aydınlar arasında yer aldı.

O, 1989’de Demokrasi Kurultayı’nın toplanmasına öncülük eden aydınlar arasında yer aldı.

O, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Kontrgerilla ile gerici İslamcıların birlikte örgütlediği/ gerçekleştirdiği ve 37 ilerici ve demokrat aydının can verdiği barbarca eylemin esas hedeflerinden biriydi.

O, Kürt halkının ulusal-demokratik özlemlerini desteklemekteydi. Örneğin Aziz Nesin, bazı arkadaşlarıyla birlikte 1994 yılı başında bir Kürt Sorunları Kurultayı toplama girişiminde bulunmuş, ancak bu toplantı Ankara Valililiği tarafından yasaklanmıştı. O, Özgür Ülke gazetesininin 3 Aralık 1994’de Kontrgerilla tarafından bombalanması, Ersin Yıldız’ın ölümü ve çok sayıda gazete çalışanının yaralanmasının ardından bir dizi duyarlı aydınla birlikte gazeteyi ziyaret etmişti.

Kendini “sosyalist bir aydın” olarak tanımlayan Aziz Nesin’in dünya görüşü ve aydın pratiği elbette bir dizi açıdan eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de. Ancak bu, O’nun Türki
ye işçi sınıfı ve halkının demokratik aydınlanmasına yaptığı katkılar anlaşılmaksızın, Aziz Nesin’in sadece “Aziz Nesinlik” öykü ve romanlar kaleme alan yetenekli bir mizah yazarı olmadığı kavranmadan, halkın önyargılarını ve geri yanlarını inceden ve yer yer acımaksızın eleştirmesine rağmen yapıtlarıyla gerçekten halka malolmuş olumlu anlamda bir popüler yazar, kendisini sürekli olarak aşmaya çalışan yaratıcı bir aydın olduğu, herhangi bir siyasal örgütün üyesi olmamasına rağmen her zaman işçi sınıfının ve emeğin yanında yer aldığı gözardı edilerek yapılamaz.

Kendi ilerici geçmişine ve tarihi mirasına -eleştirilerini saklı tutarak- sahip çıkmayanların, çıkamayanların sağlam ve tutarlı devrimci bir gelecek inşa etmeleri olanaksızdır. Lenin, proleter kültürünün oluşturulmasının yolu üzerine görüşlerini anlatırken şöyle diyordu:

“İnsanlığın tüm gelişme süreci boyunca yarattığı kültürün tam olarak kavranması ve dönüştürülmesi olmaksızın bir proleter kültürünün yaratılamayacağını berrak bir biçimde kavrayamadığımız sürece bu sorunu çözemeyeceğiz… Proleter kültürü insanlığın kapitalist, toprakağası ve bürokratik toplumların boyunduruğu altında biriktirdiği bilgi dağarcığının mantıksal gelişmesinden başka bir şey olamaz.” (“Gençlik Birliklerinin Görevleri”, On Culture and Cultural Revolution, Moskova, Progress Publishers, 1966, s. 133) Dolayısıyla, kendi ilerici geçmişine ve tarihi mirasına sahip çıkmakla yükümlü olan Türkiye ve Kürdistan devrimci ve demokratik hareketinin Aziz Nesin’e ve benzer ortak değerlerimize yapılan saldırılara karşı sesini yükseltmesi gerekiyor. Aziz Nesin yaşamı boyunca hep değilse de çoğu zaman yalnız kaldı, yalnız bırakıldı. Geç de olsa O’na ve O’nun anısına sahip çıkmanın zamanıdır.

DİPNOTLAR
(1) Nesin Vakfı’na yapılan iğrenç ve alçakça saldırıların bir örneğini Vakıf yöneticilerinden ve Aziz Nesin’in matematik profesörü oğlu Ali Nesin veriyor. Ali Nesin’in bu konuyu ele alan 10 Mart 2007 tarihli “Ali Nesin’den Dostlara Mektup”u için bakınız: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=10278