Grev hakkına sahip çıkmak -İbrahim Arzuk(Birgün)

Hava-İş Sendikası’nın THY işçileri için aldığı grev kararı geçtiğimiz hafta oylandı ve işçilerin çoğunluğu greve evet dediler. Grev oylamasından evet kararının çıkmış olması THY yönetimini oldukça sinirlendirmiş olmalı ki, zehir zemberek bir açıklama yayımlamışlar. THY yöneticilerinin şirket seminerlerinde öğretildiği gibi başlarına siyah savaş şapkalarını taktıkları; THY’de ki toplu iş sözleşmesi uyuşmazlığını, sendikal ve toplusözleşme haklarına karşı bir saldırıya dönüştürmek istedikleri anlaşılıyor.

Başlarında AKP’nin prenslerinden Candan Kar-lıtekin’in bulunduğu THY yönetimi, “Ne bugün ne yarın, ne greve evet dendiğinde ne de grev uygulamasına geçildiğinde ve ne de muhtemel bir grev sonrasında verdikleri tekliften bir adım ileri gidilemeyeceği”ni bildirdikten sonra: “grevle yeni bir şeyler alınabileceği yolundaki telkinlere kimse kulak asmamalıdır.” diye buyurmuş.

Bu söylemin bizatihi kendisi toplu iş sözleşmesi görüşmelerini kimin çıkmaza soktuğunu apaçık gösteriyor. THY yönetimi, işyerlerinde yetkili Hava-İş Sendikası ile karşılıklı anlaşma temelinde bir toplu iş sözleşmesi imzalamak yerine, tek taraflı olarak kendisinin belirlediği çalışma koşullarını çalışanlara zorla dayatmak istiyor.

THY yönetiminin bu dayatmacı tavrını anlamak için, toplu iş sözleşmesinin uyuşmazlık maddelerine bakmak yeterli. Uyuşmazlığın tek nedeni, işverence gösterilmek istendiği gibi sadece ücret artışı değil. THY işverenliği, çalışanlarından çok şapkalı esnek personel olmalarını talep ederken, mavi sabah – kırmızı gece gibi keyfi iş düzenlemelerine herhangi bir sınırlama getirilmesini istemiyor. Bugün pek çok işyerinde benzerlerini gördüğümüz bu uygulamaların giderek insanlık dışı bir hal aldığını bütün çalışanlar biliyor.

Hava-İş Sendikası tarafından alınan grev kararının oylanması bu nedenle önem arz ediyordu. THY yönetimi için önemli olan çalışanların toplusözleşme görüşmelerindeki sendikal örgütlülüklerinin kırılmasıydı. Bu hedef doğrultusunda ellerindeki her türlü imkânı seferber ettiler; savcılıklara şikâyette bulunarak, Sermaye Piyasası Kurulu’nu sendikaya karşı harekete geçirerek, kontrolleri altındaki sivil kuruluşları devreye sokarak, işyerlerindeki iktidar ilişkilerini ve olanakları kullanarak işçilerin greve hayır demesini sağlamaya çalıştılar.

İşverene destek amacıyla holding medyasında yer alan haber ve köşe yazıları ise konuyu, işçilerin örgütlenme, toplusözleşme ve grev haklarının tartışıldığı bir kamusal tartışmaya dönüştürdü. Taha Akyol’un Milliyet’teki, Eser Karakaş’ın Star gazetesindeki yazıları, işçi hakları konusunda muhafazakâr ve liberal anlayışların gerçek yüzünü ve sınırlarını göstermesi bakımından ibret verici nitelikteydi. Her iki yazar da işçiler için toplusözleşme, sendika ve grev gibi hakların modasının geçtiğini ifade ettiler. Deniz Gökçe ve benzerlerinin yazıları ise alenen grev kırıcılığıydı. Aynı gazetelerde Hava-İş Sendikası’nın grev kararını ülke için bir tehdit olarak gösteren haberler de yer aldı.

THY grev oylamasının, işverenin uzlaşmaz tutumu ve hava taşımacılığı işkolunun günümüz küresel kapitalist sistemi içerisindeki konumu nedeniyle kamusal bir tartışmayı davet edeceği bekleniyordu. Sol muhalefet ve sendikal hareket, dağınıklığı ve güçsüzlüğü nedeniyle bu tartışmanın gündemini belirleyeme-yince, meydan muhafazakârlara ve liberallere kaldı.Onlar da tartışmayı tam istedikleri yere getirerek işçilerin örgütlenme, toplusözleşme ve grev haklarının artık geçersiz olduğunu ilan ettiler. Bu vesileyle, muhafazakârların demokrasi ve hukuk devletini sadece kendileri için istediğini; liberallerin sivilliğinin piyasa ile sınırlı olduğunu bir kere daha görmüş olduk.

Bu yüzden THY’deki grev oylaması önemliydi. Sadece Hava-İş Sendikası’nın aldığı grev kararı oylanmadı. Oylanan, bütün çalışanların grev hakkıydı. Tüm çalışanların sendikal haklarına karşı işveren cenahının başlattığı saldırıya boyun eğmeden greve evet diyen Hava-İş Sendikası üyeleri her türlü desteği hak ediyor