Bu Kriz ‘O Kriz’ mi? (II)-Ergin Yıldızoğlu(Cumhuriyet)

“O kriz” derken,1907’de spekülatif köpüğün patlamasıyla başlayan, 1929’da depresyona dönüşerek 1940’lara kadar uzanan dönemi kast ediyorum: O kriz içinde, bir küreselleşme süreci daha çöktü, dünya ekonomisi bir kaosa sürüklendi; İngiliz hegemonyası yerini, ABD hegemonyasına bıraktı, dünyada yeni bir siyasi, ekonomik hatta ideolojik kutup oluştu, sömürgeler özgürlüklerini kazanmaya başladılar.

Ekonomik benzerlikler çok çarpıcı

Geçen ay, piyasalar sarsılmaya başladıktan sonra, “bu kez farklı bir durum var” diyen, “o kriz dönemine” gönderme yapan yorumlar ilgi çekmeye başladı. Pazartesi günü Financial Times, tarihsel benzerlikleri anımsatan, tüm yeni enstrümanlara karşın, mali piyasaların esas kurallarının değişmediğine, krizlerin devrevi özelliğine dikkat çeken uzun bir deneme yayımladı ( Gillian Tett, 27/08). New York Times ‘dan James Grant da FED’in müdahalesinin, olası sonuçlarını irdelediği yazısında 1907 krizine kadar geri gidiyordu.

Küresel resesyon tehlikesi de giderek güçleniyor. Yine pazartesi günü, Clinton dönemi hazine bakanı Larry Summers , “krizin sona erdiğini düşünmek için henüz çok erken” dedikten sonra, uyarıyordu; “Resesyon riski 9/11’den bu yana en yüksek düzeye ulaştı” ( Washington Post, 27/08). Devletin piyasalara daha doğrudan müdahale etmesi, mali piyasaları denetlemesi gerektiğine ilişkin tartışmalar da alevlendi. Larry Summers, Financial Time ‘daki (27/08), Federal yönetimin, piyasalara, Fanne Mae and Fredie Mac ( “mortgage” piyasalarını desteklemek/denetlemek içi kurulmuş yapılar) aracılığıyla doğrudan müdahale etmesinin, yeni düzenleme, denetleme mekanizmalarının gereğini vurguluyordu. The Work Foundation ‘un direktörü Will Hutton da The Observer ‘de büyük mali kuruluşların, özgürlük ve denetimsizlikte ısrar eder, bu sırada, toplum çıkarını hiçe sayan pervasız spekülasyonlardan büyük paralar kazanırken, zora gelince devletlerinden yardım istemelerinin müstehcenliğine dikkat çekiyordu. James Grant da kinayeli bir dille, Merkez Bankaları batanları kurtardıkça sistemin adeta “zenginler için sosyalizm gibi” işlediğini yazıyordu.

Siyasi benzerlikler de…

O krizin sonuçlarından biri, İngiltere ile ABD arasındaki “nöbet değişimiyse” diğeri de sınıf mücadelelerinin küresel çapta keskinleşmesiydi.

Bu bağlamda, Şanghay İşbirliği Örgütü ‘nün gittikçe artan önemi dikkat çekiyor. Bu sırada, ABD ordusu Afganistan ve Irak savaşlarına saplanmıştı, yeni bir kara operasyonu gerçekleştirecek durumda değildi. Diğer taraftan, Bush ‘un en önemli siyasi danışmanı, seçim kampanyası stratejisti Karl Rove ‘un istifası, Başsavcı Gonzalez ‘in, muhalefetin baskısına dayanamayarak görevinden ayrılmak zorunda kalmış olması, The New Statesman ‘dan Andrew Stephen ‘in geçen hafta belgelediği gibi, yönetimin çöküş sürecinin hızlanarak devam ettiğini gösteriyordu. Stratejik analiz şirketi Stratfor ‘un editörü Friedman ‘a göre şimdi Bush yönetimi her alanda topal ördekti, diğer büyük güçlerin manevra alanı genişlemişti. Böylece hegemonya gerilemesi, hegemonyacıyı mali-ekonomik olarak etkileyebilecek, hatta mali piyasalarını çökertebilecek büyük güçlerin yükselişi belirginleşiyor, dikkatler giderek daha çok Çin’ın ekonomik, Rusya’nın askeri kapasiteleri üzerinde yoğunlaşıyordu.

Sınıf mücadelesi ve küreselleşmeye gelince, Prof. Williamson ‘un (Two hundred years of globalization, Eylül 2002, NBER) daha önce de aktardığımız çalışmasının bulguları burada çok önemli: Küreselleşme hem ülkeler arası hem de ülkelerin içindeki gelir dağılımını bozuyor, ulusal kaygıları öne çıkarıyor, küreselleşmeyi tehdit eden siyasi tepkilere yol açıyor. Geçen yıl boyunca, ABD’de ve Avrupa’da korumacılık ve ekonomik ulusalcılık eğilimlerinin güçlenmesine şahit olduk. ABD’de Demokrat Parti sendikaların baskısıyla bu yöne doğru daha çok eğildi.

İngiltere Savunma Bakanlığı (MOD) bünyesindeki Gelişme, Doktrin ve Kavramlar Merkezi (DCDC) tarafından yayımlanan ve bizim de aktardığımız (07/05/07) Küresel stratejik trendler 2007-2036 başlıklı bir rapor, “orta sınıf” militanlığının (aslında beyaz yakalı işçiler-yeni işçi sınıfı),örgütlenme düzeyinin küresel çapta arttığına dikkat çekiyordu. Bu sırada hemen tüm devletlerin, terorizme karşı mücadele bahanesiyle vatandaşlarının kişisel haklarını kısıtlamaya başladığını görüyoruz. Nihayet, özellikle bölgemizde, faşizmi anımsatan totaliter bir projeye sahip bir siyasi akım, “Emperyalizm siyasi gericiliktir” saptamasını kanıtlarcasına, emperyalizmin desteğiyle güçleniyor, akılcılık, ulusal bağımsızlık, laiklik, demokrasi, kadın-erkek eşitliği gibi kentsoylu uygarlığın en temel kazanımlarını imparatorluk projelerine kurban ediyor.

O kriz döneminde olduğu gibi bu kriz döneminde de gelecek pek aydınlık değil… Bir farkla ki o zaman küresel çapta güçlü bir ilerici hareket, bir umut vardı…