2007 Cezaevleri İhlal Raporu-İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi

Cezaevlerinde Yaşananlar “SIR” Değil.
2007/İlk 6 Ay Cezaevi İhlal Raporu
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi

İnsan Hakları Derneği; Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan insanlara insani muamele yapılmasını, cezaevlerinin mahpuslara fiziki ve ruhen zarar verici bir nitelik taşımamasını temel bir ilke olarak kabul eder.

Mahpusların hangi gerekçe ile tutuklu veya hükümlü olduğundan bağımsız, cezaevi koşullarının tüm mahpuslar için yaşanabilir insani bir ortama sahip olmasını, cezaevinde hiçbir mahpusa işkence, kötü muamelede bulunulmaması savunur.

Bu ilkeden yola çırak, Türkiye’deki cezaevlerinde meydana gelen insan hakları ihlallerini takip etmekte ve çözüm önerileri sunmaktadır.

İnsan hakları savunucuları olarak sürekli dile getirdiğimiz sorunlara, aradan geçen onca zamana rağmen çözüm üretilememiştir.

Özellikle F Tipi Cezaevlerinin açılması ile gündeme gelen tecrit ve izolasyon sorunu Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı genelge ile nispeten hafifletileceğine dair beklentilerimiz cezaevlerinden gelen mektuplardaki şikayetler göz önüne alındığında boşa çıkmıştır. Avukat Behiç Aşçı ve arkadaşlarının ölüm orucuna son vermesini sağlayan Adalet Bakanlığı Genelgesi’nin hala tam anlamıyla uygulanmaması bir endişe kaynağıdır.

Cezaevlerinden gelen mahpus anlatımlarını içeren mektuplar ve derneğimize başvuruda bulunan mahpus yakınları ile avukatlarının beyanlarından derleyerek hazırladığımız rapordan da açıkça anlaşılacağı üzere cezaevlerinde insan hakları ihlalleri devam etmektedir. Tecrit ve izolasyonun devam etmesi F-Tipi cezaevlerinde, mahpusların fiziksel ve psikolojik durumunu olumsuz yönde etkilediği başvurucuların beyanlarında açıkça görülmektedir.

Mahpusların, harbeleşme özgürlüğü, görüş, savunma, sağlık vb. en temel hakları bilgi alabildiğimiz tüm cezaevlerinde keyfi uygulamalarla gasp edilmektedir. Mahpusların, gasp edilen haklarını, aramaya ilişkin her türlü girişimleri ya ret ya da disiplin cezası olarak mahpuslara dönmektedir.

Son günlerde derneğimize yönelik “sadece F Tipi cezaevleriyle ilgileniyorsunuz” tarzı eleştirilerin kısmi olarak haklılık payı vardır. Ancak unutulmamalıdır ki; İnsan Hakları Derneği cezaevlerinde yaşanan sorunları, mahpusların, yakınları ve avukatlarının bize yaptığı başvurulardan öğrenebilmektedir. En çok başvuru, F Tipi cezaevlerinden yapılmaktadır. Doğal olarak raporlarımızda daha çok F Tipi cezaevlerinde meydana gelen ihlaller ağırlık kazanmaktadır.

Bu diğer cezaevlerinde insani yaşam koşullarının oluştuğu, insan hakları ihlallerinin yaşanmadığı anlamına gelmemektedir. Bu cezaevlerinden gelen az sayıda mektupta belirtilen sorunlar değerlendirildiğinde adli mahpusların bulunduğu cezaevlerinde de ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığı anlaşılmaktadır.

F-Tipi ve diğer tip cezaevlerinden derneğimize gönderilen mektuplar ve yapılan başvurulardan derlediğimizi raporu kamuoyuna sunuyoruz.

Dileğimiz cezaevlerinde insan hakları ihlallerinin son bulmasıdır.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi

Cezaevlerinde İnsan Hakları İhlalleri Ve Yasaklar

1) Derneğimize, Bursa Kapalı Cezaevi’nden 1, Vezirköprü Ceza İnfaz Kurumu’ndan 1, Metris Kapalı Cezaevi’nden 1, Konya Kapalı Cezaevi’nden 3, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden 2, Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden 2, Tekirdağ F Tipi Kapalı Cezaevi’nden 37 mektup olmak üzere toplam 47 şikayet ve talep mektubu gelmiştir.

2) 1 Ocak 2007 ile 1 Ağustos 2007 tarihleri arasında 9 mahpus yakını derneğimize gelerek yakınlarının maruz kaldığı insan hakları ihlallerine ilişkin başvuruda bulunmuşlardır.

CEZAEVLERİNDEN ‘SEÇME İHLALLER”

Mahpus ailelerinden, derneğimize gönderilen mektuplardan ve avukat beyanlarından derlediğimiz “akla ziyan” yasaklardan “örnek” uygulamalar şunlardır;

Cezaevlerinde uygulanan yasaklar ve ihlaller şunlardır:

* Cezaevlerinde ve dışarıda F Tipi Cezaevlerini protesto amacıyla sürdürülen ölüm oruçlarının sona ermesini sağlayan Adalet Bakanlığı Genelgesi keyfi olarak uygulanmamaktadır.

* Cezaevi idareleri, mahpusların “bireysel başvuru ve bilgi edinme hakkında yararlanma” hakları engellemektedir.

* Anadilde konuşma hakkı engellenmektedir. Kürtçeden başka dil bilmeyen mahpus ve mahpus yakınları görüşememekte ve zorluklarla karşılaşmaktadır.

* İletişim hakkı idarece engellenmekte, mektuplara el konularak imha edilmek, sansürlenmektedir. Mahpusların, cezaevinde maruz kaldıkları sorunlara ilişkin mektuplar nedeniyle çeşitli disiplin cezalarına maruz kaldıkları öğrenilmiştir.

* Haklarında mahkemelerce verilmiş toplatma ve yasaklama kararı olmamasına rağmen Kürtçe ve bazı muhalif yayınlar, cezaevi idaresince keyfi olarak el konulmakta ve mahpuslara verilmemektedir.

*Ortak yaşam alanlarından mahpusların yararlanması konusunda cezaevi idarelerince zorluk çıkarılmaktadır.

* Cezaevlerinde mahpuslara gereken sağlık hizmeti verilmemektedir. Bulaşıcı ve devamlı bakım isteyen hastalıklar konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemektir. Cezaevi idarelerinin mahpusların sağlığ�� konusundaki duyarsızlık ve keyfiyetleri, mahpusların tedavi edilemez derecede hastalanmasına neden olmakta ve tedavileri aksatılmaktadır.

* Cezaevlerinde görevli doktorların mahpusları tam anlamıyla muayene etmeden ilaç vermesi ve doktorlar hakkındaki şikayetlerin sonuçsuz kalması da mahpusların dile getirdiği önemli bir husustur.

* Mahpusların içme ve temiz su ihtiyacı karşılanmamakta, sıcak su ise 15 günde bir verilmektedir.

* Mahpusların, odalarında 3 kitaptan fazlasını bulundurmasına izin verilmemektedir.

* Mahpusların spor yaparken boyunlarının altına koydukları gazeteler, gardiyanlarca ‘amaç dışı kullanılamaz’ gerekçesiyle verilmemektedir..

* Mahpusların TV sehpası veya çöp kovası olarak kullandığı pet şişelere cezaevi yönetimince, ‘amacı dışında kullanılamaz’ gerekçesiyle el konulmuştur.

* Cezaevi yönetimince sadece siyah, beyaz ve gri renk iç çamaşırı giyilmesine izin verilmektedir Cezaevi yönetimince ‘sakıncalı’ iç çamaşırı renkleri ve gerekçeleri şöyle sıralanmıştır:
*Kırmızı: Mahpusların iç çamaşırlarından bayrak yapması,
*Yeşil: Asker kıyafetinin rengi
*Lacivert: Gardiyan kıyafetinin rengi
*Bordo: Kırmızıya yakın

Çarpıcı yasaklar kısaca
• Gazete arşivi tutmak
• Siyah üzüm istemek
• Sabun ve deterjanı pencere kenarına koymak
• Kantin günü dışında alışveriş yapmak
• Kantinden oda arkadaşları için alışveriş yapmak
• Dışardan yiyecek almak
• Ziyaretçilerin getirdiği giysileri giymek
• Ajanda ve spiralli defteri içeri sokmak
• Voleybol oynarken konuşmak
• Mektuplarda moral verici cümlelere yer verilmesi
• Walkman ile müzik dinleme
• Cezaevi idaresinin tutumuna ilişkin dışarıya mektup göndermek
• Görüşlerde anadilde (Kürtçe) konuşmak
• Aile ile görüştürmeme
• Tek kişilik hücre cezası verme
• Kürtçe yayın alma
• Muhalif yayın alma

CEZAEVLERİNDE YAŞANAN İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE ÖRNEKLER

1) 21.05.2007 tarihinde derneğimize bulunduğu Tekirdağ 2 Nolu F Tipi cezaevinden mektup gönderen Vechettin Tok isimli mahpus mektubunda “2.01.2007 tarihinde cezaevlerine ilişkin yayınlanan Adalet Bakanlığı genelgesinde, sosyal alanlara çıkarılma süresinin haftada 5 saa
tten 10 saate çıkarıldığı yer sorunu olsa bile gerekirse hükümlü ve tutukluların kendi kaldıkları üç kişilik odalarında bir araya gelebileceği, bunun yanında kimi iyileştirmelere gidileceği kamuoyuna günlerce basın aracılığıyla duyuruldu. Ancak 5 aydır adalet bakanlığı genelgesi yayınlanmasına rağmen bugüne kadar bize tanınan bu 10 saatlik süre hiçbir şekilde hayata geçirilmedi. Cezaevi idaresi nezdinde yaptığımız tüm girişimler “yer sorunumuz var, personel yetersizliği var” gerekçelerle sonuçsuz bırakıldı. Haftada sadece 2 saat olmak üzere bir araya getirilme, olsa da bu hak, bazen uygulanmıyor. Mevcut durumda zaten tanınan süre uygulanmıyor. Bize söylenilen haftada 2 saat bile bazen de 2 veya 3 haftada ancak gerçekleşebiliyor. Bu da bazen görüş saatine denk gelebiliyor, bunun dışında genelgeye göre sosyal alanlara çıkarılacak kişilerin kimlerle çıkarılacağı, tercihi hükümlü tutuklulara bırakılmasına karşın, maalesef bunu hiçbir şekilde bize sormadan, kendileri yapıyorlar” diye cezaevi genelgesinin uygulanmamasından ötürü zorluklar yaşadıkları belirtmiştir.

2) 29 Mayıs 2007 tarihinde tutuldukları Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevinden mektup gönderen Ergin Atabey, M. Ali Kaya ve A. Menaf Orak adlı mahpuslar, Adalet bakanlığının çıkarmış olduğu genelge, uygulanmadığını, genelgenin tanıdığı şartsız olarak belirtilen, sohbetlerde 10 kişilik ve haftada 10 saat olmak üzere sosyal faaliyetlerden yararlanılmasına ilişkin maddelerden kaynaklı hakların çiğnendiğini, bunlara itiraz ettiklerinde tek kişilik hücre cezalarıyla susturulmak istendiklerini, cezaevi idaresinin kendilerine ideolojik yaklaşarak saldırı zemini yarattığını, yasak olmayan ve adlarına gelen yayınların idare tarafından kendilerine keyfi olarak verilmediğini, en ufak itirazların bile disiplin suçu olarak nitelendirilerek cezalandırıldığını, telefonla görüşemediklerini, telefon etme haklarının dahi engellendiğini, sosyal aktiviteler için kullanılan ortak alanlardan yararlandırılmadıklarını belirterek konuyla ilgili derneğimizden hukuki yardım talebinde bulunmuşlardır.

3) 28 Mayıs 2007 tarihinde tutuldukları Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevinden mektup gönderen Cemal Aydın, Habip Çiftçi, Cengiz Atsız adlı mahpuslar, mektuplarında “Sosyal alanlarımız keyfi olarak engellenmektedir. Atölyelere giden her mahkûm, ortak alan haklarından yararlanamamaktadır. Ortak alana çıkan mahpuslar ise atölyelerden yararlanamamaktadır. Keyfi ve gerekçesi tatmin edici olmayan uygulamalar var. İdarece verilen disiplin cezasına itiraz etmemiz bile ceza olarak; bize dönüyor. Disiplin cezası olarak, tek kişilik hücre, aileyle görüşememe, ya da iletişim hakkına yasaklar getirme cezaları verilmektedir. Bu cezaların ortadan kaldırılmasına ilişkin verdiğimiz dilekçelerin içeriği uygun bulunmayarak yeni cezalar verilmektedir. Özelikle Kürtçe gelen basılı yayınlardan, kesinlikle yararlanmamız söz konusu değil. Tercüman sorunu var deyip vb. gerekçeler gösterilerek verilmiyor. “Gelen diğer basılı yayınları da, toplatma kararı” var denilerek mahpuslara verilmemektedir. Oysa gelen basın yayınların hiç birinin toplatma kararı bulunmamaktadır. Yaptığımız bütün itirazlara ret cevabı verilerek hakkımız olan bir şey tasarruf edilmektedir. İtiraz dilekçelerimize cevaben yazılan metinde “sakıncalıdır” diye bir ibare kullanılmaktadır. Bunun dışında bize bir açıklama yapılmamaktadır. Burada biz mahkûmlara karşı beyaz bir katliam uygulaması yapılmaktadır. Bunun biran önce ortadan kaldırılması gerekmektedir” diyerek cezaevi koşullarının iyileştirilmesi için kamuoyu yaratılması talebinde bulunmuşlardır.

4) 2 Haziran 2007 tarihinde tutulduğu Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevinden mektup gönderen Hüseyin Sürensoy “Kürtçe çıkan Azadiya Welat gazetesine “sakıncalı yayındır” denilerek el konuldu. Bende bunun üzerine dilekçe verdim. Verdiğim dilekçemin içeriği uygun olmadığı gerekçesiyle bana iki aylık hem açık görüş, hem kapalı görüş cezası verilmiştir. Avukat ve aile görüşlerimi yapamamaktayım. Bu mektubu sizlere yazmaktaki amacım, kuşkusuz burada yaşadığımız, karşı karşıya kaldığım hak ihlallerini peş peşe sıralamak değildir. Burada yaşanan hak ihlallerinin tümü kamuoyuna yansımamaktadır. Kısmi yansıyan sorunlara karşı insan hakları savunucuları başta olmak üzere, çeşitli sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler bir de onurlu ve vicdan sahibi aydın, yazar ve sanatçıların tepkisine yol açmak durumundadır” diyerek yaşadığı mağduriyeti derneğimize aktarmıştır.

5) Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevinden derneğimize mektup gönderen Lütfi Dağ “22 Ocak 2007 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge, ortak kulanım alanlarımızın haftada 10 saate çıkarılmasını içeriyordu. Genelgenin yürürlüğe girmesinin üzerinden 4 ay geçti. Ancak uygulama yok. Cezaevleri idaresi hala keyfi tutumla genelgeyi uygulamamaktadır. Uygulamanın hayata geçmemesinin gerekçesinde “yer ve güvenlik sorunu” olduğunu açıklamayla yetinmektedirler. Bu da bize yönelik tecrit ve izolasyonun devam etmesine neden olmaktadır. Bizler kamuoyunun bu konuda hassasiyet geliştirmesini bekliyoruz” demiştir.

6) Tekirdağ 1 Nolu F tipi Cezaevi’nden derneğimize mektup gönderen Ulvi Yalçın adlı mahpus, “Genelgede belirtilen 10 saatlik sohbet hakkımız “yer bulamama ve hapishanenin doluluk oranı gerekçe gösterilerek” 2 saat ile sınırlandırılmaktadır. Bu 2 saati bile, günün programsızlığından dolayı çoğu kez uygulamamaktadır. Bu ve benzeri uygulamalar, ortamı germek için bilinçli yapılan müdahalelerdir. Çünkü gardiyanlar sürekli bizi tahrik ediyorlar” diyerek yaşadığı mağduriyeti derneğimize aktarmıştır.

7) Derneğimize PTT aracılığıyla bir mektup gönderen Erdal Gümüş adlı kişi, Bir dönem askerden firar ettiği için tutuklu bulunduğu Edirne Kestanelik Askeri Cezaevi’nde maruz kaldığı uygulamalara ilişkin şunları anlatmıştır “Edirne Kestanelik Cezaevi’nde ilk girdiğimizde fiziki dayakla başlayan uygulamalar sistematik olarak devam ediyor. Hoş geldiniz dayağıyla başlıyor. Herhangi bir gerekçe gerekmiyor. Amaç, kişiyi sindirmek, kendilerine itaat ettirmektir. Ve kişi sürekli tekmil vermeye zorlanır. Her defasında adını soyadını söylemesi gerekmektedir. Cezaevinde gardiyanların her söylediğini yapmak zorundasın. Sigarasını yakmak, botlarını boyamak, çayına şekerini atmak vb. uygulamalar zorla yaptırılmaktadır. Yapmayanlar işkenceye maruz kalıyorlar. Mesela bu süre içerisinde şiddete maruz kaldıklarına tanık olduğum Muhammet Kahraman, Selçuk Bulut, Ersin, Mustafa, Erkan, Selçuk, Azmi, Aziz Uçar, Murat Dalgıç, Rahmi Çün, Hüseyin Arı şahıslardır. Psikolojik şiddet olarak da, tek tip elbise dayatması mesela yeşil pantolon, siyah ceket, günde üç kez sayım yapılması, 1-2-3 diye uygun adımda yürütmekteydiler. Gardiyanlar sürekli koğuşta oturuyorlar ve gülmek yasak. Gülemezsiniz vs vs.” diyerek yaşadığı mağduriyeti derneğimize aktarmıştır

8) 8 Ocak 2007 tarihinde derneğimize tutulduğu Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bir mektup gönderen Hüseyin Güçlü adlı mahpus “haklarımız sürekli gasp edilmekte yasalar ve genelgeler gerekçe gösterilerek, ne telefonda ne de ziyaretlerde Kürtçe konuşmamıza izin verilmemektedir. Bir süre önce Selahattin Sürmeli ve Suat Kolca adlı arkadaşlarımıza Kürtçe konuştular diye kapalı görüş yaptırılmadı. En son 04.01.2007’de çıktığım kapalı görüşte annemle Kürtçe konuşmama izin verilmedi. 70 yaşına gelmiş annem Türkçe bilmiyor. Ve 70 yaşındaki annemin gidip Türkçe öğrenip öyle gelip benimle konuşması gerektiğine dair bir cevap verildi. Birkaç aydan beri yasalar, genelg
eler ileri sürülerek ziyaretlerde Kürtçe konuşmamız tamamıyla engellenmiştir. Kürtçe konuştuğumuzda hem bize hem de ziyaretçilerimize fiziki müdahale edilebilmektedir. Uzun yolculuk yaparak ziyaretime gelen ailem Kürtçe konuştuğu için dışarı atılarak ziyaret yaptırılmadı. Buraya sevk edilen Abdullah Çelik adlı mahkûm ailesiyle Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğrayarak, fiziki şiddette maruz kaldı. Kürtçe basın yayınların hiç biri bize verilmektedir” diyerek yaşadığı mağduriyeti derneğimize aktarmıştır

9) 28 Mayıs 2007 tarihinde tutuldukları Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden derneğimize mektup gönderen Lütfü Yoldaş, Tekin Beyhan, Ekrem Baran adlı mahpuslar, “Toplatma kararı olmayan basılı yayınlar keyfi olarak verilmemektedir. Bu da haber alma ve bilgilenme haklarımızın ihlali anlamına gelmektedir. Hücrelerde tecrit edilip, yaşamdan koparılıyoruz. Ortak alanları kullanamıyoruz. 10-15 günde bir defa 4-5 kişiyle çıkarılmaktayız. Genelgenin ön gördüğü haftada 10 saatlik hakkımız 2-3 saatle sınırlandırılmaktadır. Sularımız kesiliyor, günlerce su verilmemektedir. Haftada 2 kez sıcak su verilmesi gerekirken, bazen haftalarca sıcak su verilmemektedir. Yaşam koşullarımızın insanileştirilmesini istiyoruz” diyerek yaşadıkları hak mağduriyetleriyle ilgili derneğimize bilgi vermişlerdir.

10) 26 Haziran 2007 tarihinde tutuldukları Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden derneğimize mektup gönderen Muhammed Akyol, Yaşar Eriç, Bayram Kama, Murat Karayel, Cihat Özdemir ve Yılmaz Bulduraç adlı mahpuslar, ” odalarımızda bulunan ve kırılan sandalyeler değiştirilmiyor. Parayla satın alacaksınız dayatmasıyla karşı karşıya bırakılıyoruz. Arkadaşlarımızın bize hibe etmek istediği televizyonlar bize verilmiyor. Ancak tahliye durumunda bize hibe edilen televizyonların verileceği söylendi. Keyfi uygulamalar nedeniyle hak ihlali yaşamaktayız” diyerek yaşadıkları hak mağduriyetleriyle ilgili derneğimize bilgi vermişlerdir.

11) 29 Haziran 2007 tarihinde derneğimize mektup göndererek başvuruda bulunan İ. Cengiz Oğurtan, Tekirdağ 2 Nolu F tipi kapalı cezaevinde bulunduğunu, Adalet Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu genelgenin keyfi sebeplerle uygulanmadığını, kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini, bir çok temel haklarının ihlal edildiğini ve hala tecrit altında olduklarını belirtmiştir.

12) 29 Haziran 2007 tarihinde derneğimize mektup göndererek başvuruda Şahin Akkuş, adli bir nedenden dolayı suçlanarak tutuklandığını, bir süredir Bayrampaşa Kapalı Cezaevi’nde suçsuz yere hapis yatmakta olduğunu, özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, kendisine adil yargılama hakkının tanınmadığını beyan ederek derneğimizden avukat desteği talebinde bulunmuştur.

13) 30 Haziran 2007 tarihinde derneğimize gelerek başvuruda bulanan Allehedin Koçuk, akrabası Hüseyin Koçuk’un Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunduğunu, Hüseyin Koçuk’a cezaevi idaresi tarafından çeşitli tarihlerde iletişim ve hücre cezası verildiğini, kendisi Kürt olan Hüseyin Koçuk’un kendi ana diliyle görüşemediğini, gardiyanların ziyaret saatinde Kürtçe konuşmayı engellediğini, son olarak 21.06.2007 tarihinde bir aylık hücre cezasına çarptırıldığını, açık görüşlerin zaten engellendiğini, buna bağlı olarak da şimdi de kapalı görüşlerin engellendiğini, tüm bu baskıların keyfi olarak uygulandığını belirterek derneğimizden hukuki yardım talebinde bulunmuştur.

14) Derneğimize mektup gönderen Ekrem Can adlı mahpus, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevinde mahpus olduğunu, Adalet Bakanlığı’nın tecridi nispi de olsa sona erdirecek olan Genelgesinin uygulanmadığını belirterek derneğimizden bu konuda duyarlılık beklemektedir.

15) 3 Temmuz 2007 tarihinde derneğimize mektup göndererek başvuruda bulunan Ozan Özyağcı, mektubunda “Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunmaktayım. Burada da diğer cezaevlerindeki baskılar uygulanmaktadır. Son olarak 22 Haziran 2007 tarihinde hiçbir gerekçe gösterilmeden Kürtçe tüm yayınların toplatılması olayı gerçekleşmiştir. Kürtçe diline yapılan bu baskıları bilgimize sunmakta ve sorumluluk duymanızı bekliyoruz” demektedir.

16) 13 Temmuz 2007 tarihinde derneğimize başvuruda bulunan Mucip Bilge, yakını Bünyamin Bilge’nin 27 nisan 2007 tarihinde silahlı yaralanma sonucunda felç olduğunu, tedavisi bitmeden mahkemeye çıkarılarak tutuklandığını ve cezaevine konulduğunu, yatalak olduğu ve tek başına ihtiyaçlarını karşılayamayacağına dair raporu olmasına rağmen cezaevinde hiçbir tedavisinin yapılmadığını, hayati tehlikesi bulunmasına rağmen cezaevi idaresinin keyfi hareket ederek, Bünyamin Bilge’nin hayatını riske soktuğunu belirterek, Bünyamin Bilge’nin sağlık durumu ile ilgili bizim Bayrampaşa Kapalı Cezaevi idaresi ile görüşmemizi istemiştir.

17) 19 Temmuz 2007 tarihinde derneğimize gelerek yazılı başvuruda bulunan İsmet Bardak “Bayrampaşa cezaevinde yatmakta olan 1988 doğumlu oğlum Servet Bardak lise son sınıfta okumaktadır. Aynı okulda okuyan arkadaşı Bayram ile kavga ediyor ve onu bıçaklayarak öldürüyor. Müebbet hapis cezası almış bulunmakta. Cezadan sonra psikolojisi bozulan oğlum Servet Bardak için üç defa ruh ve sinir hastalıklarına başvurulduğu halde sevk edilmemiştir. Sağlığından endişe ediyorum” diyerek derneğimizden hukuki yardım talebinde bulunmuştur.

18) 26 Temmuz 2007 tarihinde derneğimize bir mektupla başvuruda Hakan Özuçak “2001 yılından beri suç ortağım Ümit Fındık ile cezaevinde yatmaktayım. Suç ortağı olmamıza ve aynı cezayı almamıza rağmen Ümit Fındık Temmuz 2007 tarihinde tahliye olmuştur. Benimde tahliye olmam gerektiği halde tahliye edilmedim. Mağduriyetimin giderilmesi için derneğinizden yardım talep ediyorum” demiştir.

19) 1 Ağustos 2007 tarihinde derneğimize bir mektupla başvuruda bulunan Lütfi Yoldaş, Tekirdağ 1 Nolu F tipi cezaevinde kalmakta olduğunu, tecrit ve izolasyonu kısmi olarak ortadan kaldıracak olan Adalet Bakanlığı Genelgesinin uygulanmadığını, dilekçelerinin gereğinin yapılmadığını, kimsenin şikayetleri ile ilgilenmediğini belirtmiştir.

20) 4 Ağustos 2007 tarihinde derneğimize gelerek yazılı başvuruda bulunan Fevzi İnce, “Sincan 1. nolu cezaevinde bulunan kardeşim Yaşar İnce’nin Hepatit B, bel fıtığı, kalp yetmezliği, böbrek ve diğer sağlık sorunları olmasına rağmen cezaevi yetkililerince tedavisi engellenmektedir. Sağlığına kavuşabilmesi için tam teşekküllü hastaneye yatırılması gerektiği halde yatırılmamıştır, kardeşimin sağlık hakkı ihlal edilmektedir” diyerek derneğimizden hukuki yardım talebinde bulunmuştur.

21) 8 Şubat 2007 tarihinde derneğimize başvuruda bulunan Eyüphan Başar, başvurusunda “Malatya cezaevinde bulunan Gülmisal Deniz Başar ve arkadaşları, Behiç Aşçı’nın ölüm orucuna ara verdiği gün halay çekip türkü söylemişler. Cezaevi idaresi gereksiz yere halay çekip slogan atmaktan soruşturma açmış, savunmaları alınmış ceza alma kaygıları var” olduğunu belirterek derneğimizden kamuoyu oluşturulmasını talep etmiştir.

22) 11 Şubat 2007 tarihinde derneğimize gelerek yazılı başvuruda bulunan Nizamettin Akbay “Sakarya Ferizli L tipi cezaevinde bulunan Okan Akbay’ın akrabası olduğunu, Oktay Akbay’ın bir yıldır ceza evinde olduğunu, mahkeme tarafından 10 yıl hapis cezası verildiğini, 10.02.2007 tarihinde saat 11.00 de Cezaevi müdürünün emriyle koğuştan alınıp müdür odasında gardiyan ve müdür tarafından bir saat boyunca dövüldüğünü, müdürün konuyla ilgili şikayet mektuplarını ilgili yerlere iletmeyerek imha ettiğini” belirterek derneğimizden hukuki yardım talebi
nde bulunmuştur.

ABDULLAH ÖCALAN’IN CEZAEVİ KOŞULLARI HAKKINDA BAŞVURU

10 Ağustos 2007 tarihinde derneğimize bir faks gönderek başvuruda bulunan Asrın Hukuk Bürosu, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı Kapalı Cazevi’nde tecrit altında tutulduğuna vurgu yaparak devamla “Sn. A. Öcalan’ın 15 Şubat 1999 tarihinden beri tutulmakta olduğu İmralı Cezaevi sistemi Türkiye’de F tipi cezaevleri ile gündemleşen tecride dayalı infaz sisteminin en ağır ve yasa dışı halini temsil etmektedir. Sekiz yılı aşan bu ağır tecrit koşulları sadece Türkiye’de değil Dünya’da eşine az rastlanır niteliktedir. Bu koşulları kısaca özetlemek gerekirse;

– Sayın Öcalan’ın 8,5 yıldır kalmakta olduğu yaklaşık 13 metrekarelik oda 24 saat kamerayla izlenmekte, ayrıca mazgaldan da infaz koruma görevlilerince 24 saat gözlenmektedir.

– CGTİK ile tüm diğer mahkumlara tanınan telefonla görüşme hakkı, üçüncü dereceye kadar olan yakınlarıyla görüşme hakkı, açık görüş hakkı, akrabalık bağı dışında kendi belirleyeceği üç kişiyle görüşme hakkı, sohbet-atölye-spor alanı şeklindeki ortak alanlara çıkabilme gibi hakların hiç birinden yararlandırılmamaktadır. Çok kanallı radyo ve TV verilmemekte, sadece tek kanallı ( TRT 1) bir radyo verilmektedir. Yine CGTİK m.72 tüm hükümlülere ihtiyaçlarını kantinden sağlama, bu olanağın olmadığı yerlerde ise, görevliler vasıtasıyla dışarıdan karşılama hakkını tanıdığı halde Öcalan’a bu hak tanınmamaktadır.

– Cezaevinde dış dünya ile temel haberleşme olanaklarından olan mektupları gönderilmemekte, kendisine gönderilen mektuplar ise çok büyük oranda verilmemekte, bazen bir ya da iki mektup gönderildikten uzun zaman sonra ve büyük kısmı çizilmiş olarak verilmektedir.

– Aile görüş hakkı sadece kardeşleriyle görüştürme biçiminde ve 15 günde bir yarım saat şeklinde uygulanmaktadır. Bu uygulamada sıklıkla hava muhalefeti ya da kosterin bozukluğu gerekçesiyle sekteye uğramakta, bazen birkaç ay aile ile görüştürülmektedir.

– Ailesi ile camlı bölme ardından telefonla görüşebilmekte, tüm görüşme kayıt cihazı ile kayda alınmakta, Kürtçe konuştukları anda görüşme kesilmektedir. Ana dilde görüşülmesine izin verilmemektedir. Yine avukat ve aile görüşmelerinin yapılabildiği günlerde ise gidişte üç kez dönüşte de üç kez olmak üzere, yasa dışı şekilde caydırıcı, yıldırıcı onur kırıcı aramalar dayatılmıştır.

– Avukatları ile hava muhalefeti ya da koster arızası gerekçesi çıkarılmadığı dönemlerde haftada bir saat görüşebilmektedir. Ancak bazen haftalarca bazen de aylarca hava muhalefeti veya kosterin bozuk olduğu gerekçeleri ile avukatları ile görüştürülmesi engellenmektedir. Yapılan görüşmelere bir resmi görevli katılmakta ve tüm görüşmeyi cihazla kayda almakta, görüşme esnasında avukatlar tarafından tutulan notlara el konulmaktadır. Bu görüşmelere ait ses kayıt çözümleri ile görüşme notları her seferinde talep edilmesine rağmen, talep reddedilmiştir. Avukatların görüşme esnasında yanlarında dosya bulundurma ve not almaları kesin olarak engellenmektedir. Bu görüşme esnasında fiziksel temas hiçbir şekilde mümkün değildir.

– Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) şu ana dek İmralı Adası’na yaptığı dört ziyaret sonrası Sn. Öcalan’ın koşullarına ilişkin “duyusal tecridin sosyal tecritle bütünleştiğine” işaret ederek bunun fiziksel ve ruh sağlığı açısından oldukça tehlikeli bir durum arz ettiğini belirtmiştir.

– İmralı Adası’nın nemli havası ve iklim koşulları da Sn. Öcalan’ın sağlığı üzerinde derin tahribatlar yaratmakta, sinüzit, astım başlangıcı ve alerjik rinit gibi rahatsızlıklar nedeniyle yakın tehlike durumu oluşturmaktadır.

– 1 haziran 2005 tarihli yasalardan sonra havalandırma süresi günde 1 saatle sınırlandırılmıştır. Etrafı yüksek demir plakalarla çevrili ve üstü de tel örgülerle kapatılmış 4×10 metrekarelik bir alanda; fiziki koşulları açısından yetersiz, açık alandan ziyade kapalı bir mekan ve olumsuz etkileri olan bir havalandırmaya çıkarılmaktadır.

– Yine 1 Haziran 2005 yasaları sonrası Sn. Öcalan’a disiplin cezası statüsünde beş kez hücre cezası yaptırımı uygulanmıştır. Zaten tek kişilik hücrede ve en ağır tecrit koşulları altında tutuluyorken, bir de hücre cezası ile eklenen yaptırımlar açık ruhsal işkence ve kötü muamele düzeyine varmaktadır. Müvekkilimize Aralık 2005 – Ağustos 2006 tarihleri arasında üst sınırda 20’şer günlük olmak üzere toplam dört (4) kez olmak üzere hücre cezası verilmiştir. 20 günlük hücre cezalarının uygulandığı dönemlerde kitapları da elinden alınmış, hiçbir gazete, mektup vb. kendisine verilmemiş, bu süreçte aile görüşü de yaptırılmamıştır. Öcalan bu süre içinde beyaz duvarlarla karşı karşıya bırakılmıştır ki, hukuk literatüründe buna “beyaz işkence” denilmektedir. Son yapılan 08.08.2007 tarihli avukat görüşmesinde yeni bir hücre cezasının verildiği ve yakında uygulama aşamasına geçileceği öğrenilmiştir.

– İmralı Tek Kişilik Kapalı Ada Cezaevi; Mahpuslara İlişkin Evrensel Standartlar, Anayasa, Yasalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi(CPT) tavsiyeleri ile belirlenen HUKUKA GÖRE DEĞİL; Adalet Bakanlığı, Başbakanlık, Bakanlar Kurulu devre dışı bırakılarak çerçevesini Milli Güvenlik Kurulunun belirlediği ve MGK Genel Sekreterliği tarafından yürütülen Başbakanlık Kriz Merkezi tarafından idare edilmektedir. Bir başka deyişle, Yasama organının görev alanına giren bir konuda, kanuniliği bulunmayan bir yönetim oluşturulmuş ve bu yönetime anayasal kurum ve kuruluşları yetkileri devredilerek, anayasada olmayan bir yönetim biçimi süresiz ve denetimsiz olarak sürdürülmektedir. Zira Başbakanlık Kriz Yönetmeliği’nin 4/c maddesinde düzenlenen “Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’nin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bünyesinde teşkil edilen bir merkez olduğu..” ifadesi ile 3.maddenin 2. fıkrasında düzenlenen “Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, Kriz Yönetim Merkezi’nin devamlı faal tutulmasından, sistem içerisinde yer alan birimlerin bilgilendirilmesinden sorumlu tutulmuştur”.

Sn. Öcalan’ın maruz bırakıldığı cezaevi koşulları insan hakları açısından başlı başına sorun niteliği taşıyan “Yüksek Güvenlikli İnfaz Rejimi”nin dahi çok gerisinde, kendine özgü, hukuk dışı bir tecrit ve izolasyon rejimi niteliği taşımaktadır. Bu durumun yaratacağı fiziksel ve manevi tahribatlar göz önüne alınarak tüm insan hakları örgütleri ve savunucularının duyarlılığı ve ilgisini talep ediyoruz” diyerek derneğimizde konuyla ilgili kamuoyu oluşturulması hususunda destek talebinde bulunmuşlardır.

Sonuç olarak;
1) İnsan Hakları ihlallerinin yaşanmadığı bir Türkiye için, F Tipi Cezaevlerindeki tecrit ve izolasyona, savunma hakkını kısıtlayıcı engellere, insanı yok sayan ve imhasını öngören cezaevleri modellerinin dayatılmasına son verilmelidir.

2) Cezaevlerinde, devam eden yasakçı yönetim modellerine son verilerek, ceza infazlarının daha insani koşullarda yapılmasının zemini yaratılmalıdır.

3) Ölüm oruçlarının sona ermesine önemli katkı sağlayan Adalet Bakanlığı Genelgesi derhal uygulanmalıdır.

4) Cezaevlerinde hasta mahpusların tedavileri yapılmalı, tüm mahpusların sağlık hakkına saygı gösterilerek, sağlık imkanlarından hiçbir kısıtlama olmadan faydalanmalarının koşulları yaratılmalıdır.

5) Tutuklu ve hükümlülerin iletişim özgürlüğünün engellenmesine son verilmelidir.

6) Mahpuslara yönelik yayın k
ısıtlaması, haber alma hakkının engelidir. Bu engel derhal kaldırılmalıdır.

7) Mahpuslara uygulanan görüş yasağı gibi disiplin cezası uygulamalarından vazgeçilmelidir.

8) Mahpusların kendi ana dileriyle görüş yapmalarına olanak sağlanmalı, bu konudaki yasaklar kaldırılmalıdır.

9) Kimi cezaevlerinde uygulandığı bildirilen fiziki işkence uygulamalarına son verilmeli ve işkence olaylarına karışan cezaevi idaresi, güvenlik görevlisi ve infaz koruma memurları hakkında derhal soruşturma açılmalıdır

10) Dünyada birçok örneği olduğu gibi cezaevlerinin sivil toplum kuruluşlarının denetimine açılması ile ilgili yasalarda düzenleme yapılarak devletin uygun gördüğü kuruluş temsilcileri değil, gerçek anlamda devletten bağımsız insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan “bağımsız ve sivil cezaevleri izleme komiteleri” oluşturulmalı ve bu komitelere cezaevlerini denetleme yetkisi tanınmalıdır. Bu çerçevede; imzalanan Seçmeli Protokol (OPCAT) TBMM’nin onayına sunulmalıdır.

İnsan hakları savunucuları olarak; Bu taleplerimizin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz..

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi