Sermayenin Ulusal Olan, Olmayan Halleri Üzerine Bir Not – Ergin Yıldızoğlu(Cumhuriyet)

“Avrupa Birliği, enerji ve gaz sektörünü, özel varlık şirketlerinin, ihtiyat fonlarının satın alma girişimlerine karşı koruyacak” The Guardian,10/07/07

İlginç bir tartışma yaşıyoruz. Bir yaklaşıma göre, sermaye çeşit çeşit: Mali, sanayi, entelektüel, yeşil, ulusal, uluslararası, yerli vb… Bir başka yaklaşıma göre, “sermayenin vatanı, dini, imanı, rengi olmaz”… “sermaye, sermaye olarak yola çıkıp kâr ve birikim sağlama amacıyla harekete geçtiğinde onun OYAK mı olduğu, Koç mu olduğu artık fark etmez…” Evet, sermaye bir “şey” olduğu kadar, bir ilişkidir de, ama bir “birey” değildir. Bu anlamda, sermaye harekete geçmeye, geçince nereye gideceğine karar veremez! Kararı sermayeden aldığı sinyallerle, sermayeyi yöneten, onun üzerinde mülkiyet sahibi olan bireyler verirler.

Sermaye ve sermayedar

Sermayeyle, onu taşıyan, yöneten, sermaye sınıfını, bu sınıfı da sınıfın bireyleriyle birbirine karıştırmamak gerekir. Sınıf ideolojik kültürel nedenlerle, bireyler de ek olarak etik, varoluşçu, hatta “yüce/aşkın” (din, ulus, insanlık) nedenlerle, sermayenin salt ekonomik devinimlerine indirgenemeyen, davranışlar sergileyebilirler.

Sermaye ilişkisi üzerinde, bir sosyal sınıfın yaşadığını düşündüğümüzde, sermaye ilişkisinin aslında salt bir ekonomik ilişki değil, bir “siyasi iktidar” , kültürel hegemonya, güç ilişkisi olduğunu da görebiliriz. Sermaye biriktiren, güç biriktirir . Elinde güç olan, bu güce dayanarak gücünü daha da artırmak için, daha fazla sermaye biriktirme şansına sahip olur (aristokrasinin kapitalistleşmesi, devlet eliyle sermayedar yaratma süreçleri vb… Bürokratların, askerlerin güç ilişkilerini kullanarak sermaye ilişkisine atlamaları, birikim yaratmaya başlamaları vb…).

Bu açıdan bakınca, sermaye üzerinde var olan sosyal sınıfın genel olarak, bu sınıfın üyelerinin de tek tek, kendi varlıklarını (canlarını, mülkiyetlerini), ellerindeki güç ilişkilerini koruyabilmek için, üzerinde var oldukları sermayenin yapısal özelliklerini (yayılma alanlarını, bağlantılarını, yeniden üretim ilişkilerini) değiştirmeye kalkmaları, diğer bir deyişle, sermayedar olmaktan vazgeçmeden, bağımsız/belirleyici tavır göstermeleri bize o kadar uzak bir olasılık olarak gözükmemeye başlayacaktır.

Diğer bir deyişle, sermayedarların büyük çoğunluğunun “yapıya ait” uyumlu “bireyler” olduğunu varsaysak bile, içlerinden kimileri, “yapıya uymayan” “özneler” olabilirler. Uyumlu bireylerin varoluş koşullarını tehdit eden, toplumsal “travmalar” da, “bireylerin” (uyumlu) konumlarından “özne” (uyumsuz) konuma geçişlerini hızlandırabilir.

Sermaye için “ulusalcı” kavramı, bu kavram “yapıya” değil, bireyin tutumuna ilişkin olduğundan kullanılamaz, ama, “ulusal” kavramı belli koşullarda kullanılabilir. Sermaye için ulusal kavramı, ulusun hangi ekonomik coğrafyayı kapsadığı belirtildikten sonra, sermayenin yeniden üretimi için gerekli yapısal “iç uyumun” (kurumlar, politikalar, siyasi şekillenme) ve “duyarlılıkların” (değerler, beğeniler, arzu nesneleri) bu ulusal coğrafyaya, bu coğrafyada yaşayan insanların duyarlılıklarına bağımlılık düzeyiyle ilgili olarak düşünülebilir.

Ulusal – ulusalcı

Bu bağlamda çok kabaca (bazı çabalar dışında teorisi henüz yapılmamış bir alandır) şöyle bir sınıflandırmayı deneyebiliriz.

1- “Yapısal iç uyumu” ve “duyarlılık yapıları” açısından küresel çapta, birçok ulusal ekonomik alandan geçerek, yerel uyumlar denemekle birlikte global bir ortak payda üzerinde değerlenmeye çalışan bir sermaye söz konusu olabilir. Bu tanıma uygun bir sermaye bulmak çok zor. Hemen her örnekte karşımıza çıkan, aslında, belli bir ulusal ekonomiden kaynaklanan, onun yapısal özelliklerini gittiği yerde üretmeye, genişletmeye, böylece kendine var oluş (değerlenme) alanı oluşturmaya çalışan, mülkiyeti ve siyasi iktidarı kaynaklandığı ulusal ekonomide yoğunlaşmış bir sermaye sınıfı tarafından yönetilen sermaye kesimlerine rastlıyoruz. “Emperyalist” ülkelerden kaynaklanıyor bu tür sermayelerin büyük çoğunluğu. Ancak “yükselen güçler” denen ülkelerde de bunların yeni örneklerinin şekillendiğini görmek olanaklı

2- Bu “uluslararasılaşmış/global” vb… sermayenin, bir ulusal ekonomik alandan geçerken, kendine “yapısal uyum” oluşturmaya çalıştığı sırada, bu “yapısal uyuma” eklemlenerek kendi sermaye birikim süreçlerini güçlendirmeye, sürdürmeye çalışan yerel sermaye kesimleri (bu tercihi yapan kapitalistler!) söz konusu olabilir. Burada yerel sermaye artık genişleme ve yeniden üretim açısından “uluslararasılaşmış” sermayeye bağlanmıştır; ülkede ürettiği artıdeğeri ya da pay aldığı artıdeğeri bu “uluslararasılaşmış” sermaye ile bölüşür, hem ona pay verir, hem de onun sayesinde kendi artıdeğer üretme ve emme, biriktirme kapasitesini güçlendirir.
Burada yeniden üretim açısından bence kritik bir sınır var. Eğer yerel sermaye, artık uluslararası bağlantısı olmadan kendini yeniden üretemez hale geldiyse, bu sermaye üzerinde var olan sermaye sınıfının üyelerinin, bu ulusal ekonomiyi çevreleyen toplumsal ilişkileri içinde ve bunlara ilişkin, bağımsız ekonomik, siyasi karar alma kapasiteleri de ortadan kalkmış olacaktır. Burada “işbirlikçi”, “komprador” vb.. sıfatları kolaylıkla kullanılabilir.

3- Sermaye birikimi için gerekli “yapısal iç uyumu” ve “duyarlılık yapıları” (tarihsel, kültürel siyasi olarak) ulusal ekonomiye temellenmiş, ondan kaynaklanan sermaye kesimlerini yöneten bireyler, eğer sermaye birikimlerini genişletmek için, dışarıya (dünya pazarına/ekonomisine) açılmaya, mal, sermaye ihracı vb.. yapmaya, bunu gerçekleştirmek için de kendilerine yabancı ortaklar bulmaya başlamışlarsa, karşımızda bir öncekinden farklı bir sermaye sınıfı şekilleniyor demektir. Bu sınıfın üyeleri, eğer kendi sermayelerinin yeniden üretim kapasitelerini (gerektiğinde daralarak da olsa), dış ilişkilerini kestikleri anda bile sürdürmeye devam edebilecek durumda iseler, kendi varlıklarını, içinde bulundukları toplumun ideolojik siyasi alanlarında karar verebilme kapasitelerini koruyabilecekler, hatta iktidar ilişkilerini kullanarak kendilerini savunabilecekler demektir. Bu sermayedar grubu denetimindeki sermaye, uluslararası sermayeden, uluslararası sermayeye tümüyle bağlı hale gelmiş sermayedar gruplarından farklı bir yeniden üretim dinamiğine, kültürel ideolojik siyasi karar verme kapasitelerine, tam bağımlı olanlardan farklı ve daha geniş bir olasılıklar yelpazesine sahip olacaktır.

4- Artık günümüzde çok daha az rastlanan, daha doğrusu büyük çaplı olarak rastlanamayan, tümüyle yerel ilişkilere dayalı, içerden kaynaklanan, içeride üreten, yalnızca iç pazara satan sermaye grupları da söz konusu olabilir. Tabii bunların karşılarında tüketici talebinin, uluslararası sermayenin değerlenme süreçlerine bağlı bir kredi mekanizmasıyla karşılanıyor olması bağımsızlıklarını belli ölçülerde sınırlayacaktır. Bu anlamda mali sistemin uluslararası sermaye karşısında korunması 3. ve 4. kategorilerin var olmaya devam, edebilmesi için büyük öneme sahiptir.

Bu ayrımları yaparsak, bir taraftan, gelişmiş/emperyalist ülkelerin hükümetlerinin, sermaye birikimi, yeniden üretim süreçlerini, mülkiyet ve güç ilişkilerini, siyasi kararlarla korumaya çalışmalarının nedenlerini daha kolay anlayabiliriz. Diğer taraftan, kimi sermayedarları (bireyler olarak) kendilerini üreten, yaşatan topluma/uygarlığa/insanlığa karşı sorumlu tutar, hatta yargılayarak cezalandırabiliriz. < br>
16/07/2007