Mutsuz Evlilik: Kar Eden Kamu Kurumu, Zarar Eden Kamu Çalışanı- Ayşegül Kars*

Kar eden ve elde ettiği kar oranıyla övünen kamu kurumu olur mu? Bir kamu kurumunun kara geçmesi ve bunu övünerek dile getirmesi hem neo-liberal görüşü ve özelleştirmeyi savunanlar için, hem de özelleştirme karşıtları için bir anomali oluşturuyor. İlk görüşü savunanlar açısından kamu kurumları kar edemez; sadece devlet elinde olmalarından kaynaklanan sebeplerden ötürü etkin ve verimli çalışmaları imkansızdır. İkinci görüş için de bir kamu kurumunun övünerek kara geçtiğini ilan etmesi şaşırtıcıdır; çünkü kamu kurumları kar amaçlı kurulmazlar. Kamu yatırımcılığının arkasındaki temel güdü, kar etmese dahi toplumun gereksinim duyduğu temel hizmetlerin karşılanmasıdır.

İşte PTT’yi özel kılan tam da bu anomalidir. Son günlerde çeşitli PTT Başmüdürlükleri ve Genel Müdürlükten yapılan açıklamalar kurumun nasıl nitelikli ve hızlı hizmet verdiğini ve nasıl kar ettiğini anlatıyor.(1) Buna göre PTT gelirini dört yılda 18 kat artırarak, 2006 yılında 200 milyon yeni Türk liralık kâra ulaştı. Peki ama nasıl? PTT’nin kârı nereden geliyor?

PTT Banka olunca…..

Çeyrek asırdır makro ölçekte dünyanın herhangi bir ülkesi ya da şirketi için geçerli olan eğilim, PTT için de geçerli: Nerede kâr varsa, orada mali sermaye var. PTT’nin de yaşadığı dönüşümün arkasında kurumun finans işlemleri yapmaya başlaması ve PTTBank uygulamasına geçmesi yer alıyor. Nisan 2004’te Bankacılık Üst Kurulu’ndan aldığı izinle “sınırlı” bankacılık hizmetlerini sunmaya başlayan PTT, PTTBank adıyla bir tahsilat merkezi haline geldi. Bu sayede daha önce sadece posta hizmetleri verilirken PTT, para transferiyle ilgili bankacılık işlemleri yapmaya başladı. Buna göre kurum, sigorta ürünleri, hisse senedi, yatırım fonu, finansman bonosu ile tahvil ve döviz alım-satımına, noter ve tapu işlemlerine aracılık ediyor. Senet tahsilatı ve posta çeki hizmetleri sunuyor.”Müşterilerine” maaş ödüyor ve Postacard veriyor. Böylece son dört yılda 2 milyon olan aylık işlem hacmi, Aralık 2006 sonu itibariyle 16 milyon 900 bin’e yükseldi.

PTT şimdilik kendi adıyla EFT ve çek tahsilatı gibi işlemleri gerçekleştiremiyor; bir de onu yaparsa yeni bir bankamız olacak!

Böylece tek bir kurum, iki ayrı kurumun yapması gereken işleri yüklendi. Ama “işleri yüklenen” tabi ki bu işlemleri yapan PTT çalışanları. Acaba iş yükü bu kadar artarken, işlem hacmi 8.5 katına çıkarken, bu işlemleri yapan personelde ne gibi bir değişim yaşandı?

Devlet Eliyle Mutlak Sömürü

Basit bir mantık yürütmeyle şöyle söyleyebilirsiniz: İşlem hacmi 8.5 kat artmışsa, çalışan personel sayısının da bu oranda artması gerekir; yoksa bu yeni işlemleri kim yapacak? PTT’nin ülke çapında istihdam etmesi gereken personel sayısı 49.955 kişi. Ancak kurumda sadece 28.999 kişi çalışıyor.(2) Buna göre 100 kişinin yapması gereken işlemler, sadece 58 kişiye yükleniyor. Bir kişi, neredeyse iki kişilik iş yapıyor! İki kişi yerine bir kişi çalıştıran kurum, iki kişi yerine bir kişiye maaş ödüyor.

Personel rejimiyle ilgili yapılan bu tercihi en açık görebileceğimiz yerlerden biri posta hizmetleri ve postacılar.Günümüzde bankacılık hizmetleri kendisinden çok söz ettirmesine rağmen PTT’nin asıl işi, posta hizmetleri. Geçen sene PTT’nin ulaştığı 1 milyar YTL’lik cironun 750 milyonluk kısmı, yani ¾’ü posta hizmetlerinden sağlandı. “Artık mektup yazan kalmadı ki” diye içinden geçiren kimilerimiz için bu durum şaşırtıcı olabilir. Ancak cep telefonu, ADSL, kredi kartı derken posta kutumuzdan ç��kan faturalara her gün bir yenisi ekleniyor. Bu şekilde PTT içerisinde postacıların yerine getirmesi gereken işlerin oranı da giderek artıyor. Ancak artan iş yüküne rağmen bırakın postacı sayısının atmasını, bu sayı giderek daha da düşürülmektedir. Son beş yılda PTT’de çalışan postacı sayısı 16 binden 11 bine inmiştir. Böylece postacı başına düşen iş yükü mutlak olarak arttırılmıştır.

İşte PTT’nin kârının arkasındaki “sır” budur; aşırı çalışma ve devlet eliyle gerçekleştirilen mutlak sömürü….

İş yoğunluğu sebebiyle çalışanların büyük bir kısmı fazla mesai yapıyorlar ama tahmin edilebileceği gibi kurum, fazla mesai ücreti ödemekte gerçekten son derece gönülsüz. Ancak asıl sorun, çalışanların yıllık izin almasında yaşanıyor. “Yıllık yasal iznimi kullanmak istiyorum” diyen bir PTT personeli izne bir türlü ayrılamıyor. Kurumun personel sıkıntısından dolayı izne ayrılan kişinin yerine bakacak birisi bulunamıyor ve yıllık izinler kullandırılmıyor.

Çözümü son derece basit olan bir konuyla karşı karşıyayız: PTT yeni yükümlülükleriyle doğru orantılı olarak yeni personel almalıdır. Böylece fatura yatırmak için PTT şubelerindeki gişe önlerinde oluşan kuyruklar azaltılmalı ve postaların zamanında evlerimize ulaşması sağlanmalıdır…. Bu kadar basit, ama kesinlikle kâr mantığına aykırı….Olmaz ki, kurum daha fazla personele maaş ödemeye başlarsa nasıl kâr edebilir?

Buna ek olarak, PTT’nin bankacılık işlemlerine geçmesinden kaynaklanan bir sürü sorun görüyoruz. PTT bankacılığa geçti, çalışanlar bankacılık işlemleri yapmaya başladı ama bir türlü bankacıların özlük haklarına sahip olamadılar. Herhangi bir bankada yukarıda belirtilen işlemleri yerine getiren görevlinin bankacılıktan kaynaklanan özlük hakları varken, aynı işlemleri yapan PTT gişe memurunun hiçbir hakkı bulunmuyor.

En kötü tablo ise, en sonda karşımıza çıkıyor. PTT, bankacılık işlemlerine gerekli alt yapıyı hazırlamadan, yeterli güvenlik önlemlerini almadan geçtiği için; ülkenin dört bir yanından PTT şubelerinin soyulduğu haberi geliyor. Sadece 2006 Kasım ve Aralık aylarında 6 PTT şubesi soyuldu.(3) Başka hangi bankada, kurumda, işletmede ayda 3 soygun gerçekleşiyor, merak ediyorum. Peki
neden en kötü tablo bu? Çünkü soygunlarda çalışanların hayatı tehlikeye giriyor.

PTT’nin şu anki kârını 3’e ya da 5′ e katlamasının çalışanlara hiçbir getirisi yok. Aksine çalışanlar için daha fazla kârlılık demek; daha fazla ek mesai, daha az yıllık izin, daha fazla yıpranma demek oluyor.

Yukarıda anlatılanlar Wal-Mart ya da Nike şirketlerinin birinin bünyesinde, daha net söylemek gerekirse, özel sermayenin elinde gerçekleşmiş olsaydı, şaşırtıcı bir yönü olacağını sanmıyorum. Özel sermaye, hesap sorulabilirlikten muaftır; toplumsal sorumluluğu yoktur; “şirketin karı bunu gerektiriyor” açıklamasının bir nevi dokunulmazlığı vardır. Ancak kamu sektörünün böyle olmadığını biliyoruz. Kamu kurumları kamusal sorumluluğa sahiptir ve bu kamusal sorumluluk içine personelin nasıl çalıştırılacağı da girer. Çünkü çalışanlar, aynı zamanda kamu kurumlarının sorumlu oldukları kamunun bir parçasıdır. Başka bir değişle, kamu kurumu yönetimleri çalışanlarına bakarken, sorumlu oldukları kamunun, kurum içindeki uzantısıyla göz göze gelirler. Kâr etmek için kamusal hak ve gereksinimlerin göz ardı edilmesinde yanlış bulduğumuz bir şey varsa eğer; aynı durum kâr etmek için kamunun bir kısmının aşırı sömürülmesinde de mevcuttur.

Ayşegül Kars

KESK Haber-Sen,Uzman

* Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi (Siyaset Bilimi) Anabilim Dalı doktora öğrencisi

1. 8.01.2007, Zaman Gazetesi, 09.01.2007 İhlas Haber Ajansı, 11.01.2007 Ankara Haber Ajansı
2. http://personel.ptt.gov.tr/personel_sayisi.htm
3. 8 Kasım Bursa, 16 Kasım Şanlıurfa, 1 Aralık Antalya, 4 Aralık Elazığ, 6 Aralık
Erzurum, 28 Aralık Sakarya. Soygun haberleri için sırasıyla bkz: 8 Kasım 2006 İhlas Haber Ajansı, 16 Aralık 2006 İhlas Haber Ajansı, 1 Aralık.2006 İhlas Haber Ajansı, 6 Aralık 2006 İhlas Haber Ajansı, 28 Aralık.2006 İhlas Haber Ajansı

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur