Korku devleti… Nereye kadar?..- Güngör Şenkal

bir güvercin tedirginliğiydi
bir güvercin neyi anlatır
barış, kardeşlik, dostluktan başka
bir güvercin neyi anlatır
güzellik, sevgi, aşktan başka
bir güvercin tedirginliğiydi Hrant
bir güvercinin ak güzelliğiyle kopardılar
lekesiz, tertemiz bir güvercin
uçup gitti içimizden
sanılmasın gidişi bu sevgiyi bitirir
sanılmasın bu gidişin dönüşü yoktur
onu saklayacağız
kanlı ellerin değmeyeceği
en derin yerine yüreğimizin
(Şenol Arslan)

Korku devletinin en önemli özelliği, baskı yoluyla toplum üzerinde korkuyu sürekli kılarken, kendini de sürekli tehdit altında hissetmesidir. Bunun doğal sonucu olarak da kendine sürekli ‘militan’ yetiştirme çabası içinde olmasıdır. Korku devletinin aydını (tarihçisi, hukukçusu, dilcisi vd.), güvenlikçisi ve hatta ‘tetikçisi’ bile birer militandır: Devlet militanı!
Hukuk devleti tanımına çok uzak olan bu kavramlar, Türkiye’nin gerçeğidir.

Hrant Dink’in öldürülmesi, Türkiye’nin korku devleti olma yolunda bir adım daha ilerlemesini sağlamıştır.

H. Dink cineyetinin sorumlusu en az iki nedenden dolayı devlettir. Birincisi: Birçok konuda (burada, azınlıklar ve azınlık sorunları) resmi söyleme uymayan düşünceleri yasaklayarak, oluşabilecek bir hoşgörü ortamını daha başından zehirlemekte. Zehirlenen ortamdan beslenen her türden milliyetçiliği kendisine payanda olarak kullanmakta. İkincisi: Korunmak istememiş olsa bile, Hrant Dink’i korumanın, kendi tanımı içinde, devletin asli görevlerinden olması.

Göz göre göre gelen bir saldırının ardından söylenebilecek sözler de çürüyor. Dink’in öldürüldüğü tarih olarak 1915’i söyleyen kişi, çok yerinde bir saptama yapmış. Çünkü, bu cinayetin ardında, 1915 olaylarını mahkûm etmediği gibi, resmi tarihin dışında konuşulmasını da engelleyerek kirlettikleri kültürel atmosferde yaşam bulan, 1915’i aşamamış güçler yatmaktadır.

Cinayeti kimin işlediğinden daha önemli olan, ortamın nasıl hazırlandığı ve insanların caniliğe nasıl özendirildiğidir. ‘Yaratılmış etkin kalabalık’larla yaygınlaştırılmaya çalışılan ‘linç kültürü’nün övülmesi ve ona insanî kıyafetler giydirerek kanıksanmasına yardımcı olunmasıdır. Çünkü cinayet, ancak bu kokuşmuş ortamda işlenebilimiştir.

Türkiye’nin, dünya kamuoyunun hatırı sayılır bir bölümünün gözündeki imajı ‘işgalci’ (Kıbrıs) ve ‘soykırımcı’dır (Ermeni, Kürt, Asuri / Süryani, Keldani, Rum vs.). Bunu öğrenmek için, eğer yurtdışında yaşayanların gördükleri, duydukları bir anlam ifade etmiyorsa, yüzü eskimemiş ‘güvenilir’ zatlar gönderilerek, Türkiye’nin dışarıdaki imajı araştırılabilir. Cinayeti işletenler ‘başarılarını’, Türkiye’nin kötü imajını pekiştirmekle kanıtlamıştır. Türkiye insanı ne birbirinin yüzüne, ne de dışarıdakilerin yüzüne bakabilmektedir.

Dink’i ortadan kaldırmak sorun değildi. Cinayet de bunu doğruluyor. Ancak, onun da sözcülüğünü ettiği sorunlardan biri, Ermeni sorunu, hâlâ yakıcılığını koruyor. Cinayetin arkasındakilerin gücü yetiyorsa ve eğer cesaretleri varsa, Türkiye’nin soykırımı destekleyen, örten imajını ortadan kaldırsınlar. Yoksa, ceza ehliyeti kısıtlı tetikçi bulup muhalifini ortadan kaldırmak, artık marifet sayılmıyor. Marifet sayanların, böyle birçok ‘maşa’ bulup hepimizin kapısına birer tane dikmeleri gerekiyor.

Dink’i mahkemelerde süründürenlerin, onu ‘güvercinin ruh tedirginliği’ içinde yaşatanların, şimdi ″sahiplenme oyunu″na yönelmesi, ‘görünmeyen yüzler’in sorgu odasıda, sorgulananın gözlerine güçlü ışıldaklar tutmasına benzer. Işık, karanlığı aydınlatmak için vardır. Oysa karanlık odada ışık, aydınlatıyormuş gibi yaparak gözleri kamaştırmak, karanlıkta gizlenmek içindir. Buna aldanmayalım!

Bu ülkede, Hırant Dinklerin öldürülememesi için (ki onların kişiliğinde öldürülen azınlık hakları, savaş karşıtlığı, ifade özgürlüğü vb.dir), karanlığın karşısına bir yürek olarak çıkmak gerekir. İnsanlığımızdan kaybetmemek için… Kaybedecek zamanımız yok.

Bir de, meraklısını darda bırakmamak için şunu söylemeliyim: ″Ben Türk değilim. Türkiyeli ve Ermeniyim.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur