Hayalet öğretmenler -Rıdvan Akar (Birgün)

İki cümle vardı ki kanıma dokundu. İlki, “Öğrencilerimiz de konumumuzu biliyor ve bize geçici gözüyle bakıyor. Öğrencinin öğretmene davranışı değişiyor.”

İkincisi ise “Öğretmenler odasında ücretli ve sözleşmeli öğretmende psikolojik bir eziklik sözkonusu.”

Tempo Dergisi’nin bu haftaki sayısında söyleşi yaptığımız bir öğretmenden aktardım.

27 yaşında cesur ve haklarına sahip çıkan bir öğretmendi. İşinden olmasın diye yüzünü saklamamıza gönlü razı olmamış,”bir hak mücadelesi veriyoruz, utanacak bir şey yok. Lütfen, yüzümü saklamayın” demişti.

Yine de sakladık. Zira bir başka cümlesi daha vardı. “İş güvenliği okul müdürünün iki dudağının arasındaydı.”

Yani öyle soruşturma açılması, disipline verilmesi, bir yasayı çiğnemesi, yüz kızartıcı bir suç işlemesi gerekmiyordu. Müdürün tipinden kıl kapması bile yeterliydi. Şöyle bir cümle kurabilirdi: “size ihtiyacımız kalmadı. Bugüne kadarki emeğiniz için teşekkür ederiz.”

Tabii ikinci cümle müdürde bir nezaket olduğu varsayımına dayanıyor.

Sadece o kadar. Bir öğretmenin iş güvenliği sorunu bir yana, öğrencisiyle kurduğu iletişim, bilgi aktarımı, sömestr vb. gerçekliklerin hiçbir önemi yok. Müdüre o sabah selam vermeyi unutmuşsanız ya da diyelim ki, öğretmenler odasını temizle türü afaki bir isteğini geri çevirmişseniz, size teşekkür ediyorlar.

Öğretmenler Odası’na giriyorsunuz, kadrolular size göz ucuyla bakıyorlar. Onların neredeyse yarısı kadar maaş alıyorsunuz. Asgari ücretten sadece 35-40 milyon lira fazla kazanıyorsunuz. Kadrolu arkadaşlarınız, “nasıl olsa bu da gider” diye sizinle tanışmayı bile erteleyebiliyor.

Sınıfa giriyorsunuz, öğrencileriniz o sömestr belki üçüncü belki de dördüncü “ücretli öğretmeni” ile tanışıyor. “Bakalım bu ne zaman gidecek” tavrı ile size biraz küstah, biraz alaycı baktıklarını hissediyorsunuz.

Adınız: Ücretli öğretmen.

Evlenemiyorsunuz. 450 milyon lira maaşla evlenseniz ne olur?

Üstelik ara tatilde ve yaz tatilinde bu maaşı da kazanamıyorsunuz. Yani yıllık maaş ortalamanız asgari ücretin de gerisinde.

Öğrenciler ve öğretmenler kar tatili yaptığında siz yas tutuyorsunuz. O günkü tatil, size beş derse patlayacak. Yani o derse güvenerek aldığınız bir şeylerin taksiti aksayacak.

Bir “ücretli öğretmen”den aldığımız maile göre 450 milyon liralık maaşına karşılık, üç ayda kredi kartı borcu 527 milyon.

“Dişimi sıkar, bir gün emekli olurum” diye de düşünemiyorsunuz. SSK’dan emekli olacaksınız ama ders verdiğiniz günleri saydıkları için bir aylık sürenin sadece 12 gününü emekliliğinize saydıkları için 250 yaşında filan emekli olabiliyorsunuz.

Türkiye’de eğitimi özelleştirme politikalarının “en” ücretli köleleri ücretli öğretmenler. Emek sektörünün “mevsimlik işçileri.” Yoksulluk, işsizlik ve umutsuzluktan beslenen bir işgücü cehenneminin “en alttakileri.”

Benim aklım öğrenciliğimde. “Vekil öğretmenler” gelirdi. Öğretmenimiz ya hastaydı ya da tayin olmuştu. O hocalarımdan hiç dayak yemedim. Hep nazik ve dikkatli olduklarını hatırlıyorum. “Vekalet” ettikleri bir makama özen gösterirlerdi. Halel gelmesin diye diğerlerinden-kadrolu hocalarımızdan-daha çalışkan ve dikkatliydiler. Açıkçası biz de onlara karşı daha cüretkârdık. Yine de sineye çektiler.

Şimdi “vekaletin” yerini kölelik almış. O takım elbiseler ve tayyörlerin içindeki kırbaç izlerini göremezsiniz.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur