Demokrasi ve Kolombiya Planı -Hector Mondragon*

*Kolombiyalı İnsan Hakları Savunucusu

Başkan George W. Bush ABD halkından Irak’ın Kolombiya gibi olmasını ve Iraklıların terörizmi yenip ABD’nin Kolombiya’ya yerleştirdiği gibi istikrarlı bir demokrasi geliştirmesini sabırla beklemesini istedi. Bu karabasan hakkında yorum yapmak istiyorum.

“Demokrasiye destek” Kolombiya Planı, ABD’nin Kolombiya’ya 1999 yılında önerdiği bir yardım paket programıydı. Başlıca amacı Kolombiya’da uyuşturucu kaçakçılığını önlemekti. Başkan Clinton zamanında asla açıklanmamakla beraber, daha sonraları hedefinin aynı zamanda gerilla hareketini durdurmak olduğu anlaşıldı. George W. Bush başkan olunca, planda yapılan değişiklerle temel amaç “narko-terör” ile savaşmak haline döndürüldü. Bu şekilde uyuşturucu kaçakçılığıyla gerilla direnişine karşı savaş birleştirildi. Bundan başka, Bush hükümeti plana Kolombiya devletinin güvenliğine yönelik tehlikelere karşı savaşımı da ekledi. Bu “diğer tehlikeler”in uzaylılar değil ama Venezüella’da Chavez hükümeti, Ekvador’da yerli hareketleri gibi Latin Amerika’da neo-liberalizme ve emperyalizme karşı demokratik halk hareketleri olduğu besbelli.

Washington bugüne kadar Kolombiya Planı ile 4.7 milyar dolar (Uluslararası Kalkınma İçin ABD Kurumu-USAID harcamalarını da katarsak 7.7 milyar dolar) verdi. Bütün bu yatırımlara rağmen Alvaro Uribe hükümeti ne uyuşturucu kaçakçılarıyla, ne de gerilla hareketiyle baş edemedi. Tam aksine, planın yegane başarısı 2006 meclis seçimlerinde Uribe’yi destekleyen partilerin çoğunluğu alması ve Uribe’nin tekrar başkanlığı kazanması oldu.

Uribe ilk seçildiği seçim kampanyasında öncelikle gerillaları yenmeye söz verdi ve bunu başarmak için bir defaya mahsus savaş vergisi koydu. Yeniden seçilmek için ikici seçim kampanyasında yeniden “bir defaya mahsus” savaş vergisi önerdi. Gerçekte yenilmek bir yana, Kolombiya’da gerilla hareketi şu anda Uribe’nin başkanlığa başladığı zamana göre çok daha güçlenmiş durumda. Pastarna hükümetinin son yıllarında ve Uribe’nin ilk yılında, kısmen ABD’nin Kolombiya Hava Kuvvetlerini bombalama tekniğinde eğitmesi sayesinde, gerillalar çok zorlanmıştı. Aynı zamanda gerillalar sivil halkı cidden olumsuz etkileyen kendi politik ve stratejik hataları nedeniyle de güç kaybetmişlerdi.

Bununla birlikte, ABD Güney Kumandası ve Uribe hükümeti de Patriota Planı denilen planı uygulayarak büyük bir askeri hata yaptı. Plana göre Kolombiya Silahlı Kuvvetleri gerillayı kökünden yok etmek için en kuvvetli kalelerine saldırdı. Ama bu bölgeler gerillanın iyi tanıdığı ve yerel halktan destek gördüğü yerlerdi. Askeri kuvvetleri yenmeyi başardılar. Şimdi karşı saldırıya geçen gerilla grupları -özellikle FARC- yeniden hız kazandılar. Son bir yıl içinde Kolombiya’nın verdiği askeri kayıplar, ABD’nin Irak’taki kayıplarından çok daha fazla. Son altı aydır Putumayo ve Coqueta bölgelerinde yaşam felç olmuş durumda ve Kolombiya’nın birçok başka bölgelerinde de asker artık güvenliği sağlayamıyor. Ama buna -seçimde verdiği sözü tutmamasına- rağmen Uribe yeniden seçildi. Bu nasıl oldu? Bill Clinton’un sözünü tekrarlarsak: “İş ekonomide, aptal”.

Dünya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Kolombiya’da da Irak saldırısı sonrası ekonomi canlanmaya başladı. Ama Kolombiya’daki ekonomik canlılık uzun süre gitmeyebilir. Hisse senetlerin değeri %1,100 arttı, yani fiyatlar 11 kat değerlendi. Böyle bir durum 1920’li yıllardan beri dünyanın hiçbir yerinde görülmedi çünkü hiçbir ülke buna izin veremez. Merkez Bankası böyle bir enflasyonu önlemek için derhal duruma müdahale eder. Kontrolden çıkan böyle artışların (ekonomik büyümeye değil spekülasyona dayanan) sonucu korkunç bir durgunluk olur. Kolombiya’da buna sadece izin verilmekle kalınmadı, aynı zamanda teşvik edildi. Örneğin, Kolombiya Devleti kendi hazine senetlerini kendisi satın alıyor. Sol cebinden parayı çıkartıp sağ cebine borç veriyor ve bir dakika önce dört doları varken şimdi sekiz doları oluyor -4 dolar artı 4 dolar borç aldığını gösteren bir senet! Bu şekilde Kolombiya, Kolombiya Planı çerçevesinde ABD’den milyarlarca dolar alıyor ve sonra hükümet bu parayı kendisine borç veriyor. Aynı oyunu sağlık hizmetleri ve emekli sandığı fonlarıyla da oynuyor. Hükümet aldığı borçları geri ödemek zorunda kalınca ne olacak?

Ama sadece bu Kolombiya’nın olağanüstü ekonomik canlılığını açıklamaya yetmiyor. Çok daha önemli bir nedeni var: Paramiliterlerle yapılan anlaşma. Birçok kişi bu anlaşmayı eleştirdi ve bu, insan haklarına karşı suç işleyenleri affetmek demek diye karşı çıktı. Fakat bütün bu tartışmalar anlaşmanın asıl ekonomik özünü, paramiliterlerin uyuşturucu kaçakçılığından kazandığı milyarlarca doları aklamasını, göz ardı etti. Paramiliterler çatışma eylemlerini ve yaşam standartlarını kaçakçılıktan kazandıkları para ile finanse ediyor.

Uribe ile paramiliterler arasında pazarlık başladığından beri milyarlarca dolar ve avro Kolombiya’ya girdi. 2003, 2004 yıllarında ve 2005’in ilk aylarında paramiliterler o zamana kadar depoladıkları fazla miktarda kokaini de ihraç etmeye başladı. Nasıl olsa bütün geçmiş satışların barış anlaşması ile affedileceğini bildiklerinden, anlaşma imzalanmadan önce ellerindeki malı bitirmek istediler. Kolombiya’da spekülatif borsa oyunlarının bu kadar artmasının asıl nedeni bu kara paranın yasa dışı yollarla ülkeye girmesi. Eski Roma’nın bir imparatoru gibi Uribe de tam 2006 seçimlerinden önce halka ekmek parası ve eğlence sağlayabildi. Washington elbet bu işin farkındaydı.

Kolombiya Planı’nın ana hedefi neydi? Uyuşturucu kaçakçıları şimdiye kadar hiç bu kadar güçlü olmamışlardı. Şu anda menkul değerler borsasının içindeler, narkotik gelirlerini hazine senetlerine yatırarak akladılar ve seçim sürecinde önemli rol oynamağa başladılar. Her ne kadar Uribe’nin partisindeki bilinen bazı narkotik ağaları partiden uzaklaştırıldıysa da, bunlar Uribe yanlısı paralel partiler kurup meclise seçilmeyi başardı. Açığa çıkmayan ağalar ise Uribe’nin partisinde var olamaya devam ediyor.

Eskiden uyuşturucu ağaları seçim kampanyasında tanıtım, gezi ve konaklama giderleri için para sağlayarak gizli yardım yapıyorlardı. Bu göreceli olarak küçük çapta bir işti. Bugün ise seçim kampanyasının bütün giderlerini karşılıyorlar. Hükümetin kendi istatistikleri 2005 yılında nasıl getirildiği bilinmeyen 3 milyar dolar ve avro ülkeye aktığını belirtiyor. Kimse bu 3 milyarın tohumlarını ekip yetiştirmedi; bu 3 milyar paramiliterlerin akladığı dolar ve avroların bir kısmı. Washington niye bütün manevi yükümlülük iddialarına, Narkotik Savaşına karşın buna göz yumuyor? Çünkü Kolombiya komşu devletlerde gelişmeye başlayan demokratik sürece karşı ABD’nin üssü olarak görev yapıyor.

Kolombiya’ya yönelik ABD müdahalesinin gerçeği bu. Kolombiya Ekvador, Venezüella ve belki Peru, Brezilya ve Bolivya’nın denetimi için kullanılan bitimsiz bir üs haline geliyor. “Kolombiya’ya karşı sabırlı olun; sıra Venezüella ve Ekvador’a gelecek. Irak’a sabredin; İran’a doğru ilerliyoruz” diyorlar.

Biz Kolombiya’da Uribe hükümetinin yarattığı terörü gözden saklamak için söylenen uydurma haberlere alışkınız; 60 yıldır süregelen şiddete, 4,000 sendika üyesinin öldürülmesine, işçi haklarının yok edilmesine, üç milyon köylünün topraklarından sürülmesine ve sendikaların vahşice yok edilmesinden yararlanan uluslararası sermayenin gelip ucuz emekçi çalıştırmasına alıştık.

Ama Kolombiya’da aynı zamanda gerillaların
metotlarını reddeden, hatta çoğu zaman gerilla hareketinden zarar gören, demokratik sivil toplum direnişi de var. Onlar uyuşturucu ağaların egemen olmadığı, her zaman yiyecek bulabildikleri ve yıllar boyunca şiddetin kurbanları olmuş halk toplulukların hak etikleri politik ağırlığı olduğu başka bir vatan istiyor. Paramiliterlerin narko-dolarları ülkeye girmeden önce halk direnişi Bogota’da belediye başkanını seçmiş ve Uribe’nin demokratik hakları kısıtlamak için anayasa değişikliği referandumunu reddetmişti. Direniş hareketi Aralık 2002’de ve Ekim 2004’te genel grevleri ve “mingas” denilen yerli halk kitlelerinin yürüyüşlerini örgütledi; yerli halkın yaşadığı bölgelerde serbest ticaret anlaşmasına karşı katılımın %86 olduğu dayanışma oylaması yaptı.

Halk hareketlerinin içinde olan bizler, ülkemizi Latin Amerika’daki gelişmelere ters düşmesin diye yaşamımızı tehlikeye atarak uğraşıyoruz. Her gün, Kolombiya Venezüella ve Ekvador’la birlik olsun, Brezilya’da MST’nin (Toprak İşçileri Hareketi), Uruguay’ın, Los Angeles’ta halkımızın yaptığını yapalım diye ölümü göze alıyoruz. Söz konusu olan ülkemizin geleceği…

[NACLA’nın Ocak/Şubat 2007 sayısından Emine Kunter tarafından Latinbilgi için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur