Altı delik ayakkabı-Cafer Karatepe

Suçu çok büyüktü, öyle ki cezası kanunlarımızı bile aşıyordu; zira hem Türk değil, Müslüman değil, hem de sisteme muhalifti. Cezası: Ölüm!

Kaldırımda yatan maktulün beyaz bir bezle örtülen gövdesi görünmüyordu, ama ayakkabıları açıktaydı; birisinin altı delik.

Kimimizin emperyalizm diye aşağıladığı, kimimizin dünyanın seçeneksiz biricik sistemi diye göklere çıkardığı, kimimizin muhalif olduğu, kimimizin gönüllü ya da paralı sözcülüğünü ya da bekçiliğini yaptığımız, sömürü düzeni diye adlandırıldığı gibi özgürlükler düzeni diyenlerin de hayli fazla olduğu, akademisyenlerin neo-liberal sistem, küresel ekonomi gibi kavramlarla ifade ettikleri devasa dünya sistemimiz; yetimhanelerde büyüyen, büyüdüğü topraklar kendisine zindan edilmiş, altı delik ayakkabı giyen, 6000 tirajlı yerel bir gazetenin yönetmenliğini ve yazarlığını yapan bir muhalifini gene kendisinin mağdur ettiği bir gence öldürttü. Bununla da yetinmedi; öyle bir timsah gözyaşı döktü ki, hepimiz inandık.

Böyle bir organizasyonun önünde ancak şapka çıkarılır. Öyle de oldu.

Yeteneğine ve yaşına uygun okullarda okuması, sevda türküleri söylemesi, gelecek için kendisi, ailesi ve toplumu için idealler kurması gereken tetikçi adayı, sistem tarafından pis bir paçavra gibi ıskartaya çıkarılıp çöplüğe atılmış. Sistemin ona yatırım yapma gibi bir derdi yok, zira ona yaptığı yatırımı ölü yatırım olarak görüyor. O yaptığı yatırımın karşılığını fazlasıyla ve hemen almak zorunda. Aksi halde sistemdeki diğer rakipleriyle boy ölçüşemez. En rasyonel yol onu elinin tersiyle sistem dışına itmektir. Müstakbel tetikçinin başına gelen tam da budur.

Sistem dışına itilen genç bunun ayrımına varmakta gecikmeyecektir. Etrafına bakınacaktır. G��rdükleri korkunçtur. Çöp kutusundan yiyecek aramaya çalışan bir çocuğun ya da yaşlının yanında dünyanın en yeni harikası bir cip durmaktadır. Kendisi bir çay parası bulamazken kimi akranlarının giydiği marka giysilere bakar. Onların gittiği son moda kafelerin önünden geçerken eziklik karışımı bir hınç duyar. Mahallenin kızları aylak ve işsiz olduğu için kendisine yüz vermemektedir. Gerginliği, kırıcılığı, kavgacılığı bundandır. İsyan halindedir, ama kime, neye niçin olduğunu bilemez; habire çevresiyle çatışır. Tüm hırçınlığının altında yatan itki içinden atıldığı sisteme geri dönebilmektir.

Kendisine bir tetikçi lazım olduğunda sistem onu hemen hatırlar; gider kolundan tutar, kendi kırdığı, örselediği onurunu cila yaparak parlatır, iyice silikleşen kimliğini güçlendirir, kahraman ve üstün bir ırkın çocuğu, ahir zaman peygamberinin bir ümmeti olduğu konusunda iyice şişirir onu. Öyle bir eğitimden geçirilir ki artık gözünü budaktan sakınmayan milliyetçi ve mukaddesatçı bir genç vardır karşımızda. Sistemin içine bir şekilde girmiştir, oradan çıkmamak için yapmayacağı yoktur.

Başta ırk ve din ayrımcılığı olmak üzere cinsel, kültürel, bölgesel vs her türlü ayrımcılık sistemin devamını sağlayan ana ideolojilerden biridir. Ayrımcılık ötekini aşağılamayı dolayısıyla sömürmeyi meşru kılar. Bu aşağılama ve sömürme üstün ırkın(!), üstün dinin(!) vs. mensubu alt tabakaların da giderek aşağılanmasının ve sömürülmesinin yolunu açar. Böylece sistem tüm sömürüsünü meşru hale getirir.

Irkçılık, mezhepçilik, cinsiyetçilik vs her türlü ayrımcılık sistemin sigortasıdır. Hrant Dink bunlara karşı çıktı.

Sıra gelmiştir toplumu ve tetikçi adayını bu hale düşüren “öteki”lerin belirlenmesine. Bu konuda elindeki medya desteği, iletişim ve propaganda olanakları nedeniyle fazla zorluk çekmez sistem.

Suçlu mutlaka ve kesinlikle bir düzen muhalifidir. En başta bir komünisttir, allahsızdır, yani üstün ırkın ve dinin düşmanıdır, vatan hainidir. Muhalif büyük bir olasılıkla aydın olduğu için ırkçı ve dincinin gözünde modernizmin, dolayısıyla da soygun düzeninin de savunucusudur, başımıza gelen her türlü musibetin nedenidir.

Böylece tetikçi adayı, kişi başına düşen milli hasıla 500 dolarken hemen hemen hiçbir aç insanın olmadığı ülkemizde, milli gelirimiz on kat arttığı halde neden 10 milyonlarca insanımızın açlık sınırının altında yaşadığını sistemden değil, sistem muhaliflerinden kaynaklandığını öğrenecektir(!). ABD’nin Irak’ı işgalini sistemden değil de kötü Başkan Bush’tan kaynaklandığını bilecektir. (Nitekim birçok ahkam kesicimiz bile böyle biliyor ya da böyle bilmek işine geliyor.)

Hrant Dink salt Ermeni olduğu için değil, daha çok özgürlüğü, eşitliği ve kardeşliği savunduğu için katledildi. Bu üç kavrama sistem giderek daha az tahammül ediyor. Sisteme çarpık bir şekilde eklemlenen ülkemizde ise hiç tahammül edilmiyor; zira sisteme gelecek zarar önce bizdeki sistem yanlılarını vuracaktır. Özgürlük, sistemi sorgulamanın yollarını açar, eşitlik sömürüye karşı çıkmaktır. Kardeşlik ise sistemin en büyük düşmanıdır. Sistem, insanlar arasındaki sistem karşıtı dayanışmayı yıkarak yerine başta ırk ve din ayrımcılığı olmak üzere her türlü ayırımcılığı ikame etti. Öyle ya insanlar her türlü kötülüğü öteki’nden bilir oldular şu son on yıllarda.

Sistem, Hrank Dink’ten korktuğu için onu öldürttü. Onun insan sevgisinden, sıcaklığından korktu. Suçu çok büyüktü: Hem Türk değil, Müslüman değil, hem muhalifti

24.01.07
Cafer Karatepe
[email protected]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur