İtalya’da ROM “gerçeği”-Murat Çınar(Otonomlar)

Onları genellikle tramvayda veya otobüste renkli renkli giysileri, yarım örtülü saçları, uzun bıyıkları ve deri ceketleriyle, ya taşıdıkları çuvallarını sürüklerken ya da kucaklarındaki bebeklerini susturmaya çalışırken görürüz. Biraz daha şanslıysak bir pazar meydanında veya iş çıkışı vaktinde bir yaşlının yarım açık çantasına uzanan o sessiz sakin elleri görebilir hatta bunu tek görenin biz olmadığımızı fark edip neden kimsenin ağzını açmadığına şaşırabiliriz.

Bugün bir toplu taşıma aracına binmeyi tercih etmediniz mi? O zaman okul çıkışında, kilise kapısında, meydanlarda, bankaların önünde veya dükkanlarla dolu süslü püslü sokaklarda boyunlarına asılı bozuk bir İtalyanca ile yazılmış karton parçalarıyla hasta çocuklarının, işsiz eşlerinin olduğuna ve aç olduklarına tanıklık edebilırsiniz. Hatta elleri size dönük ve ne dedikleri tam anlaşılmayan bir şekilde para istediklerini görebilırsiniz.

Ama İtalya Milano’da ve belki de hikayesi meşhur olamayan dünyanın diğer bir başka yerinde ROM’lardan daha farklı şeyler görmüş, öğrenmiş ve beklemiş insanlar da yaşıyor. Onları sadece insan oldukları için ve sadece kendileri gibi her geçen gün daha da ezilmekte olan bir sınıfa ait oldukları için seven bir kaç ırkçılık karşıtı da var bu dünyada. Irkçılığın sonunun olmadığını, bilimsellikten uzak her türlü fikrin önyargıya gebe olduğunu, göçmenlerin sadece yurttaşlık kimliklerinin değil evrensel insani haklarının da olduğunu anlayabilmiş yüzlerce İtalyan, Romaya’nın halklarından biri olan göçebe kökenli ROM’larla yaşamayı ve onları tanımayı öğrendiler.

Komunist Çavuşesku rejimiyle insani temel haklar olan; iş, ev ve kimlik haklarını elde eden ROMlar artık göçebelikten kurtulmuşlardı. Bir ROM’u aşağılamak suç sayılırken göçebe kalma isteğinde bulunanlar ise zorla şehirlileştirilmiyorlardı. Ancak komunist rejimin yıkılışı ve Çavuşevsku’nun eşi ile birlikte idam edilmesinden sonra ilk olarak motorlu araç plakasından ROM yazısı çıkartıldı ardından da onlara tanınan tüm temel haklar anayasadan silindi. Artık Romanya RO olarak temsil ediliyor ve ROMlar da göçebeliğe geri dönmek zorunda kalarak yaşamlarını sürdürmeye başlıyorlardı. Zamanla Romanya’da sadece kanuni yapılar değil ayrıca gündelik davranışlar da ROMlar’ın aleyhine değişiyordu. Evleri kundaklanıyor, işten çıkartılıyorlar, nasıl Kuzey İtalya’da güneylilere, Moskova’da Çeçenler’e ve Fransa’da Afrikalılar’a ev verilmiyorsa, ROMlar da karavanlarda veya çadırlarda yaşamaya zorlanıyorlardı. Üstelik yeni Romanya devlet kimliğinde birçok ROM’un kayıtlarda yeri yoktu, aynen Slovenyalı “silinmişler” gibi.

Romanya “iktisadi gelişimi”ni sürdürüyor, yabancı sermayeye kapılarını açıyor, vergilerini yabancı iş adamlarına karşı düşürüyor ve Avrupa Birilği’ne dahi baş vuruyordu ancak ROMlar halen bir “sorun” olarak kalıyorlardı. Artık Romanya yurttaşları bu vaad edilen AB zenginliklerinin evlerine varmadığını her geçen yıl daha da anlıyor ve AB ülkelerinin yolunu tutuyorlardı. Ya ROMlar? Onlar ise artık Romanya’nın ucuz iş gücüydüler, eğer istemezlerse zaten mevcut hayat şartlarından daha beteri de mümkün olamazdı. ROMlar’ın büyük bir çoğunluğu diğer yurttaşlarının yaptığı gibi İtalya’nın zenginlik sunduğunu hayal ederek göçmen olamaya karar verdiler. Ancak hangi pasaport ve hangi vize ile? Pasaportu olanlar Romanya ile AB arasında olan anlaşma sayesinde sınırda 3 aylık bir vize alarak yasa dışı göçmen olma yolundaki ilk yasal adımı atıp giriş yapıyorlardı. Kimliklerinden yoksunlar ise geride ırkçılık ve yoksulluk dolu umutsuz bir geleceği bırakarak siyasi göçmen olma yolunda İtalya’ya kaçak giriyorlardı.

Tabii ki kapitalist ekonominin dünya üzerindeki yüksek kulelerinden biri olan İtalya’da hayat beklenildiği gibi toz pembe değildi. Bilhassa ROMlar’ı gene karavanlar, gene soğuk, çadır ve gene açlık ile ırkçılık bekliyordu. Çocuklarını okula yazdıramıyorlar, ev kiralayamıyorlar, iş bulamıyorlar ve en önemlisi yasal açıdan neredeyse hiçbir hakları sayılmıyor ve kurumsal hiçbir desteğe rastlayamıyorlardı. İtalya’nın halen siyasi iltica yasası yok. Diğer yüzbinlerce siyasi iltica başvurucusu gibi ROMlar da seneleri bulan ve sonu red ile sonuçlanan bir sürece giriyor ve temel haklarından yoksun açlık içinde bekleyişe başlıyorlardı. Hırsızlık ve dilencilik, köprü altlarında, tren istasyonlarında, tarım alanlarında ve dere kenarlarında yaşamak, çöpten bulunan maddelerle “ev” yapmak ve ırkçı davranışlara tabi kalmak Romanya’da da olduğu gibi gene yaşam standartları oluyordu.

Ancak bunları gözlerinin önünde izleyen, hergün arabasıyla işe veya eve giderken camını sildirten, belki de zaman zaman cebindeki 10 centi o dilenen ROM’a veren bazı İtalyanlar diğer yurttaşlarından farklı olarak birşeyler yapma isteğinde hissettiler kendilerini. Ev, iş, okul, yemek ve saygınlık haklarını ROMlar’a yasal veya yasal olmayan yollarla kazandırmak isteyen yüzlerce ırkçılık karşıtı grup toplanıp ROMlar’dan haberdar oldular ve onlara yardımcı olmaya başladılar. Bu yardım o kadar ileri gitti ki yaklaşık 500 ROM Milano’nun merkezindeki Adda Caddesi’nde yaklaşık 100 İtalyan ile eski ve kullanılmamakta olan bir binayı işgal ettiler ve sadece onu da değil diğerleri diğer binaları, tam 6 yıl boyunca konaklama hakları ve insanca yaşamak için mücadele ettiler. Insani temel haklarını karşılık beklemeksinizin İtalyanlar’ın onlar için savunduklarını gören ROMlar her bir polis baskınından sonra yollara düşüyor yeni binalar arıyorlardı. Ancak sorunu siyasi duruş olmaksızın aşmanın imkansızlığının idrakına veren İtalyan ırkçılık karşıtı gruplar ROMlar’a bunu anlattıklarında işte o hayal edilmesi dahi zor olan siyasi mobilitasyon başlamıştı.

Artık tüm Milano ROMlar’ı ellerinde insani temel haklarını savunduklarını ve neden savunduklarını anlatan kağıtlarla görüyordu tramvaylarda veya otobüslerde. Artık ROMlar belediye veya eyalet meclisi önünde dilenmek için değil eylem veya basın açıklaması yapmak için bulunuyorlardı. Artık bu yaşadıkları ülkede onlara uzanan ellerin yurttaşlık kavramından üstün değerlerin de olduğunu temsil ettiğini anlamışlar ve evrensel konulara varan eylemlere katılıyorlardı. ROMlar Irak savaşına karşı Milano’da gerçekleşen ulusal eyleme ellerinde savaş karşıtı pankartlar ve üsterinde gene o kendilerine has renkli giysileriyle yer almışlardı. Ve gün gelip de o dertlerini birlikte yaşayanlara birşey olduğunda mahkeme önlerine kadar gidip saatler boyunca duruşma sonucunu oturma eylemleri ile bekleyen gene ROMlardı. Artık bazıları için “çingene”, “roman” veya “göçebe” olarak adlandırılan bu dünün kimlikli yurttaşları bugün yasal kimliksiz ama her açıdan hayat deneyimi edinmiş ve siyasi düşünceleri olan bireyler olmuşlardı.

30/12/1998 tarihinde De Castilla caddesindeki işgal edilmiş evin polis tarafından boşaltılması ile ilk tanışma gerçekleşti. 8 Mart’a kadar çeşitli konaklama çözümleri bulunduktan sonra ROMlar ilk defa el ilanları ile temel haklarını savunmak üzere toplu taşıma araçlarında boy gösterdiler. 20 ROM kadın Milano’da bir ilke imza atmışlardı o gün. Diğer taraftan Sassetti caddesinde yaşayan diğer ROMlar’ın da polis tarafından işgal ettikleri evlerinden kovulmasına karşılık Barzaghi kampı kuruldu. Artık toplamda 80 aile(20si çocuk) birlikte hareket etme kararı aldı. Ancak 7 Ekim 1999’da, yani kampın kuruluşundan yaklaşık 6 ay sonra, polis Barzaghi ROM kampını yerle bir etti. DS ve PRC partileri ile CGIL genel sendikas
ı ulusal basına taşıdıkları bu “utanç verici” olarak nitelendirdikleri olayı böylelikle ilk kez tüm İtalya’ya duyurmuş oldular. Ve ilk ROM hareketi Milano Belediyesi önündeki eylemle başladı. Ardından belediye bu 80 aileye Triboniano kamp alanını konaklanabilir yer olarak gösterdi. Işte bu noktada da görüldüğü gibi ROM gerçeği sorun haline bu şekilde dönüştürülüyor. ROMlar’ın karavanlı açık alanlarda yaşama olasılığı ve boş harabe evleri işgal hareketleri polis şiddedi ile karşılaşırken siyasi otorite çözüm olarak kendi yasa dışı gördüğü yolları öneriyordu.

26 Şubat 2000’de Barzaghi kamp alanına sonradan yerleşen 20 aile de belediye zabıtasınca -10 derecelik soğukta yerle bir ediliyor. Ve ROMlar “dünyanın tüm ROMları, birleşin!” başlıklı ilk bildirilerini yaymaya başlıyorlar. Artık mücadelede 100 aileye varmıştı. Bir kış, ilkbahar ve yaz ardından artık sonbahar 2000 vardığında ROM çocukların okula gitme zamanında yeni bir süprizle karşılaşıldı. Milano’daki kampı çevreleyen okullar ROM gençleri okula kayıt ettirmiyorlardı. ROMlar bu sefer çocukları için Carlo Alberto Dalla Chiesa ilk okulunun önünde oturma eylemi yaptılar. Bir hafta sonra gelen haber ROM gençlerin belediyece belirlenen bir okulda eğitimlerine devam etmelerine karar verildi. Tabi ki bu mobilitasyona karşı ırkçı cephede hareketlenmeye başladı. Bir haftada kurulan kamp çevresindeki mahallenin “komite”si emniyet müdürlüğüne yaptığı baskı ile polisi kampa “kontrol amaçlı” yönlendirmeyi başardılar. Şans eseri o gün mevcut olan yerel televizyon çekim ekipleri polisin bir anda ortaya çıkan şiddet dolu ırkçı tavırlarını görüntüleyebilmiş ve yayınlamıştı. 21 Kasım’da Barzaghi kampında halen kalmakta olan ROMlar’ın da şiddete uğradığını öğrenen diğer ROMlar artık büyük bir eyleme ilerlemek için çalışmalara başladılar. Geçen kışın ardından 10 Mart’ta tüm Milano’daki ROMlar’ın katıldığı ilk büyük eylem yaklaşık 5000 kişinin katılımıyla gerçekleşti. ROMlar belediye binası önünde temel hakları olan barınma standartı ve yurttaşlık haklarını talep ettiler.

Belediye tarafından “çözüm” olarak gösterilen Triboniano kamp merkezi 2001 yazının hemen başında yerle bir edildi. Toplam 300 kişi yaza evsiz merhaba dedi. Yaz mevsimini çeşitli konaklama çözümleriyle geçiren ROMlar son bahar başında toplam 200 kişilik dev bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantıda birlikte hareket ve mücadele ortak sözü kararlaştırıldı. Bir gün geçmeden polis Barzaghi sürecine kesin son vermek üzere kampı tamamen yerle bir etti ve toprak kalana kadar zemin düzeltme çalışması yaptı. Bu gerginliklere karşılık olarak yaklaşık 50 ROM kamp yakınında bir kiliseyi işgal etmeye karar verdi. İçerideki rahipler hemen polisi çağırır ancak hızlı bir iletişim ağı sayesinde yaklaşık 200 ırkçılık karşıtı genç kilise önünde süresiz oturum yaparak girişi polise kapatırlar. Katolik dayanışma derneği CARITAS işgalcilere yardım etmeye karar verir ve polis sadece kontrol amaçlı derneğin gözleminde kiliseye girer. 11 Kasım saat 24’te kamplardan atılan ROMlar ENEL GAS’ın eski binası olarak tanınan yapıyı işgale başlarlar. Yaklaşık 4 ay sonra Via Sapri’de işgal edilen bu bina polis tarafından baskın ile 22 Mayıs’ta boşaltılır. Polisin bu girişimi sonrası işgalci 180 ROM’dan 165’inin yasa dışı göçmen statüsünde olduğu anlaşılıp sınır dışı edilir. İlerleyen zamanlarda Milano Emniyet Müdürülüğü yaptığı bir açıklama ile dikkatleri ilginç bir şekilde üstüne çeker; “Yeni işgallere göz yummayacağız”. Emniyet açıklamanın ardından geride kalan 15 yasal durumdaki ROM göçmenine konaklama hakkı tanınacağı belirtir. Ardından ROMlar tüm Milano’da sadece 15 göçmenin bulunmadığını yüzlerce diğer ROM göçmenin de halen konaklama sorunu yaşadığını hem yazılı başvuru hem de belediye meclisi önünde oturma eylemi ile açıklamaya çalışırlar. Işte o anda ROM hareketi bulabildiği en güzel pratikle kendini anlatmaya başlar; “yerel göçmen eylemi”.

ROMlar’ın konaklama sorunundan doğan Milano eylemine, Filistin, Irak, Türkiye, Romanya, Fas ve daha nice ülke yurttaşlarından katılım olur. Olaylı geçen eylemin ardından gelen gün Milano Belediye Başkanı’nın gazetede verdiği demeçe tanıklık eder; “ROMlar’ı başka belediyeler düşünsün artık, yeter!”. Tarih 6 Haziran’ı gösterdiğinde defalarca yeniden işgali gerçekleşen Barzaghi kamp alanında savaşı andıran sahneler izlenir. Polis ile ROMlar arasında gene işgali uzaklaştırma kovalaması yaşanırken bu sefer ortaya tüpler ve ateşe verilen yataklar çıkıyordu. Artık ROMlar ve konaklama hakları birer şiddet simgesi olma yolundaydı. İşte o anda yaklaşık 2 yıldır militan desteği veren ırkçılık karşıtı İtalyan gruplar Adda Caddesi’ndeki boş ve harap binaya sessizce 5 aileyi yerleştirmeye başlarlar. Artık hedef sessiz ve sakin şekilde binayı tamir etmek ve mümkün oldukça çok ROM yerleştirmek. 2 hafta sonra yapı 25 aileye ev sahipliği yapmaya başlar. 6 Haziran ile başlayan işgalden 2 Temmuz’a kadar sakinlik korunabilir sadece. Sabah saat 07:30’da polis binaya ilk kez girmeye çalışır. Bu sefer ROMlar iddialıydılar, ellerindeki tüpler ve çakmaklarla üstlerine gaz dökerek İtalyan dostlarıyla çatıya çıkan ROMlar polisi şiddet kullanmadan püskürtürler. Bu girişim ardından Adda Caddesi sakinliğe kavuşur, en azından bir süreliğine. Şimdi sıra düzene gelmişti. Tüm ROMlar’ın katılımıyla yapılan seçimlerle Adda’nın ilk işgal meclisi seçilir. Tarih 15 Mart’a varmış ve ROMlar gene meydanlara inmişti ama bu sefer Irak Savaşı’na karşı eyleme katılmak için. Bildirileri, afişleri ve emperyalist savaş karşıtı el ilanları ile ROMlar politize olmanın bilincine doğru ilerliyorlardı.

Yaklaşık 1 yıl sakin bir şekilde ortalama 500 ROM Adda’da hayatlarını eşit ve demokratik şekilde sürdürüdüler. İlkbaharın başlaması ile 2003 yılının ilk ve son uyarısı Emniyet’ten gelir, “ya çıkın ya da baskın yaparız”. Nitekim ilerleyen günlerde Adda Caddesi’nde polis gözükür ama bu sefer durak, bakkal veya biletçi etrafında birer birer ROM yakalayarak özelliklerini gösterirler. Ancak ROMlar bireysel savunma sayesinde tüm yakalanan göçemenlerin karakola götürülmeden kurtulmalarını sağlarlar. Yaz geldiğinde yerel ve ulusal yazılı basında bir Adda karşıtı propaganda doğar. “Adda Mahallesi’nde yaşamak imkansız”, “Adda’daki ROMlar yan kesici”, “ROMlar polise de saldırmaya başladılar”, “Adda Mahallesi sakinleri bağırıyor: gönderin şunları”.

Yazılı basının da desteği ile belediye meclisi üyeleri Adda üzerine bireysel açıklamalar ile yasa dışı tüm göçmenleri bilhassa ROMlar’ı artık yola sokmanın gerekliliği üzerinde yoğunlaşıyorlar. Bu sırada mevcut İtalyan hükümetinin işçi sınıfı karşıtı siyaseti CGIL genel sendikasını ulusal greve yönlendirirken Adda’da yaşayan onlarca yasa dışı işçi göçmen de bir bildiri yayınlayarak İtalyan işçilerle greve katılacaklarını açıklarlar. 24 Ekim’de Adda’lı ROMlar ve diğer mücadeledeki ROMlar tam 400 kişi ile genel greve destek amaçlı yapılan Milano eyleminde sokaklarda diğer işçilerle yürüdüler. Tabii sağın ve bilhassa ayrılıkçı Kuzey Ligi Partisi’nin kalesi olan Milano sakin durmaz. 50 ila 100 arasındaki İtalyan Milano’lu yurttaş “çingeneleri istemiyoruz” adlı eylemi gerçekleşitirir, 27 Ekim.

Sonbahar ve kış sessiz ve sakin geçerken Milano polisi ve belediyesinin müdahele mevsimi olan ilkbaharın başı 27 Mart’ta yazılı basın gene konuyu gündeme çıkartır, bu sefer nihayi sonuç isyeterek: “Adda Caddesi’nde polise saldırı”, “Sıra şiddetle karşıl
ık vermede”, “Adda yıkılmalı”. 4 gün arasız süren bu kampanya sonucunu 1 Nisan’da tam 710 kişilik polis, zabıta ve jandarma gücü 360 kişinin yaşadığı Adda’nın önüne saat 23:00’da dikilir. Gergin bekleyiş sırasında son toplantısını yapan ROM işgal meclisi basın mensuplarını içeri alarak bir açıklama yapar; “son umudumuz olan bu evi tırnaklarımızla savunacağız, Adda Caddesi silinmez”. Geride kalan 290 kişi sabah saat 07:00’da polis ile çatışmaya başlar. ROMlar gene çatıda gene ellerinde tüpler. Ancak tam 10 dakikada polis toplam 260 kişiyi cop ve tekmeler ile Sosyal Yardım Merkezi’ne doğru giden otobüslere bindirir. Bir gün sonra tam 155 kişi Romanya’ya doğru 10 yıl boyunca ülkeden çıkma yasağı alarak sınırdışı edilirler. Geri kalanlar ise yıllardır polisin yerle bir etmeye doymadığı Barzaghi kampına yönlendirilirler.

Işte bu tam 21 ay boyunca insan olduklarının ve temel haklarının tüm dünya halklarıyla aynı olduğunun farkına varan ROMlar’ın ırkçılık karşıtı İtalyanlar ile dayanışma öyküsüdür.