Erdal’ı unutmadık-Yıldırım Türker(Radikal)

İnsan Hakları haftasına girdik. İşkencecilerin, üniformalı katillerin ebedi dokunulmazlığı karşısında çok isyan etmişliğimiz var. Bu yüzden vatan haini, marjinal, terörist ve benzeri yaftalarla onurlandırıldık. Asabi olduk. Örtbas edilmiş onca zulüm üstünde otururken vicdanı uslu kalanları anlamakta zorlanıyoruz.
Okur tekrardan bezse de biz yılmıyoruz.

13 Aralık aynı zamanda, insan haklarına inen 12 Eylül darbesinin en ünlü kurbanlarından henüz çocuk Erdal Eren’in asılışının 26. yıldönümü.

Hani, o günlerde bir tatbikat sırasında kendisine Erdal’ın idamı hakkında soru sorulduğunda Kenan Evren, şanlı tarihimize yazılan o ünlü cümleyi sarf etmişti: “Asmayalım da besleyelim mi?” 12 Eylül’ün ruhunu daha iyi açıklayan bir cümle bulamazsınız.

Mahkeme Erdal’ı öldürülecek kadar yetişkin bulmuştur bir kere. Erdal’ın dış görünümü ve tahsil durumuna bakarak yaş durumunun tespitine ilişkin talebi reddeder.

Erdal’ın duruşmalarda kendisine işkence yapıldığını belirtmesi de mahkeme başkanı tarafından “Bunların dava ile ilgisi yoktur” sözleriyle karşılanır.

Şimdi bize sanki biraz yorgun, biraz küs ama hülyalı gözlerle siyah-beyaz fotoğraflardan bakan çocuk kısacık ömrünün son günlerini zulüm altında ruhunu karartmamaya çalışarak geçirdi. Bir gün onu almaya geldiler. Ceketini giyerken bir asker yardım etmek istedi. Erdal, ‘Kendim giyerim’ dedi. Kelepçe vurulmasını istemedi sadece. Son isteğini sordular. Sigara, dedi. Ailesine yazmış olduğu mektupları iç çamaşırının içinden çıkardı: “Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile” diyordu.
“Belki 12 Eylül’den geçmiş olanların ömrü vefa etmez bu cuntanın ve işbirlikçilerinin yargılandığını görmeye. Ama siz de unutmayın. Unutturmayın. Suskunluk ve bunaklık üstüne kurulacak bir barışın sahte olduğunu bir an olsun aklınızdan çıkarmayın. Unutmayalım. Erdal, bize bakıyor hâlâ.” diye bitirmiştik bir yazıyı.

78’liler Girişimi, 13 Aralık günü saat 12.00’de Taksim Gezi Parkı’nda bir basın toplantısıyla Erdal Eren dosyasını açıyor. Bildirilerini birlikte okuyalım: “Yakın tarihimizin en önemli toplumsal kırılmalarından biri olan 12 Eylül askeri darbesi, kitlesel tutuklamaları, işkenceleri, sosyal ve kültürel yaşam üzerindeki baskıları kadar idamlarıyla da tarihin kara sayfalarındaki yerini aldı. Bilançosu kabarık, bedelleri çok ağır bir travmaydı 12 Eylül… Fiili durum bir yana resmi rakamların anlattığı şeyler bile insanın tüylerinin ürpermesine yetiyor. Resmi rakamlara göre darbe yönetimi döneminde 650 bin kişi gözaltına alınarak işkenceli sorgulardan geçirildi.

1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 98 bin 404 kişi örgüt üyeliğinden yargılandı.

21 bin 764 kişi örgüt üyesi olmaktan hüküm giyerek işkence ve baskının yaşam biçimi olarak örgütlendiği cezaevlerinde yıllarını geçirdiler. 171 kişi sorgularda ve cezaevi işkencelerinde can verdi. Yedi bin kişi hakkında idam cezası istendi. Vatandaşlıktan çıkarılanları, ömür boyu vatandaşlık haklarından men edilen yüz binlerce insanı saymıyoruz.

“Asmayalım da besleyelim mi?” Darbeci generallerin başı Kenan Evren’in tarihe geçen bu sözü, 12 Eylül felsefesi ve zihniyetinin yorumsuz bir özetiydi.

Bu zihniyet sonucu 50 kişi darağaçlarında can verdi. Bu idamlar içinde bir idam vardı ki, 12 Eylül zihniyetinin şiddeti ve hukuksuzluğu nerelere vardırdığının çıplak göstergesi olması açısından tarihsel bir ibret vesikasıdır.

13 Aralık 1980… Karanlık bir tarih bu tarih… Acılı bir tarih… Bir halkın utanç günü olarak anılması gereken bir tarih… Bu tarihte darbe mahkemelerinin kararı mucibince henüz on yedisinde bir gökçe fidan, Erdal Eren darağacına gönderildi. Dava dosyasındaki boşluklar ve yasal çarpıtmalar bir yana, yasalar önünde bile reşit kabul edilmeyen bir genci darağacına göndermekte beis görmedi darbe rejimi.

Erdal Eren’i idam sehpasına kadar götüren süreç, 30 Ocak 1980 tarihinde Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi, ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’in, MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir’in kurşunlarıyla katledilmesiyle başladı. Olayın duyulmasının ardından, 2 Şubat 1980’de Sinan Suner’in öldürüldüğü yerde bir protesto gösterisi yapıldı. Göstericiler arasında Erdal Eren de vardı. Gösteriye müdahale eden askerlerle göstericiler arasında çıkan çatışmada, er Zekeriya Önge ölürken, Erdal Eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Erdal Eren, tarihin belki de en hızlı yargılamasıyla, 19 Mart 1980’de idama mahkûm edildi. Erdal Eren, idam edildiğinde henüz on yedi yaşındaydı. Ailevi nedenlere ailesi yaşını büyük yazdırmıştı. Ancak mahkeme, buna itibar etmeyerek, Erdal Eren’in gerçek yaşının tespiti için kemik tahlili yapılmasını engelledi. Erdal Eren’in öldürdüğü iddia edilen erin otopsi raporlarında, ölüme neden olan kurşunun G-3 tüfeğinden çıktığına dair görüşler yer almasına rağmen otopsi raporları karartıldı. Ne avukatlarının sunduğu delil ve tanıkların ifadesi önem taşıyordu mahkeme için. Karar hâki renkli binaların kapalı kapıları ardında çoktan verilmişti. Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin, önce ‘Delillerin Noksanlığı’ nedeniyle esastan, ardından da idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren TCK’nın 59’uncu maddesinin uygulanmaması nedeniyle usulden bozmasına rağmen, Daireler Kurulu iki kararı da reddetti. Erdal Eren’in avukatı Nihat Toktay, çıkan kararı, “Yargıtay içinde bitirildi” diye değerlendirecekti.

Tarihe bir hukuk katliamı olarak geçen karara dünyanın dört bir yanından tepkiler yükseldi, imza kampanyaları toplandı. Ancak Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen “İdamı Engelleyelim! Erdal Eren idam edilemez” kampanyasına rağmen 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edildi Erdal Eren’in idamı yalnızca, geniş kitleler üzerinde estirilen baskı ve terör dalgasının somut bir ifadesi değil; aynı zamanda demokrasi, özgürlük ve gelecek güzel günler için yakın tarihimizin en güzide mücadelesine öncülük etmiş bir kuşakla, 78 kuşağıyla bir hesaplaşma, tarihsel bir rövanş anlamı da taşıyordu. Darbecilerin mücadelemiz hakkındaki kararı, Erdal Eren’e giydirilen idam gömleğiydi.

Ülkemizde gerçek anlamda demokrasi ve barışın tesis edilmesi her şeyden önce darbe kültürü ve yakın tarihimize damgasını vuran darbelerin toplumun bağrında açtığı yıkımla yüzleşmekle mümkündür. Bu, geniş kapsamlı bir yakın tarih araştırması ve bu tarihin hâlâ aydınlatılmamış olaylarının ve hukuk dışı kararların açığa çıkarılıp, mahkûm edilmesini zorunlu kılıyor.

78’liler Girişimi olarak 12 Eylül’le yüzleşme ve hesaplaşma kapsamında kuşağımızın maruz kaldığı hukuksuzlukların ve yaşadığı olayların takipçisi olacağız. Erdal Eren, kuşağımızın yaşadığı hak ihlallerinin, adaletsizliklerin ve kuşağımıza biçilen tarihsel idam kararının sembolü niteliğindedir.

78’liler, darbeci generallerin kuşağımızın
boynuna geçirmeye çalıştığı ‘suçlu’ yaftasını parçalayacak güç ve enerjiye sahiptirler. 78’liler asıl suçluların suçlarını açığa çıkarma ve insanlık önünde mahkûm etme görevini, 78’li olmanın güncel zorunluluğu olarak görmektedirler. Bu bilinç ve çaba ile 78’liler Girişimi, Kızıldere katliamı, 1 Mayıs 1977 katliamı, İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede öldürülüşü Tamer Arda ve arkadaşlarının toplu katliamı ve Veysel Güney dosyalarını yeniden açtı. Tarihimizi gün ışığına çıkarma ve 12 Eylül’ün suç belgelerini deşifre etme amacıyla Erdal Eren dosyasını da açarak, yüzleşme, sorgulama ve yargılama çabamızı yeni bir aşamaya ulaştırmış bulunuyoruz.

Bu çaba ile Erdal Eren’in anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. 78’liler Girişimi.”