“Bir katil konuşuyor”-Atılım

“Bir katil konuşuyor”-Atılım

19 Aralık Katliamı 6.yıldönümünde… Katliamın sorumlularından dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, gazetemizin sorularını yanıtladı.

Türk gazetemize çarpıcı açıklamalarda bulundu. Şu anda Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Türk, katliamı soğukkanlılıkla savundu. Katliamın aslında 2001 Nisan-Mayıs’ı için düşünüldüğünü belirten Türk, ölüm orucu direnişi üzerine planlarını erkene aldıklarını belirtti. Tutsak yakınları ve arabulucu heyet ile yaptıkları görüşmeler hakkında da gazetemize bilgi veren dönemin Adalet Bakanı, tahminlerinin ötesinde bir direnişle karşılaştığını belirterek, direniş nedeniyle F tiplerine sevk kararı aldıklarını anlattı. Aydınları, demokratik kitle örgütlerini “terör örgütlerini” teşvik etmekle suçlayan Türk’ün, katliam ile ilgili sık sık bir “devlet politikası”ydı tabirini kullanması dikkat çekti.

“Bir katil konuşuyor” başlıklı röportajın bir kısmı şöyle:

“19 Aralık operasyonunda sakat kalan insanlar ile yaşamını yitirenlerin yakınları tarafından yapılan değerlendirmeler var. Toplumun önemli bir kesimi de paylaşıyor bu değerlendirmeyi. ‘Katil’ diyorlar size, çok ağır ithamlarda bulunuyorlar. Adaletten sorumlu bir bakanın insan hayatına kast eden bir adam olarak bilinmesi sizi rahatsız etmiyor mu?

Ben o ailelere baş sağlığı diledim. O günlerde Ertuğrul Özkök’ün yazdığı bir yazı var. Benim ailelerle ilgili tutumumu onurlu bir tavır olarak değerlendirmişti. Bu tabii kolay değil. Aileler, sürekli olarak bakanlığa gelip üzüntülerini ifade ediyorlardı. Ben onlarla doğru ilişki kurdum. Bazıları sonra gidip terör örgütlerine karşı çocuklarını ikna etmeye çalıştılar. Fakat bazıları da terör örgütlerinin baskısıyla farklı konuşmuş olabilirler.

ABD eski savunma bakanı Rumsfeld, “bakanlık sürecimden kalma en kötü anım Ebu Garip hapishanesidir” dedi geçenlerde. Peki sizin en kötü hatıranız nedir; 19 Aralık mı?

Hayata Dönüş operasyonu bir zorunluluk dolayısıyla yapılmıştır. Arzu edilmiş bir şey değildir. Eylemler vardı. Bunlara son verilmesi için çeşitli girişimler oldu. Açlık grevi gibi protesto yöntemlerinin terk edilmesi, insan hayatı üzerinden eylem yapılmaması için sürekli tavsiyelerde bulunduk, bunlardan vazgeçmelerini istedik. Başka yöntemlerle isteklerinizi söyleyin dedik. Bu çerçevede çeşitli kuruluşların da girişimleri oldu. Örneğin TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, barolar, özellikle İstanbul Barosu, Türk Mimar ve Mühendisleri Odaları, Türk Tabipler Birliği, ayrıca şu anda Nobel ödülü almış yazarımız Orhan Pamuk’un ve Yaşar Kemalin de aralarında bulunduğu yazarlarımız, sanatçılarımız bu konuda girişimlerde bulundular. Fakat terör örgütlerinin baskısı yüzünden ne bu eylemler sona erdi, ne de isteklerinden vazgeçtiler. Bu arada hekimler bize 60. günden itibaren ölümlerin başlayacağını söylediler. 20 Aralık da 60. gündü. O gençleri kurtarmak için bir arama operasyonu yapacaktık. O yüzden adı “hayata dönüş” oldu. Ama direniş olunca F tipine sevke karar verdik.

Aradan bunca yıl geçtikten sonra şimdi “hayata dönüş” operasyonuna bakışınız aynen bakanlığınız dönemindeki gibi midir; yoksa o günün şartları gereği söyleyemediğiniz şeyler de var mıydı? ?

F tipi cezaevleri, benim ithal ettiğim bir model değil. İnşaatı benden önce başlamıştır. Benim zamanımda açılışı gerçekleşmiştir. Aslında açılış daha sonraki bir tarihte düşünülüyordu. Nisan veya Mayıs 21’de hazır olacaktı. Müdahale ölüm orucuna son vermek için yapılacaktı, ama direniş olunca mecburen nakil yapmak zorunda kaldık. Bazı cezaevlerine yukarıdan helikopterle indirme yapılarak veya duvarlar yıkılarak girilebilmiştir. Bazı cezaevleri kullanılamaz duruma gelmişti. Dolayısıyla, bu operasyon, bazılarının iddia ettiği gibi F tiplerine geçiş için yapılmış bir operasyon değil. F tiplerine nakil, zorunlu olarak, gündeme gelmiştir.

Aydınların, meslek odalarının, tutuklu yakınlarının bir önerisi var. Diyorlar ki, aynı koridorda bulunan üç kapı açılırsa, sorun önemli ölçüde çözüm yoluna girmiş olur. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu öneriyi? ?

İşte bunların hepsi, bu tip örgütlere toplumsal desteğimiz artıyor bilinci veriyor ve bu mücadelede ısrar etmelerine neden oluyor.