Tohumlarımız düşürülmüyor toprağa – Abdullah Aysu

Tohum paketlenmiş bitkidir. Bitkinin bütün özelliklerini içinde saklar. Tarımsal faaliyete başlamak ve yürütmek için zorunludur. Çiftçiler tohumlarını ayırmada ve kullanmada bağımsız oldukları sürece çiftçidirler. Eğer çiftçiler tohumlarını kendi ürettikleri üründen ayır(a)mazsa ürettiğine yabancılaşır, çiftçi olmaktan uzaklaşır.

Via Campesina’nın(1) Sao Paulo’daki 4. Olağan Kongresi’nde Küba delegasyonundan bir çiftçi; “Sovyetler dağıldıktan sonra yedek parça bulamadığımızdan Küba traktör mezarlığına dönüştü. Traktörsüz tarım yapamadık. Traktörsüz tarım yapmayı yani eski usul çiftçilik yapmayı da unutmuştuk. Yaşlıları taradık, çiftçiliği hatırlayanlara anlattırdık, kameralara aldırdık, ziraat fakültelerinde ders olarak okuttuk ve yeniden çiftçiliği öğrendik” diyordu.

Çiftçi olan kişi ürettiği ürünün en sağlıklısından tohumluğunu seçer, ayırır ve bir sonraki sezonda toprağa saçar bu yolla tarımsal üretimin ve çiftçilik mesleğinin devamlılığını sağlar.

Ama tarımda uygulanan neoliberal politikalar çiftçiliği ortadan kaldırıyor, tarımı şirketleştiriyor. Gıdaya da çokuluslu şirketleri egemen kılıyor.

Şirketler tarafından tohum pakete, gübre çuvala, ilaç kutuya hapsedilmiş durumda. Kutunun anahtarı da şifresi de çokuluslu şirketlerde…

Çokuluslu tohum şirketlerinin Türkiyeli sözcüleri çıkan Tohumculuk Yasası’na karşı olanları, 1963 yılında Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu Hakkındaki 308 Sayılı Yasa’nın savunucusu olarak kamuoyuna lanse ettiler. Oysa ki Türkiye tohumculuğuyla ilgili yasal düzenlemeler Cumhuriyet ile birlikte başlamış, sözü edilen 308 sayılı yasadan önce de sonra da, -özellikle Dünya Bankası’nın isteğiyle çokuluslu şirketlerin çıkarına- çabalar hep olmuştur.

Tohumculuğumuzun tarihsel gelişimi

Türkiye’de sistemli, geniş kapsamlı ve bilimsel temellere dayalı çeşit geliştirme ve tohumluk üretimine Cumhuriyet döneminde başlanmıştır. Bu amaçla 1925 yılında yurdun değişik yörelerinde Tohum Islah ve Üretme İstasyonları kurulmuştur. Kurulan bu istasyonlarda daha çok seleksiyon yoluyla tahıllara ait tohumlar geliştirilmiştir. Yalnız bu dönemde geliştirilen tohum çeşidi az, miktarı da birkaç yüz ton civarındadır.

1950 yılında 5433 sayılı yasa ile kurulan “Devlet Üretme Çiftlikleri”nden sonra çeşit geliştirme, tohumluk üretim ve dağıtım programları daha iyi organize edilmiştir. Ancak 1950’li yıllarda henüz çeşit tescil ve tohumluklar için kontrol sertifikasyon sistemimiz yoktu. A.Ü. Ziraat Fakültesi Bitki Yetiştirme ve Islahı Kürsüsü 1953 yılında (deneme niteliğinde) Tarım Bakanlığı adına Tahıl Tohumluklarının Kontrol ve Sertifikasyonuna başlamış ve 1959 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür.

1960 yılına gelindiğinde araştırma ve ıslah çalışmaları sonucu geliştirilen çeşitlerin tarafsız bir kuruluş tarafından tescil edilmesi amacıyla “Bölge Çeşit Deneme Müdürlüğü” kurulmuştur.

1963 yılında Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu Hakkındaki 308 Sayılı Yasa çıkarılır. Daha sonra çıkartılan yönetmeliklerle, tohumluk üretimi, tohumluk dış satımı ve dış alımı bu yasa ve yönetmelikler çerçevesinde düzenlenir ve yürütülür.

1980’den sonra makas değiştirilir

1982 yılına gelindiğinde ise tohumculuk politikaları değişir/değiştirilir. Bu değişiklikle ülkemizdeki özel tohumculuk kuruluşlarının sayılarında önemli artışlar olur. Tohumluk fiyatları serbest bırakılır. 1980 yılından bu yana çokuluslu tarım ve gıda şirketlerinin tarım ve gıdada egemenlik kurmaları için çabalayan Dünya Bankası’nın isteğiyle 1984 yılında tohumluk dış alımı da serbest bıraktırılır.

1985 yılında çıkartılan tohumluk teşvik kararnamesi ve bunların uygulamaya konulması ile özel tohumculuk kuruluşlarının hem sayılarında hem de üretilen çeşit miktarında büyük artışlar olur.

1960-1982 yılına kadar yurdumuz tohumculuğunda kamu kuruluşlarının payı çok önemlidir. 1982 yılında, Dünya Bankası’nın isteğiyle tohumculuk politikalarında yapılan makas değişikliği sayesinde özel kuruluşların tohumculuk sektöründeki etkisi hızla artmıştır. Örneğin, 1963 yılına kadar yurdumuzda sadece 5 özel tohumculuk kuruluşu varken, 1983 yılında özel tohumculuk kuruluşu sayısı 10’a ulaşır. 2003 yılında kamuya ait 31 adet tohumculuk kuruluşu varken, özel tohumculuk kuruluşlarının sayısı 31’den 116’ya sıçrar. Söz konusu özel tohumculuk kuruluşlarından 52’sinin “Araştırıcı Kuruluş Belgesi”ne sahip olduğunu belirtelim.

Türkiye, Tohum Test Birliği ISTA’ya(2) 1963 yılında üye olmuş, çeşit tescil ve sertifikasyon işlemlerinde uluslararası kuralları uygulamaya başlamıştır. Türkiye bu üyelik sonrasında ISTA ve OECD sertifikası düzenleme yetkisini de almıştır.

2004 yılında 5042 sayılı “Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunması”na ilişkin yasa yürürlüğe girmiş, Yasayla birlikte ıslahçı kişi ve kuruluşlarının emek ve yatırımları güvence(!) altına alınmıştır.

Çiftçiyi tohumundan ayırmak, çiftçilik mesleğini ortadan kaldırmakla eş anlamlıdır. Tohumun üretim ve pazarlanmasını çiftçilerden alıp çokuluslu yabancı tohum şirketlerine vermek için, içerden hükümetler ve yabancı tohum şirketlerinin yerli işbirlikçileri ile dışarıdan çokuluslu şirketler ve tetikçileri IMF ve DB birlik ve beraberlik içinde uğraştılar, uğraşmaya devam ediyorlar.

Oysa ülkemizin tohum yetiştirme açısından elverişsiz değil tam tersi iklim, topografya ve toprak özellikleri bakımından son derece uygun olduğunu belirtelim.

Türkiye tohum yetiştirmeye elverişli

Türkiye; iklim, topografya ve toprak özelliklerine göre altı ekolojik bölgeye sahiptir. Her ekolojik bölgenin içerisinde ayrıca çok sayıda mikroklima bölgesi de var. Türkiye ekolojik açıdan sahip olduğu bu zenginliğiyle çok sayıda kültür bitkisinin gen merkezi durumundadır. Islahçılar için yabani ve kültür formlar bakımından önemli olanaklar sunmaktadır.

Ayrıca Türkiye, tohum yetiştiriciliği için gerekli olan sıcaklık, ışıklanma süresi, ışık şiddeti, yağış ve oransal nem gibi pek çok iklim parametreleri ve böcek varlığına da sahiptir.

Birçok bölgemizde, havanın yağışsız, oransal nemin düşük olması kaliteli ve hastalıksız tohumluk üretebilmeye sağlıklı ortam sunmaktadır.

Öyle ki, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde iyi bir yabancı ot kontrolü ve sulamanın yapılması halinde yem bitkileri ve tahıllar için gerekli tohumluğun tamamı karşılanabilir. Üretim ve üretebilme olanaklarımızın böylesine geniş olmasına karşın bu olanaklardan yararlandığımız, tohum üretimimizi arttırıp yeterliliği yakaladığımız ne yazık ki söylenemez.

Yine sahibi olduğumuz bu olanaklara karşın ülkemiz tohumluk üretim politikalarını bağımsız ve doğru bir biçimde yönlendiremiyor, yürütemiyor. Çünkü 1980’den bu yana tohumculuğumuzda görülen yapısal değişikliklere baktığımızda, güdümlü politikaların egemen olduğunu görüyoruz. Hükümetlerimizin, IMF ve Dünya Bankası ile Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası (OTP) yönlendirmelerine terk ettikleri tarım ve hayvancılığımız, rüzgârın önündeki yaprak misali, onların estirdiği rüzgârların yönüne göre savrulmaktadır. Yine bilindiği gibi Tohumculuk Kanunu TBMM’ye Türkiye tarımının ve çiftçilerinin ihtiyacı sonucu gelmiş değil, çokuluslu tohumculuk şirketlerinin isteği sonucu gündemimize
girmiştir. Kanun, TBMM’de Avrupa Birliği uyum paketi içinde temel yasa kabul edilerek görüşülüyor.

“W” tek başına koltuğa oturuyor/kuruluyor

Ülkemizde yıllık tohumluk üretim programlarının hazırlanması görevi Tarım Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. Her yıl kamu ve özel tohumluk kuruluşlarının, araştırma enstitülerinin, üniversite temsilcileri ve bakanlığın ilgili birimlerinin ortak katılımı ile yapılan toplantılarda; ürün bazında tohumluk gereksinimi ve mevcut stoklar göz önüne alınarak, bir sonraki yılın tohumluk üretim programları hazırlanır.

Yeni yasa bu işleyişi de değiştirmeye yöneliktir. Yani tohumculuğu serbest piyasanın belirsiz belirlemesine bırakıyor. Bu alanda da meydanı çokuluslu şirketlere terk ediyor. Gerçekte tarım ve hayvancılık insanların gıda ihtiyacını karşıladığı için doğanın belirsizliğinin yanında bir de serbest piyasanın belirsizliğine bırakılamayacak önemdedir. Şirketlerin kâr histerisine bırakılamayacak kadar da stratejiktir.

Çokuluslu şirketler Tohumculuk Kanunu ile alandan kamuyu çıkarttırmakla aslında gıda egemenliği alfabesindeki “r”yi sil(dirt)iyor. Çiftçileri de konuşmalarında “r”leri söyleyemeyenler arasına katıyor. Hükümetin söz konusu Yasayla çiftçiyi ürettiği ürününden tohumluğunu ayıramayacak duruma getirmesi/sokması ile gıda egemenliği alfabesinin geriye kalan harflerini siliyor. Yani gıda egemenliği alfabesinde diğer harfleri silen “w” tek başına koltuğa oturuyor/kuruluyor.

Eğer Hükümet, Tohumculuk Kanununu maksatlı çıkarmadıysa bu durumu kavramamış demektir. Çünkü, tohum alanından kamuyu çıkarıyor, sektörü tümüyle çokuluslu şirketler ve onların yerli taşeronlarının egemenliğine terk ediyor. Hükümet çokuluslu şirketler istiyor diye çiftçiler için yaşamsal anlamı olan bir alandan daha çekiliyor. O yetmiyormuş gibi çiftçiye “sen kendi tohumluğunu ayırma, şirketlerden satın al” diyor.

Özel sektör kendine döllenen ürünlerde yok

Buğday gibi kendine döllenen ürünlerin, ıslah çalışmaları çok uzun zaman aldığından bu alanda özel sektör pek faaliyet göstermiyor.

1963 yılından günümüze kadar tescil edilen buğday, arpa, çeltik, fasulye, nohut, mercimek, pamuk, tütün ve fiğin büyük bölümü kamu kuruluşları tarafından geliştirilmiştir. Melez mısır, melez ayçiçeği, patates ve şekerpancarında tescil edilen çeşitlerin çoğunluğu özel kuruluşlara aittir. 2004 yılı verilerine göre, TİGEM tarafından 55 buğday ve 12 arpa çeşidi, özel tohumculuk kuruluşları tarafından ise 92 melez mısır, 50 patates ve 30 melez ayçiçeği çeşidinin tohumlukları üretilmiştir.

Sebze tohum üreticiliğini ağırlıklı olarak özel sektör yapmaktadır. 2004 yılı verilerine göre, yurdumuzda 31 sebze türünde 804 çeşidin tohumluğu üretim programına alınmıştır. Özel tohumculuk kuruluşları tarafından üretilen ve pazarlanan bu tohumluklara ait çeşitlerin; 119 adedi tescilli, 48 adedi üretim izinli ve 677 adedi ticari olarak tohumluk üretim programında yer almaktadır.(3) Bu alanda Hollanda, İspanya ve İsrail kökenli firmalar, yerli ortaklarıyla Türkiye’de tohum üretip pazarlamaktadır. Yerli çeşitlerimizin neredeyse tamamı kaybolmaya yüz tuttuğu bir dönemde sözü edilen ülkelerden bir kg. domates tohumunu 18 – 20 bin dolar fiyatla satın almaya başladık, kullanıyoruz bile.

Ziraatçılarımız özveriyle ıslah çalışmaları yaptılar

Türkiye 3 bini endemik (Türkiye kökenli) 13 bin bitki çeşidine sahiptir. Yüzyıllardır Batılı ülkelerden uzmanlar ve bilim insanları dağlarımızı, ovalarımızı vadilerimizi gezdiler, dolaştılar. Bitkilerimizi hayvanlarımızı topladılar. Onların üzerinde çalıştılar, ıslah ettiler. Bizden aldıklarını şimdi bize satıyorlar.

On binlerce yıldır tohum ıslahı yapan köylülerin, yukarıda tohumculuğumuzun tarihsel sürecinde anlattığımız yasa ve kararnameler ile geriletilmiş olan haklarına yeni yasa ile büsbütün el konuluyor. En çok da yüzyıllardır tarımda tohumları seçen, saklayan kadınlarımızın emekleri/hakları gasp ediliyor.

Cumhuriyetle birlikte Türkiyeli ziraatçılar da kendilerini tohum ıslahına adadılar. Sabır ile özveriyle çalıştılar ve aşağıdaki tohum çeşitlerini buldular. Türkiye tarımının ve tarımcısının hizmetine sundular.

1980 öncesi ve sonrasında aşağıda bir bölümünü sunacağımız iyi ve güzel araştırmalar yapılmıştır. Bu güzel araştırmaları “görevi namus bilerek çalışmış bu vatana hizmet etmiş” (4) o insanlar yaptılar. Ama bu araştırmaların sonucunda elde edilenleri uygulamaya aktarmada yetersiz kalmışız. Araştırmalara sahip çıkmamış, destek vermemişiz. Bu konularda Tarım Bakanlarımız tutuk davranmış, yavaş çalışmışlardır.

Türkiyeli ziraatçıların büyük özveri ile çalışarak ıslah ettikleri tohum çeşitlerinden bazıları şunlardır.(5)

Eskişehir Tarımsal Araştırma Enstitütüsü: Buğday çeşitleri, Bolal 2973, yayla 305, Arpa; Güzak, Yulaf; Bozkır ve Apak yulafları.
Diyarbakır Tarımsal Araştırma Enstitütüsü: Buğday çeşitleri; Diyarbakır 81, Dicle 74, Arpa; Şahin 91 Çeltik çeşidi; Karacadağ Mercimek çeşidi; Yerli kırmızı, Fırat 87, Nohut çeşitleri;11c-482.
Ankara Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Buğday çeşitleri; Akbaşsak 253/29, Topbaş 11/33 Arpa çeşidi; Toksak 15/37
Yeşilköy Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Buğday çeşitleri; Köse melez 1718, Ekmeklik 69082, Makarnalık 68722 Arpa çeşidi; Yeşilköy 387 Yulaf çeşidi; Yeşilköy 330.
Nazilli Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Pamuk çeşitleri; Nazilli 84, nazilli 87,
Sakarya Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Mısır çeşitleri; Popum: Sarı at dişi, Beyaz at dişi, Sarı sert, Nar, Koma: Kompozit A-1, Ada, Arifiye, Sapanca Çift Ml: Tüm 822 Tek M: TTM815, TTM81-19, TTM82-3 Komp: Kompozit Şeker ve Cin Mısırları Patates çeşitleri; Deli Osman. Sarıkız, Cosima, Resy, İsola, Marfona Buğday çeşitleri; Akova, Mentana, Aköz, Penjamo62, Libelula, Orso, Sakarya75, Cumhuriyet75, Ata81, İzmir85, Gönen, Marmara86, KateA-1 Yemeklik Baklagil Çeşitleri; Şahin 90(Fasulye), Marmara 1 (Bezelye).
Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Mısır çeşitleri; TTM813 melez Mısır, Karadeniz Yıldızı, Akpınar.
Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Çeltik çeşitleri; İpsala, Ergene, Trakya, Altınyazı, Meriç,
Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Buğday çeşitleri; Cumhuriyet 75, Gediz 75, Ata 81, Ege 88, Arpa çeşitleri; Gem, Kaya, Bornova92 Tütün çeşitleri; Trakya, Özbaş, düzce-Özbaş, İzmir-Özbaş, Samsun-Maden 189035, Trabzon 209/87 Fiğ çeşitleri; Ürem 79,menemen 79, Ege Beyaz 79, Kubilay 82 Patates çeşitleri; Sarıkız, Arı, İsola Çeltik çeşidi; M9.
Araştırma enstitülerinin çalışmalarının bir bölümü bunlar, tabii ki daha çok eksik var. Siyasiler yeterli destek vermedikleri bu ve diğer araştırma enstitülerini şimdi birer birer kapatıyorlar.

Bugüne kadar yapılan araştırmalar sonucunda elde edilmiş kaliteli aynı zamanda verimli çeşitlerin yayımında siyasiler tutuk ve yavaş davranmışlardır. Şimdi de tohum üretimimizin yetersizliği ile verimliliğimizin düşüklüğü bahane edilerek yasa çıkarılıyor. Çıkarılan yasayla yerli ve yabancı şirketler tohumculuk alanına egemen kılınıyor. Çıkarılan Tohumculuk Kanunu ile çiftçi
ler, şirketlerin olmayan vicdanları, olan ve her zaman kabarık olan cüzdanları arasında bir yere sıkıştırılmaya çalışılıyor. Ve bu konudaki “yargı” işini de söz konusu Yasa ile tohum şirketlerinin oluşturduğu Tohumcular Birliği’ne devrediliyor.

Araştırmayı zaman kaybı olarak görenler yönetti bu ülkeyi

Ülkemizde tohumculuğun dışında hayvan ıslahı, fidan ıslahı konusunda da çok değerli çalışmalar yapılmıştır. Türkiye’nin yetişmiş elemanları bazı siyasileri gibi sadece söylenenleri yapmaya değil yeni şeyler bulma ve geliştirme becerisine sahiptir.

Reşit Sönmez, Bir gün gazetelerde şöyle bir beyanat okudum diyor:(6) “Ben, Batı ülkelerinde, tarım konularında 40-50 yıl emek ve para sarf edilerek araştırılan bir konuyu neden sıfırdan başlayarak Türkiye’de yeniden araştırayım ve zaman kaybedeyim. Bedelini öder, alır ve hemen uygulamaya geçerim”. Bu değerli Bakanımız “Yetim Hüsnü” lakaplı Hüsnü Doğan’dır. İşte bu tür düşünen siyasiler çiftçilerin üretimden pazarlamaya zincire egemen olmalarını değil, çokuluslu şirketlerin tarım ve gıdaya egemenliğini adım adım tesis etmiştir.

Ülkemiz tarım ve hayvancılığının böylesine kuşatma altına alındığı günümüzde çiftçiler, ülkemizin iklimini ve doğasını dikkate alarak coğrafyasındaki farklı bölgeleri düşünerek düzenleme yapacak, çiftçilerin beklentilerine kendi kurum kuruluş ve elemanlarıyla yanıt verebilme olanağı tanıyacak bir devlet yapısını özlemektedir.

Yasa ÇUŞ’lar için kazanım, çiftçiler için yıkımdır

Tohumculuk Yasası çokuluslu gıda ve tarım şirketleri için önemli kazanım çiftçiler için ise yıkımdır. Bu yasayla organik tarımcıları da zorluklar bekliyor. Çeşit karışımlarını satın alamayacaklar. Yukarıda belirttiğimiz gibi binlerce yıldır ıslah yapan köylüler özellikle kadınlar bu yasa ile tohumlukları üzerindeki bütün haklarını kaybedecekler.

Tayfun Özkaya, Tohumculuk Yasası ile ilgili olarak;(7) “Büyük firmalar yasa çıkar çıkmaz büyük haklara sahip olacaklar ancak kanun gene de iki yıl boyunca bu hegemonyayı biraz gevşetmektedir. Geçici 1. maddede “5. maddenin 1. fıkrası hükmü ile 7. maddenin 1. fıkrası hükmü kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türleri ile kayıtlı çeşidi bulunmakla beraber, Bakanlığın gerekli göreceği tohumluk çeşitleri hakkında bu kanunun yürürlüğe gireceği tarihten itibaren 2 yıl süre ile uygulanmaz” demektedir. İki yıl boyunca kanunun zararları hemen çiftçilerce anlaşılamayacak. Aynı tarım satış kooperatifleri yasasında olduğu gibi… Madde 7 “yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verilir” denmektedir. Bununla ilgili olarak çiftçiye küçük bir hava alma penceresi açılmıştır. Madde 14’de istisnalar olarak “ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak şartıyla, çiftçiler arasında tohumluk mübadeleleri” kanun dışında bırakılmıştır. Bu oldukça kısıtlayıcıdır. İyi tohuma sahip bir üretici eğer tohumluğunu köylülere para ile satarsa istisnadan yararlanamayacaktır.

Kanunda kamunun tohumluğun her alanından çekilerek bu alanı özel firmalara terk edeceği anlaşılmaktadır. Madde 15’de yetki devrinden söz edilmektedir. Kamu üretim, sertifikalandırma, ticaret ve denetimi pratikte özel sektöre, gerçekte ise büyük dünya tohum devlerine bırakabilecektir. Yasada sözü edilen birliklerin ve alt birliklerin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu sayılacak olması ve bunlardan oluşacak olan birlik ve alt birliklere yetki devredilecek olması resmi tamamlamaktadır. Bu birliklerin oluşturacağı hakem kurullarının örneğin çiftçilerle şirketler arası anlaşmazlıklarda yetkili olacak olmaları tohum devlerinin hâkim koltuğuna da oturduğunun açık kanıtıdır.” diyor. Tayfun Özkaya’nın bu belirlemeleri için sadece beynine sağlık denir.

Çokuluslu şirketlerin Türkiyeli temsilcileri AB’de de tohumculuk yasası var, diyorlar. Doğrudur. Ama AB’de çiftçi örgütlenmesinin önü açık ve güçlü, onlara rağmen karar almak ve uygulamak kolay değildir. Ayrıca AB ülkeleri, ABD ve diğer birçok ülke ekoloji, tarım, sağlık, çevre gibi birçok alanda biyoteknoloji teknikleri ile üretilmiş türlerden kaynaklanabilecek risk, tehlike ve tehditlere karşı önlem alan mekanizmalarını kurmuştur. Türkiye’de Biyogüvenlik Yasası çıkarılmadan ve başka türden mekanizmalar oluşturulmadan Tohumculuk Yasası’nı çıkarıvermenin getireceği zararları katlayacağı bir başka gerçek olarak orta yerde duruyor.

Yasa onur kırıcıdır

Bilindiği gibi Irak bütün dünyanın gözü önünde ABD tarafından işgal edilmiştir. ABD’nin işgal ettiği Irak için hazırladığı kanunlardan “Karar 81″in 51-79 arası maddeleri Irak’ta yapılacak tarımla/tohumculukla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Karar 81’in tohumculukla ilgili kısımları incelendiğinde, ülkemizde meclise sunulan Tohumculuk Kanun Taslağı ile benzer olduğu görülecektir.
Evet, dünya tohum tekelleri iki elin parmaklarını geçmiyor. Ama onların kurdukları lobiler yoluyla kendi çıkarlarına hizmet edecek yasalar çıkarttırdıkları yaygın bir kanı. Irak savaş ortamında olduğundan Karar 81’i reddetmeyi başaramamıştır. Genetiği değiştirilmiş tohum ihalesi Monsanto firmasına verilmiştir. Savaş ile birlikte Irak’a kabul ettirilen bir yasanın benzerinin Bağımsız TBMM tarafından çıkarılıyor olması üzücü olduğu kadar onur kırıcıdır da.

Tohumculuk Yasası ayrıca baştan sona haksızlık içermektedir. Çiftçiler açısından bakıldığında adalet duygularından yoksun, eşitlik ilkesine aykırı, özgürleştirici olmaktan uzak, tam tersi çiftçileri şirketlere bağımlı kılıcıdır. Türkiye’li çiftçiler bu konuda TBMM’ye duygu ve düşüncelerini içeren bir mektup iletmişlerdir. Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu’nun hazırlayıp TBMM’deki tüm milletvekillerine gönderdiği mektubu son söz yerine buraya alıyorum.

“Sayın Milletvekili; (8)

Tohum, tarım için önemli ve zorunlu, tarımsal üretimin olmazsa olmazıdır. Çünkü toprağa gübre saçmazsanız, bitkiye veya böceğe ilaç atmazsanız az ürün alabilirsiniz ama sonuçta bir miktar ürün alabilirsiniz. Ama toprağa tohum atmazsanız, ürün elde edemezsiniz.

Tarımsal üretim sürecinde çiftçiyi kendi ürettiği üründen tohumluğunu ayırıp kullanmaktan alıkoyarsanız, işte o zaman çiftçiyi, çiftçi olmaktan çıkarırsınız. Tohuma kimi sahip kılar iseniz, onu çiftçiye de sahip kılarsınız yani çiftçiyi ona bağımlı kılmış olursunuz. Peki, birini bir diğerine sahip kılmak için yasa çıkarılabilir mi? “Sen ürettiğinden tohumunu ayırma ve kullanma, tohumu üretecek şirkete para ver ondan satın al” yaptırımı için yasa çıkarmak ne kadar meşru? Adalet ölçüleriyle nasıl ve ne oranda örtüşmektedir/bağdaşmaktadır?

Evet, Sayın Milletvekilleri,

Bu soruları vicdanınıza seslenmek için sormuyoruz. Vicdan kişinin kendi sorumluluğu ve hesaplaşma alanı içerisindedir. Biz çiftçiler kişi ile vicdanı arasına girmeyi o kişiye saygısızlık sayarız. Bunu asla yapmayız.

Ama çıkaracağınız Tohumculuk Yasası ile şirketler tohumun sahibi kılınıyor. Bu da, tarımın şirketlerin eline geçmesi anlamına gelmektedir. Bir mesleğin yürütücülerini birileri para kazansın diye diğerine mahkûm etmeyi adaletli, eşitlikçi ve özgürleştirici düşüncelerle bağdaştırıyor musunuz, bunu soruyoruz. Çünkü sizler adaleti, eşitliği, özgürleştirmeyi sağlayacak bir çatının altında görev yürütmektesiniz. Tohumu ele geçiren şirketler sadece tarıma değil gıdaya da ege
men olur. Bunu bildiğinizi düşünüyoruz. Gıdaya bir avuç şirketin sahip olmasının doğuracağı sonuçları bilerek bu yasaya evet diyorsanız bu bizi sadece üzmüyor, korkutuyor da. Bunu bilmenizi istiyoruz.

Dünya tohum tekelleri iki elin parmaklarını geçmiyor. Onlar kurdukları lobilerle kendi çıkarlarına hizmet edecek yasalar çıkarttırdıkları yaygın bir kanı. Çokuluslu iki elin parmakları kadar sayıdaki şirketlerin çıkarttırmak istedikleri yasalara dünya ölçeğinde 3 milyarı aşkın çiftçi karşı. Onların isteği de şunlardır.

Tohumculuk ve tarım hakları;
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin yetiştirmek istedikleri bitki çeşitlerini belirleme hakları vardır.
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin iktisadi, ekolojik ve kültürel açıdan tehlike arz eden bitki çeşitlerini reddetme hakkı vardır.
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin yapmak istedikleri çiftçiliğin şekil ve istemine karar verme hakkı vardır.
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin tarımdaki yerel bilgilerini koruma ve geliştirme hakkı vardır.
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin tarım tesislerini kullanma hakkı vardır.
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin kendi ürünlerini, çeşitlerini, miktarını, niteliğini ve yetiştirme şeklini demokratik bir şekilde bireysel veya kolektif olarak seçme hakkı vardır.
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin kendi teknolojileri veya insan sağlığını ve çevreyi koruma esasına dayalı olarak kendi seçtikleri teknolojiyle çiftçilik ve yetiştiricilik yapma hakkı vardır.
• Köylü kadınlar, erkekler ve ailelerinin kendi yerel çeşitlerini yetiştirme ve geliştirme hakları vardır.
Tohum şirketlerinin isteği üzerine çıkaracağınız yasa sizin önünüzde/elinizde bir karşılaştırma yapın. Biz çiftçilere göre, çıkaracağınız yasa deve misali olduğu için yasanın şu maddesini bu maddesini düzeltin şöyle çıkarın demiyor; geri çekmenizi istiyoruz. Kimden yana kimler için yasa çıkardığınızı bir kez daha gözden geçirin. Bakmayın siz bizdeki yerli birkaç tohum firmasının çıkardığı çatlak sese. Yasa çıktıktan 5 yıl sonra onları da şirketlerini de dünya devleri satın alır. Türkiye tarihinden siler. Onlar, Türkiye toplumunun tüketicilerinin ve üreticisi olan çiftçileri bağımlı kılmada yaptıkları ittifak utancıyla baş başa kalırlar…

Evet, sayın milletvekilleri gelin güzel ülkemizi çokuluslu şirketlerin deneme tahtası yapmayın. Çiftçiler için kuyu kazmaktan vazgeçin. Çiftçilerin evrensel düzeyde sahip oldukları tohumculuk ve tarım haklarına tüm milletvekilleri olarak Tohumculuk Yasası’nı geri çekerek saygı gösterin. 21 yüzyılda köleleştirici yasa çıkarmanın utancına ortak olmayın.

DİPNOTLAR

1- Via Campesina: “Çiftçilerin Yolu” örgütü. 1993 yılında kurulmuş, dünyada 90’nı aşkın ülkeden 130’un üzerinde küçük çiftçilerin tarafından oluşturulmuş dünya çapındaki çiftçi örgütüdür.
2- ISTA- Uluslararası referans merkezi olarak görev yapan kuruluş.
3- Temel GENÇTAN, M. Emin TUGAY, H. Hüseyin GEÇİT, Bahattin BOZKURT, Emin ERGUN, Hüsnü EKİZ, Kenan YALVAÇ, M. Nuri GEVREK, Ayhan ELÇİ, Alpay BALKAN; “Türkiye’de Tohumluk, Fide Ve Fidan Üretimi Ve Kullanımı” TMMOB ZMO VI. Teknik Kongre Kitabı, 2005
4- Yürekten katıldığım bu söz; Prof Dr. Reşit Sönmez’e aittir.
5- Islah edilen tohumlara ilişkin bilgiler: Prof. Dr. Reşit Sönmez; Zaman ve İnsan, s,137-138-139’dan alınmıştır.
6- Prof. Dr. Rreşit Sönmez; Zaman ve İnsan, s, 70, İzmir 2003
7- Tohumculuk Yasası’na ilişkin bilgiler: Prof. Dr. Tayfun Özkaya; BirGün Gazetesi’ndeki yazısından alınmıştır.

Abdullah AYSU; Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platform Sözcüsü