İlk dokuz ayda sermaye hareketleri – Korkut Boratav (SoL)

2006’nın Ocak-Eylül ödemeler dengesi verileri yayımlandı. Böylece bu yılın ilk dokuz ayı içinde Türkiye ile dış dünya arasında gerçekleşen ekonomik ilişkileri, bir önceki yılla karşılaştırma imkânı doğdu. Aşağıdaki tablo, bu türden bir karşılaştırmanın ana öğelerini sunuyor.

Ödemeler Dengesinin Ana Öğeleri, Milyon dolar


(*) Eksi işaret rezervlerde artışı ifade eder.

Tablonun dayandığı mantığı açıklayalım: Türkiye ekonomisinin dış dünya ile bağlantılarını; dahası ekonominin büyüme, durgunlaşma, daralma ivmelerini belirleyen temel değişken Türkiye’ye giren ve ülke ekonomisinden çıkan sermaye hareketleridir. Bazı finans yorumcularının ve iktisatçıların iddialarının aksine, Türkiye ekonomisinin 2003’ten bu yana ana sorunu, cari işlem açığının giderek büyümesi değil, Türkiye ekonomisinin denetim dışı ve aşırı sermaye girişleri ile karşı karşıya kalmasıdır. Bu durum, ekonomiye çok ciddi istikrarsızlık etkenleri taşımaktadır. Zira, yüksek tempolu sermaye girişleri toplam talebi kamçılamakta; buna bağlı olarak artan büyüme hızı da cari açığı yukarı çekmektedir. Bu durumu bazı iktisatçılar “hormonlu büyüme” diye nitelendiriyor; başkaları, aşırı şişkinleşen bir balon benzetmesi yapıyorlar. Net sermaye girişlerinin yavaşlayarak veya tersine dönerek “hormon”un kesilmesi halinde, ekonominin “gidişatı” tersine döner; çalkantı sert olduğunda finansal kriz ve ekonominin küçülmesi gündeme gelir.

Zaman zaman bu köşede de vurgulandığı gibi, benzer koşullarla karşı karşıya kalan “yükselen pazar” ülkeleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye ekonomisi daha ağır kırılganlık öğeleri taşımaktadır. Bu nedenle, yüksek tempolu ve giderek artan sermaye girişlerini endişeyle karşılamamız gerekiyor.

Tablonun sermaye hareketlerinin dökümü üzerinde odaklanması bu gerekçelere dayanıyor. Son iki yılın verilerini de bu açılardan mercek altına alalım.

***

2006’nın ilk dokuz ayında Türkiye ekonomisine dış kaynak girişini iki farklı biçimde ölçelim: Yabancı kökenli sermaye girişleri, önceki yıla göre yüzde 48 oranında artarak 38,1 milyar dolara ulaşmıştır. Yerli rantiye, firma ve bankalardan kaynaklanan sermaye çıkışlarını (-7,2 milyar dolar) ve (“hata/noksan” kalemi altındaki) kayıt dışı sermaye hareketlerini (-0,7 milyar dolar) de dikkate alalım. Böylece ulaştığımız “net sermaye girişleri” önceki yıla göre yüzde 24’lük bir artış göstermiş ve 2006’nın ilk dokuz ayında 30,3 milyar dolara ulaşmıştır. 2006, böylece, ilk dokuz ayda hızla büyüyerek 25,3 milyar dolara ulaşan cari açıkla bir başka “hormonlu yıl” olarak ortaya çıkmaktadır.

Sermaye hareketlerinin bileşimine gelince, biri olumlu, biri olumsuz iki gelişme dikkat çekiyor. Önce “iyi haber”: Ekonominin kısa vadeli, spekülatif özellikleri ağır basan “sıcak para” girişlerine bağımlılığı 2006’nın ilk dokuz ayında hafiflemiştir. Yerli ve kayıt-dışı sıcak para çıkışları, yabancı kökenli sıcak para girişlerini aşmış; bu nedenle net sıcak para hareketleri “eksi” değere dönüşmüştür. Net sermaye girişlerinin yüzde 49’unun sıcak para öğelerinden oluştuğu 2005’in ilk dokuz ayına göre bu dönüşümü olumlu karşılamamız gerekiyor.

“Kötü haber”e gelelim: Dış borç yaratan sermaye girişlerinin toplam içindeki payı, son iki yılda üçte iki dolaylarında seyretmektedir. Bu olgu, toplam yabancı sermaye girişlerinin 2006’daki başıboş artışı ile birleştiğinde, dış borç stokunun Eylül 2005’e göre bir yıl içinde 24 milyar dolar civarında artması sonucunu doğuracaktır. Eylül dış borç rakamları henüz yayımlanmadı; ancak 2006’nın ilk altı ayında dış borçların 22,5 milyar dolar artarak 194 milyar dolara ulaştığını biliyoruz. Toplam içinde özel sektöre ait ve kısa vadeli borçların payının artmakta olduğu da malûmdur. İçten veya dıştan kaynaklanan olumsuz bir konjonktürde Türkiye ekonomisini ciddi bir dış borç krizine sürükleyecek nesnel koşullar böylece oluşmaktadır.

Kaynak: sol.org.tr / 12 Kasım 2006