Elinizi, dilinizi çekin ‘devrim’den – Zeki Coşkun(Radikal)

Şarlatanlığın, şımarıklığın, küfrün, edepsiz hoyratlıkların da
sınırı var, diyeceğim ama, yok! ‘Devrimci pazarlama’ sözünü duydum, bir yaşıma daha girdim.

Yüzüm kızardı. O lafı edenler için bin bir küfür hücum etti dilime, beynime. Bildiğim bütün küfürlerin bin misliyle üstüme yağdığını hissettim. Bütün dinlerin, bütün sanatların, bütün kitapların, bütün sözlerin, bütün insanların, şehirlerin, köylerin, dağların, denizlerin, bütün dünyanın ve tarihin üstüne yağıyordu ‘devrimci pazarlama’ küfrü.

Yüzbinlerce yıl hayvandan pek farklı olmaksızın otlanıp avlanmaya,
karıncalar-kuşlar gibi yiyecek toplamaya uğraşan insanoğlunun yazgısını ‘tarım devrimi’yle değiştiren 10 bin yıl önceki atalarımın üstüne yağıyor ‘devrimci pazarlama’ ve ondan doğan küfürler.
Zulüm, kan, gözyaşıyla ama büyük mü büyük enerjiyle, kavgayla, çabayla 6 bin yıl önce ‘kent devrimi’ni gerçekleştirerek insanlık tarihinde yeni bir sayfa açanları da vahşice siliyor ‘devrimci pazarlama’ küfrü.

Arada olan biten her şeyi geçiyorum. Hamamdan fırladığı söylenen, “Bana bir kaldıraç verin, dünyayı yerinden oynatayım” diyen Arişimenet de, “Bildiğim bir şey varsa, hiçbir şey bilmediğimdir” diyen, düşündükleri, söyleyip yaptıkları için idam edilen Sokrates de yiyor o küfrü. İdealizmin kurucusu Platon başta olmak üzere, tüm öğrencileri; metafiziğin kurucusu Aristoteles dahil, Platon’un öğrencileri de…

Her şeyi ve herkesi kapsıyor devrimci pazarlama küfrü. “Ene’l Hak-tanrı benim” diyen ve kellesi uçurulan Hallacı Mansur’u, derisi yüzülen Nesimi’yi; kavimleri, dinleri, mezhepleri ortandan kaldırmayı hedefleyen Bedreddin’i, mezhepçi ama özgürlükçü Pir Sultan’ı!
Hepsi de devrimci.. pazarlamacı değil. Diri diri yakılan Bruno, yazdığı ‘Ütopya’nın bedelini kellesiyle ödeyen Thomas More, ‘Güneş Ülkesi’ni yazan ve 27 yıl zindanda çürüyen Campanella.. canlarıyla ödediler pazarlamacı olmayan devrimci düşüncelerinin bedelini.
Dünyanın yuvarlaklığını gören Galile, yerçekimini-maddenin hareket yasasını formüllendiren Newton, “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyen Descartes, elinde tuttuğu kafatasına “Olmak ya da olmamak, bütün mesele bu” diyen Hamlet, onu yaratan Shakespeare, Hamlet türevi Don Kişot, onun yaratıcısı bir elini savaşta kaybetmiş, esir düşmüş Cervantes.. ve daha nicelerini silip sürüpüyor ‘devrimci pazarlama’, s.ktir ediyor hayattan, zamandan, tarihten.

İnsanlık tarihindeki üçüncü büyük devrim; ‘sanayi devrimi’ yukarıda andıklarımız ve nicelerinin emeğiyle, katkısıyla gerçekleşti.
10 bin yıl önceki tarım devriminin, onun üstüne eklemlenen kent devriminin mirasıyla binlerce yıl debelenen insanoğlu, dünyayı yeniden kurdu. Özgürleşti ve esirleşti.

O özgürlüğün adı ‘kültür’dür, devrimdir. Esirliğin adıysa ‘pazar’dır, pazarlamadır. Biz onunla cebelleşirken, birileri kalkıp ‘devrimci pazarlama’ küfrünü icat ediyor. Pes.

‘Pazarlama’ dediğiniz şey, ‘Bezirgânlık’tır: Alışverişte yüksek kâr peşinde koşmaktır; bilgisini, becerisini, her şeyini sadece kazanç için kullanmaktır. Tarihin bütün devrimleri ve devrimcileri buna karşı savaşmıştır. Ve güya ki o ‘Doğru Yoldan Ayrılanlar’ın şiirini İzzet Yasar yazmıştır, onlar hep aynı sözü duymuştur:
‘hayvanherif bu saatte devrim yapmak yasaktır’Neden? Devrimci pazarlama yapılacaktır çünkü.

Bezirgânlar, çekin elinizi-dilinizi devrimden. Bedava değildir sözcükler. Hepsinin bedeli vardır. Ödenmiştir, ödetilmiştir, ödetilir.